22 Mayıs 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Hesaba katılan bir ümmet olmak

Ümmetolarak bu dünyada haramlardan, günahlardan ve kötülük odaklarının şeytani planlarından kurtuluşumuza, Ahiret’te de Cehennem’den âzâdımıza vesile olmasını dilediğimiz Berat Gecesi’ni geride bıraktık.

 “Berât”(Berâet); günahlardan ve kötülüklerden arınıp temize çıkmak, ilâhî af ve rahmete nail olmak/erişmektir. Tevbe sûresinin bir adı da “Berâe” olup, bu, ‘şirkeve küfrekarşı bir ültimatom, bir kesin uyarıve son ihtardemektir. “Allah ve Rasûlünün inkârcı müşriklerden berî olduğunu” ilan eden bu sûrenin ikinci ayetinde:“…Bilin ki siz, Allâh’ı âciz bırakamazsınız ve Allâh kâfirleri rezil-perişan edecektir!”buyurulur. Allah’ın kâfirleri perişan etmesi ise, Müslümanların “piyasanın belirlediği”değil “vahyin belirlediği”bir hayatı inşa etmesine bağlı bir lütuf olacaktır.

Aliya İzzetbegoviç, bir Ramazan öncesi yazdığı makalesinde, Müslümanları bu konularda “bilgece”uyarır. Sanki bugünün Türkiye’si için yazılmış gibi duran bu diri(ltici) yazının bir kısmını paylaşalım:

“…Kapitalizmin küresel çapta da, aile ölçeğinde de, bireysel alanda da bariz olarak hüküm sürdüğü bu zamanda, hassasiyet sahibi Müslümanların yüzleştiği en büyük mesele ‘sekülerleşme’dir. Haram-helal denkleminin yerine, en kârlı olanın meşru sayıldığı, kaynağı ve usulü sorgulanmaksızın elde edilen her türlü kazancın mubah görüldüğü, erdemin, tevazuun sözde kaldığı, değerleri ‘piyasa’nın belirlediği hayat, seküler hayattır.Seküler hayat, eş zamanlı olarakseküler bir ahlak, seküler bir siyaset, seküler bir din tasavvurunu da beraberinde getirmektedir. Öyle ki, ubudiyetin en kapsamlı şekilde yaşanması gereken Ramazanlar bile bu sekülerleşmeden nasibini almakta, kişi başına düşen tüketim miktarı had safhaya çıkmaktadır. Sekülerleşme başkaca isimler ve biçimler altında her dönem var olmuştur, olacaktır. Ancak mesele, seküler hayat tarzının günümüzde hiç bir alternatif bırakmayacak derecede yaygınlaşması, Müslüman hayatının en mahrem alanlarına kadar sızması, buna mukabil asgari eleştiri ve tashih anlayışının yerini, her şeyin normal karşılandığı izafi, kaygan, belirsiz bir ortama bırakmasıdır.

2- Her sınıf, kendi ilmî, kültürel ortamını, bedii zevklerini oluşturur. Ancak seküler hayatların sağladığı dünyevi kazançlar, Müslüman topluluklarda başlangıçta zannedildiği gibi ‘hizmet’lere dönüşmemiş, tersine yine seküler hayatın kendisinin ivme kazanmasına yol açmıştır. Son on beş-yirmi yıldır, siyasi, ekonomik, sosyal alanlarda kazanılan mevzilerin maddi refaha tahvil edilmesiyle kaba saba da olsa bir tür burjuva sınıfı doğmuş, ancak bu sınıf aracılığı ile ne ilmi, entellektüel anlamda her hangi bir terakki yaşanmış, ne de bu imkânlar, lisanın, edebiyatın, müziğin neşv-ü nema bulduğu gündelik yaşam tarzlarında bir zarafete, bir inceliğe dönüşmüştür. Çünkü daha lüks hayatlar, pahalı eşyalar, yüksek makamlar, ‘kalbi selim’, ‘aklı selim’ ve ‘zevki selim’in garantisi olmadığı gibi, bizatihi dünyevi gücün kendisinin bu ‘selimler’ olduğu yanılgısını beraberinde getirir.

3- Bir zamanlar topluluk olarak veya şahsen gördüğümüz yüce hayaller’, ‘rüyalar’bugün yerini ‘projelere’bırakmıştır. Oysa Müslüman topluluğun kıymeti, projelerinin büyüklüğü, sayılarının çokluğu, maddi gücünün bolluğu, siyasi bağlantılarının stratejik oluşu gibi niceliksel değerlerden çok, adalet, istikamet, sahih itikad gibi niteliksel değerlere sahip olmasıyla alakalıdır.Müslüman topluluğun caydırıcı gücü, yeryüzünün herhangi bir yerinde işlenecek herhangi bir kötülüğün, bu topluluğun hesaba katılarak işleniyor olmasında yatar. ‘Bu kötülük işlendiğinde kendilerinin ne diyeceği ve nasıl bir tavır takınacağından çekinilen topluluklar’dır hayır sahipleri. Bu durum ölçü olarak kabul edilirse, en küçük semtimizden ülke geneline kadar yaşadığımız topraklarda bir kötülük, bir yolsuzluk, bir şer fiil işleneceği esnada ‘bir şekilde hesaba katılan, kendilerinden çekinilen’bir zümre, dane ile samanın karıştığı, haklıyla haksızın eşitlendiği zamanlarda her şeye rağmen savrulmayan, direnen, işaret taşı görevini sürdüren bir topluluk, artık kalmamıştır…”

(Özgürlüğe KaçışımZindandan Notlar, Klasik Yay., İstanbul 2005)

Yaklaşan Şehr-i Ramazan’ın ve Cumhurbaşkanlığı Seçiminin, yeryüzünde bir kötülük işleneceği zaman “hesaba katılan, kendilerinden çekinilen”bir ümmet oluşturmamıza medar olması duası ile.

Abdullah YILDIZ
http://www.mirathaber.com/abdullah-yildiz-hesaba-katilan-bir-ummet-olmak-15-4028y.html


Back To Top