16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Ağır hastalarımızı intihardan vazgeçirebilecek manevî terapistlerimiz neden yok?

Eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın oğlu Mehmet Yavuz Yılmaz'ın intiharının sebebi belli oldu. Yılmaz'ın İcra Kurulu üyesi olduğu İstanbul Kent Üniversitesi yazılı bir açıklama yaparak, Yılmaz'ın'Temporal Lob Epilepsi' tedavisi gördüğü ve ağırlaşan komplikasyonlar sebebiyle ağır stres altında olduğunu açıkladı.
Ağır hastalarımızı intihardan vazgeçirebilecek manevî terapistlerimiz neden yok?
Beykoz Konakları’ndaki evinde sabah saatlerinde hayatına son veren eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın oğlu Yavuz Yılmazhakkında açıklama geldi. Kent Üniversitesi’nden yapılan açıklamada Yılmaz’ın uzun süredir “Temporal Lob Epilepsi” hastalığı nedeniyle tedavi gördüğü belirtildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:“İcra kurulu üyemiz Sayın Yavuz Yılmaz, bir süredir “Temporal Lob Epilepsi”hastalığından muzdarip olup, tedavi görmekteydi. Hastalığın doğal süreci çerçevesinde oluşan, son dönemde giderek ağırlaşan ve felce doğru ilerleyen komplikasyonları nedeniyle ağır stres altındaydı. Bu manevi baskıya dayanamayarak, 16 Aralık 2017 günü hayata veda eden çok sevgili Yavuz Yılmaz'ı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz. Hatırası ve üniversitemize yaptığı katkılar her zaman hatırlanacaktır. Nur içinde yatsın. İstanbul Kent Üniversitesi Mütevelli Heyeti.”


AĞIR HASTALARIMIZI İNTİHAR NİYETİNDEN VAZGEÇİREBİLCEK MANEVÎ TERAPİSTLERİMİZ NEDEN YOK?

Yazımızın hemen başında Mirat-Haber olarak Sayın Mesut Yılmaz’a ve eşine başsağlığı diliyor, evlatlarının da Allah’ın mağfiretiyle muamele görmesini diliyoruz.

Biz haber-yorumlarımızda insan ihtiyaçlarına fıtrat ekseninde yaklaşarak, örneğin trafikte paniğe kapılan ve çevreye zarar veren bir hanım sürücüden yola çıkarak, “Olağanüstü Durumlarda Acil Manevî Destek Hizmetlerine İhtiyacımız Var” mesajını veriyor ve adres olarak ilgili devlet kurumlarını gösteriyoruz.

http://www.mirathaber.com/acil-manevi-yardim-konusunda-diyanete-cagri-olaganustu-durumlarda-acil-manevi-destek-hizmetlerine-ihtiyacimiz-var-8-2230h.html

Sosyal olayların merkezinde olan insanın maddiyat ve maneviyat ile ilgili zarurî ihtiyaçlarını bilmemek, gazetecilik/yöneticilik açısından ne kadar büyük bir gafletse, devlet eliyle o ihtiyaçları acilen gidermeye dönük bir sosyal hizmet ağı oluşturmamak da ihmalkârlığın ötesinde zulümdür. Bu zulme ortak olmamak adına, yine buradan sesleniyoruz:

Ağır Hastalarımız Neden Psikolojik Bunalıma Giriyor/İtiliyor ve İntihar Ediyor?

Sağlık/hastalık alanıyla ilgili olarak aslında yeni olmayan bir sorun yine gündemin başına geçti. İnanın bu intihar olayının merkezinde eski Başbakanlarımızdan olan bir babanın evladı olmasaydı, basın bu olaya hiç önem vermeyecekti. Çünkü hemen her gün onlarca hasta, benzer sebeplerden dolayı psikolojik bunalama giriyor ve(ya) intihar ediyor. Peki neden? Çünkü materyalist bir dünyada ister zengin, ister yoksul olsun, insanlarımız hastalığa yakalandıklarında genelde hemen iyileşmek ümidiyle hayatlarına sorunsuz olarak devam etmek ister. Halbuki yaşama arzusu ne kadar fıtrî ise, hangi sebebe bağlı olursa olsun ölüm de fıtrîdir, daha doğrusu öyle olmalıdır.

İnsan, ölümsüz bir varlık olmadığını mümkün mertebe erken yaşta idrak etmelidir. Aksi takdirde hep sağlıklı/mutlu bir şekilde yaşamayı arzu eden bir insan, ölüm düşüncesini hep erteleyecek ve belki de hayatını hep ölümsüzlük üzerine bina edecektir. Ama kaderî bir hakikat olan ölüm, ciddî bir hastalığa bağlı olarak bir ihtimal dâhilinde bile olsa beynimize işlemeye başladığında özellikle ölümsüzlüğü isteyen her insanın fıtratını/maneviyatını epey sarsacaktır. Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık, ölümü hatırlattığı için, ölüm acı bir ayrılık, çaresiz bir bitiş ve psikolojik bir dağılma gibi algılanır ve buna bağlı olarak da hasta üzerinde olumsuz etkiler bırakır. Bunun ölümün gerçek anlamını gösteren manevî/uhrevî terapoytik hizmetlerle önüne geçilmezse, özellikle inancı zayıf olan hastalar, daha fazla sabredemez ve intihara sürüklenebilir.

Sadece Hastalar Değil Hepimiz Ölüme Hazırlıklı Olmalıyız

Her şeyin bitmesi, tükenmesi, noktalanması anlamına gelen bir ölüm aslında yoktur. Dar açıyı ortadan kaldırmak ve insanı ufkun enginliğine yönlendirmek için, ölüm ile hayat arasındaki manevî köprüyü kurmak gerekiyor. Manevî yönüyle ölüm ile hayat arasında bir tezat mevcut değildir. Birbirini tamamlayan bu iki kardeş kavram, sadece dünyevî ve uhrevî hayata vurgu yapar. Ancak her iki hayat da netice itibariyle hayattır, biri kısa bir yaşama süreci tanıması açısından geçicidir, diğeri ise ölümsüzlüğün ilk basamağı olması açısından ebedîdir. Hayat, bunun için bir bütündür ve her bir hayatî unsur diğer unsurlarla sürekli olarak irtibatlıdır. Dünyevî hayatın sonu olan ölüm ise, ebedî hayatı sağlayan bir mekân değişikliğinden başka bir şey değildir. Dünyevî hayat, büsbütün değersiz değildir. Ebediyete yapılacak yolculuğa bir hazırlık ve imtihan mekânı olmasından dolayı dünya hayatı önemlidir, ahirete manevî yatırım yapmak açısından iyi değerlendirilmesi gereken bir zaman dilimidir. O zaman dilimini değerli kılabilmenin yolu da, ruhun bedeni terk ettikten sonra da hayatın devam edecek olmanın inancı ve şuuruyla yaşamaktan geçer.

Tıbbî Sosyal Hizmetlerde Maneviyat Destekli Palyatif Bakım Sunulmalıdır

Palyatif bakım, hastalığı ortadan kaldıran tedavilere cevap vermeyen hastalara yönelik erken safhalarda uygulanan bütüncül bakım ve destek hizmetleridir. Hayatı tehdit eden durumlarla birlikte görülen şahsî sorunlarla karşılaşan hastaların ve ailelerin hayat kalitesini, ağrıyı, fizikî, psiko-sosyal ve manevî boyuttaki diğer sorunları erken dönemde belirleyerek/değerlendirerek her türlü terapi yöntemini geliştiren bir yaklaşımdır. Palyatif bakım, hastanın acısını ve diğer belirtilerini kontrol etme, sosyal, duygusal ve manevî ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlar.

Palyatif bakımda, tedavi, rahatlama ve huzur duyma etkileri açısından manevî destek hizmetleri, önemli bir kaynak olarak değerlendirir. Özellikle terminal dönemdeki hastalara sağlanan manevî refakat hizmetleri, Batı Dünyasında öncelikli ihtiyaçlar arasında yer alır. Son yıllarda palyatif tıbbın en önemli direği, maneviyat olmuştur. Örneğin son dönemlerini yaşayan kanser hastalarının hayat gibi bir nimet olan ölüme yani yeniden dirilişe hazırlıklı olmalarını sağlayan en önemli unsur da manevî yönden kendilerini huzurlu hissetmeleridir (spiritual well-being).

Yakın zamana dek palyatif bakım, hayatın son dönemlerindeki hastalara acıların hafifletilmesi bağlamında tıbbî müdahaleler gibi algılanıyordu. Ancak şimdi hayat kalitesinin iyileştirilmesi ve ahirete hazırlık ilke ve hedeflerinden yola çıkılarak, hastalarda olabildiğince erken safhalarda manevî ve sosyal odaklı palyatif bakım hizmetleri sunulmaktadır.

Tıbbî sosyal hizmetlerde maneviyat içerikli palyatif bakıma şu hâllerde ihtiyaç duyulabilir:

1.) Tıbbî teşhisin kesin olmadığı, tedavi şansının olmadığı veya yetersiz kaldığı durumlarda (Mesela: kanser hastalıkları, karaciğer ve böbrek yetmezliği).

2.) Ömrü uzatmayı ve hastanın normal aktivitelerine katılabilmesini sağlayan yoğun tedavilerin uzun süre uygulanabildiği, ancak halen erken ölüm ihtimalinin bulunduğu durumlarda (Mesela: kistik fibrozis, kas distrofileri).

3.) Küratif tedavi tercihinin olmadığı, tedavinin daha çok palyatif olarak sürdüğü ve uzun yıllar devam edebilen ilerleyici durumlarda (Mesela: Batten hastalığı, mukopolisakkaridozis).

4.) Güçsüzlük ve sağlık komplikasyonlarına yatkınlığa sebep olabilen, ancak genellikle ilerleyici olduğu düşünülmeyen, ciddî nörolojik yetersizlikler içeren durumlarda (Mesela: beyin ya da spinal kord yaralanmalarını izleyen çoklu yetersizlikler, ciddî serebral palsi).

Maneviyat destekli palyatif bakım, hastalarda sıkıntıya ve üzüntüye sebep olan ve hayattan zevk almalarını önleyen ağrı, yorgunluk, bulantı-kusma, anksiyete (korku), konstipasyon (kabızlık), iştahsızlık, depresyon, konfüzyon (şaşkınlık) gibi bulguların yanında yalnızlık hissi, keder, izolasyon (tecrit edilmiş hissi) gibi durumların hafifletilmesini ya da giderilmesini hedeflemektedir. Manevî palyatif bakım, manevî destek ve telkin yöntemleriyle kaygı ve endişe içinde olan kederli ailelerin ruhî çöküntüler içine girmelerini de önlemektedir. Temel gaye, hasta ve aile fertlerine hayata ve hadiselere (zahirî musibetlere) bütüncül bir mana çerçevesinde (mana-yı harfî) bakabilmelerine, ilah-i takdir karşısında teslimiyet, tevekkül ve sabır çerçevesinde hallerine rıza göstermelerine yardımcı olmaktır.

Velhasıl

Sosyal hayatımızda gereksiz yere daha çok bedeller, harabiyetler, zulümler ve acılar yaşamak istemiyorsak, yanlışlarımızı ve eksikliklerimizi görebilmeliyiz. Ancak sağlık alanında tespit ettiğimiz bir eksikliği, özeleştiri ile ortaya koyarken, yeni yanlış uygulamalara sebebiyet vermemek adına yine uyarıda bulunuyorum. Batı’da uygulanan palyatif bakımdan bahsederken, bunun sihirli bir formül olduğunu söylemiyorum, ibret alınsın diye palyatif bakımın manevî hizmet boyutuyla geliştirilmiş olduğunun altını çiziyorum.

Onun için tıbbın çaresiz kaldığı durumlarda hastalara yönelik palyatif bakım ne kadar gerekli ise de hastanın psikolojik komplikasyonlarını bütünüyle ortadan kaldıramadığı için, yine de yeterli değildir. Bunu Dünya Sağlık Teşkilatı fark etti ve palyatif bakımının manevi unsurlarla zenginleştirilmesini tavsiye etti. Bunun için memleketimizde tıbbî/palyatif bakımın yanında eşzamanlı olarak Müslüman hastalara Kuran ve Sünnete uygun manevî destek hizmetlerinin de sağlanması gerekir. Yani bundan böyle sağlık alanında manevî terapistlere ihtiyacımız var. Artık bu ihtiyacın kimler tarafından nasıl karşılanacağı konusunu da bir zahmet devletimiz/yöneticilerimiz düşünüversin. Aksi takdirde maziye ait olduğunu düşündüğümüz bu gibi üzücü sonuçlar/olaylar, bugünün de yarının da sorunları olmaya devam edecektir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/agir-hastalarimizi-intihardan-vazgecirebilecek-manevi-terapistlerimiz-neden-yok-4-2650h.html


Back To Top