20 Temmuz 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Demirören’in ardından gerçekler

Türkiye’nin dev holdingleri eski dönemlerde ekonomiyi canlandırmış olsalar da artık günümüzde ülkenin kalkınmasını engelleyici örgütlere dönüşmüşlerdir.

İçinde gazdan gazetelere, metalurjiden mermerciliğe, eğitimden limanlara 27 büyük şirketi içeren Demirören Holdingin kurucusu Erdoğan Demirören, 80 yaşında vefat etti.

Rumelili bir ailenin çocuğu olan Demirören, Beşiktaş’taki futbolculuk kariyerini babasının 1957’de vefatının ardından son verdi. Babasının kurduğu oto yedek parça firmasını devralarak 19 yaşında çalışma hayatına atıldı. Holding firmalarını çocuklarının devraldığı Demirören’in cenazesi, iş dünyasının katıldığı kalabalık bir törenle 10 Haziran’da kaldırıldı.

Erdoğan Demirören’e Allah’tan rahmet diliyoruz.

Demirören, bir yandan başarılı girişimcinin timsali olarak değerlidir. Fakat diğer yandan da kurduğu grup, Türkiye’nin kalkınmasına engel olan maymun iştahlı holdinglerintipik bir örneğidir.

Demirören Holding benzeri, sektörlere yarardan çok zararı olan bu maymun iştahlı, 20-30 ayrı sektörde dallanıp budaklanmış holding modeli, ülkeye değil girişimcisine yarar sağlar.

Faizli finans, enerji, bakkaliye, inşaat, plastik, otomotiv, maden, nakliye, mankenlik, yayıncılık, turizm, eğitim, bahçecilik, hastane, şekerleme, ayakabı, elektronik gibi sektörlere yayılmış holding ülkenin engelidir.

Bunun birinci nedeni, bu sektörlerin hiçbirine tam odaklanamayacağından, hepsinde Batıyı taklit ederek ilerler. Hepsini maaşlı uzmanlara, prezantabl damatlara, danışmanlara bırakır. Liderlik etmez, edemez. Dünyada öncü olmayı hedeflemez, küpünü doldurmayı hedefler.

Bu holdingler dünya pazarına Türk icadını değil, yerli pazara yabancı icadını pazarlamaya odaklıdır. Elli senedir faal bu holdinglerimizin toplamda yüzler, binlerce iştirak şirketinden sadece biri, Beko, dünya pazarında o da orta düzeyde bilinmektedir. Gerisi iç pazara ya da yabancı markanın fason üretimine yöneliktir.

Yedek parça kökenli Doğan ve Demirören, tekstilci Çalık, inşaatçılıkta başarılı Cengiz, servisçi kökenli Albayrak gazetecilikten ne kadar anlamaktadır? Kaliteli yenilikçi medya kurup yönetebilirler mi? Elbette hayır. Ne yapacaklarını bilmezler. Onlar kendi eski sektörlerinde iyi olabilir. Bunun gibi bu ek sektörler, hacimle, devletle ilişkilerle pazarda hakim olurlar.

Alman firmalar tek bir alanda ve nesiller boyu odaklanarak dünyada lider olurken bizimkiler Alman’ın temsilciliğiyle övünür.

Temsilcilik sömürgeciliktir.

İkinci neden de dünyada rekabet gücü olmayan bu 20-30 sektörlü içe dönük holdingler, sahip oldukları muazzam sermaye, ahbap çavuş ilişkileri, gizli yapılanmalar ve devletle, bürokratlarla içli dışlı olmaları nedeniyle, genç rakiplerine hayat hakkı tanımamaktadırlar. Doğru biçimde tek bir sektöre odaklı, yenilikçi, dünya pazarında rekabet ihtimali olabilecek küçük firmaların büyümesine izin vermezler. Onları ya yok ederler ya da satın alırlar.

1980 yılında Güney Kore ve Türkiye aynı ekonomik düzeydeydi. Fakat Güney Kore’li 20-30 şirketli holdingler belirli alanlarda uzmanlaştı, birçok sektörden çekildi. Türkiye ise aynen 20-30 sektörlü “ailemi zengin edeyim” firmalarına devam etti. Kore dünyada markalarını en üste çıkardı, bize tur bindirdi.

Rahmetli Erdoğan Demirören’in ardından bu gerçeği unutmamalıyız. Bu girişimci ailelerinin çocukları da kurucu baba ve dedenin adımlarını izlemektedirler. Ciddi bir dönüşüm yapacak olsalardı bile aileler onları durdurur. Bu şekilde holdinglerimiz iktisat aleminin müstekbirleri olarak ilerlemenin önüne geçmektedirler.

Dahası Müslüman kimlikli yeni girişimcilerimiz de yaşam tarzı dahil her alanda mevcut müstekbirleri taklit ettikleri gibi bu alanda da aynen mevcut formülü izleyerek, “çalıştık ettik, müstekbirlik sırası bize de gelmeli” demekle yetinmektedirler.

Oysa ilk nesil iş adamları, işlerini büyüterek, ekonomisi zayıf bir ülkeye hareket getirerek vazifelerini yaptılar. Onların iş modeli 1950’lerde 1960’larda kaldı. O iş modeli, artık dünyada bitti.

Türkiyemiz uzmanlaşmış, yenilikçi, dünyada bir numara olmayı hayal eden, bunun için çalışan, akıncı ruhlu girişimcilere ihtiyaç duymaktadır. Eski, köhne, içe dönük, sömürge memuru zihniyetli, tombul TÜSİAD holdingleri bize ayak bağı olmaktadır.

A. Galip GÜMÜŞDERE
http://www.mirathaber.com/a-galip-gumusdere-demirorenin-ardindan-gercekler-40-4442y.html


Back To Top