24 Haziran 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

20 yetmez 200!


20 yeni üniversite geliyor, 13 üniversite ise bölünüyor

Türkiye'deki köklü 10 üniversiteyi bölerek, önemli bazı fakültelerin yeni kurulacak 15 yeni üniversiteye bağlanmasını içeren Yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, TBMM Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'ndan geçti.
20 yetmez 200!
AK Parti'li vekillerin hazırladığı önergelerin tümünün kabul edildiği komisyon toplantısında, "parçalanacak üniversite" listesine, Anadolu Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ile Afyon Kocatepe Üniversitesi de eklendi. Böylece parçalanan üniversite sayısı 13'e çıktı. Yeni kararla bölünen üniversitelerden devralınacak fakültelerle kurulacak yeni üniversite sayısı ise 20'ye ulaştı.


Üniversiteye yerleştiniz; hep hayalini kurmuştunuz o büyük kapıdan girmenin ve orada geçireceğiniz güzel günlerin. Mezun olduktan sonra, sizin ve ailenizin katlandığı bin bir zorlulukla kazandığınız o üniversitenin adını uzun yıllar boyunca gururla kullanacaktınız. Bir sabah uyandınız ve devam etmekte olduğunuz üniversitenizin adı değişti, üniversiteniz bölündü, parçalandı, küçüldü, ufaldı, ufalandı.

Bunu yapanların bir bildiği olmalı!

Mevcut fotoğrafı çekmeden yorum yapmayalım.

Denison, eğitimin işgücünün beceri ve üretkenlik kapasitesini geliştirerek ulusal gelirin büyümesine doğrudan katkıda bulunduğunu, ABD'deki büyümenin yaklaşık %15'inin işgücünün eğitim düzeyinin artışından kaynaklandığını hesaplamıştır. Kaliteli eğitimin, refah artışı üzerinde ölçülebilir bir etkisi var.

25 yılı aşkın aktif öğrencilik, 10 yılı aşkın öğretmenlik hayatım ise bana şunu kesin bir dil ile söyletiyor: Bu düzenle gidersek eğitim yolu ile ülkemize istediğimiz düzeyde katma değer sağlamamız mümkün değil. Neden mi?

Neresinden başlasam, neresinden tutsam da elimde kalsa!

Öncelikle istikralı bir eğitim sistemimiz yok. 4+4+2 mi? 3+5+2 mi? LYS mi, ÖSS mi? O kadar çok sistem değiştiriyoruz ki işin içinde olanlar bile eğitim sistemimizin hangi formatta olduğuna ilişkin sorulara net cevap veremiyor.  

İkinci olarak, nicelik bakımından yetersiziz. 81 milyon nüfusu olan ülkemizde, hâlihazırda 112’si devlet olmak üzere 181 tane üniversite, beş tane de meslek yüksekokulu bulunmaktadır.  7.2 milyon öğrenci sayıları 186’yı bulan yükseköğretim kurumlarında eğitim almaktadır. Öte yandan yaklaşık 326 milyon nüfusu olan ABD’de toplam sayıları 5 bini bulan kolej ve üniversitelerde 20.4 milyon öğrenci bulunmaktadır. Kaba bir hesap ile Türkiye’de bir yükseköğretim kurumuna düşen öğrenci sayısı yaklaşık 39 bin iken bu sayı ABD’de yaklaşık 4 bin civarındadır. Üniversitelerimiz ve hocalarımızın başı kalabalıklaştıkça ilgi ve kalitenin düşmesi kaçınılmaz bir sonuçtur.

Peki, aradaki bu büyük fark ne gibi sonuçlar doğurmaktadır?

Lafı çok uzatmaya gerek yok. Temel Bilimler alanında ülkelerin bilimsel yayın üretimini inceleyen 2010-2015 yıllarını arasını kapsayan bir araştırmaya göre, “en çok yayın üretilen Fizik, Uygulamalı (447.726) bilim dalında yayınların %60’ı atıf almış olup, Dünya etki değeri 5.80 gerçekleşmiştir. Çin (89.831) adet yayınla ABD (87.097) ve Japonya (43.664)’nın önünde ilk sırada yer almaktadır. Türkiye bu alanda toplam 4.273 yayına karşılık 21. Sırada olup 4.25’lik etki üretmiştir. İran aynı sıralamada 17. olup 5.172 yayın üretmiştir.”[1]

Sizleri duyar gibiyim. Aradaki akademik kalite farkının tek nedeni elbette üniversite sayıları değil. Zaten bizim yaptığımız en büyük hata da sayılara odaklanmak. Esas odak noktamız nitelik olmalı. Fakat şöyle bir gerçek var ki nicelik olmadan nitelik doğmuyor. Tek başına niceliğin artması da eğitim sistemimizin nitelik kazanacağının garantisi değil.

Üniversite Sayısının Artması Nitelik Artışına Sebep Olur mu?

Bu soruya kesin ve keskin bir cevap vermek zor. Lakin mevcut sistemin kalite üretemediği gerçeği uluslararası kıyaslamalarla apaçık ortada. Bunun yanında üniversitelerin sayısını çoğaltmak önemli ama tek başına yeterli değil. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) hayatına devam etmek istiyorsa; “idare etme” dönemine son vermeli ve üniversiteler arasında rekabetçi bir yapı kurmalıdır. Ülke içinde birbirleri ile rekabet halinde olan üniversiteler, sadece fiziki imkanları ile öne çıkmaktan vazgeçip daha fazla akademik başarı ve uluslararası bilinirlik peşinde koşmak zorunda kalacaklardır.  Bu yüzden 20 değil 200 tane daha yeni üniversiteye ihtiyacımız var.

Tabi ki hâlihazırda faaliyet gösteren ve yeni kurulacak üniversitelerin bazıları “Tabela Üniversitesi” olarak yoluna devam edecek, her köşe başında karşımıza çıkacak, diploma dağıtacak, askerlik için tecil imkanı verecek fakat bilime çokta katkı sunmayacaktır.


Eymen NAMAZCI
http://www.mirathaber.com/20-yetmez-200-6-4019h.html


Back To Top