All for Joomla The Word of Web Design

Ağlıyorum İşte…

Ramazan ayında, iftar ettikten sonra balkona çıkar ve şehre bakarak düşünürüm öylece…  “Yaşadığım bu şehirde iftar edemeyen, karnını doyuramayan var mı?” Diye…

Kurban bayramı geldiğinde ise, kurban kesemeyen insanları düşünürüm yine öylece… Şehrin ortasında yükselen apartmanlara inat düşünürüm ve yine dalarım uzaklara.

Bazen düşünmek de yetmez bana. Dört duvar arasında, bayramda bayram yapamayan insanlar ve çocuklar düşüverir, gönül dünyama. Gönül dünyamda bir sıkılma ve daralma…

Bayramda bırakın yeni ayakkabıyı, eskisinin bile iş görmez olduğu patlak ve yırtık ayakkabılı çocuklar… Şeker ve baklava mı? O semti bilmem ama o evlere uğramaz o şeker ve baklavalar…  Hele kurban eti de ne ki? Kurban, zengin ve paralı insanların kestiği, sonra da derin donduruculara doldurarak  bir sene boyunca yediği….

Tüm bunları düşünürken bütün benliğimle, daralırım bir anda da gözlerimden birkaç damla yaş boşanıverir yanaklarıma.  “Acaba” derim kendi kendime, “Acaba, bayramda kurban eti tatmayan insanların, şeker yüzü göremeyen çocukların,  benim keseceğim kurbanda hakları var mıydı?” Bütün bunları düşünürken, gözyaşlarım artar ve sağnak yağış durumuna geçer bir anda.

Ağlıyorum işte ben… Yanaklarıma süzülen yaşlar rahatlatacak belki de beni! Keşke, yüreğimden süzülerek gözlerimden gelen yaşların her bir damlası, bir çocuğa ayakkabı, diğer bir çocuğa şeker, kurban kesemeyen ailelere bir parça et olabilse.

Emin olun(!) herbir damla gözyaşım bir çocuğun derdine derman olacaksa, dünyada ki bütün çocuklara yetecek kadar gözyaşı süzülüyor yanaklarıma.

Ağlıyorum işte ben… Ağlamak insani bir duygu da olsa, görenler pek bir anlam veremez benim bu haleti ruhiyeme. Anlam verebilmeleri için ise benim gibi düşünmeleri, gönüllerinde, dünyada ki bütün çocukların sevgisini hissedebilmeleri gerekir.

Ağlıyorum işte ben… Göz çukurlarım ağrıyana kadar ağlıyorum. Gözyaşlarımın her bir damlası; bir çocuğa bayramlık, bir yetim ve ya öksüze tebessüm, kurban kesemeyen ailelere bir parça et olana kadar ağlayacağım ben…

                                                                              ***

Yazımızın bu kısmında, hep birlikte ağlayalım mı sevgili dostlar?

TRT Belgesel kanalında yayınlanan “Ucuz hayatlar” programı… “Sihirli Kutu” gerçekten inanılmaz şeyler söylüyor o anda. Belki de inanılmaz değildir de biz inanmak istemiyoruzdur, ne dersiniz?

Uzun uzun anlatmayacağım tabii ki de. Ama ortada acı bir gerçek var ki o da İslam âleminin bu Kurban bayramında da kan ağlamakta olduğu…

Afganistan da yaşayan ( ya da yaşamaya çalışan) dört çocuklu dul bir kadının acı hikayesi. Evin babası; dünyaya demokrasi getirmek adına her yeri işgal eden, kan ve gözyaşından başka dünyaya bir şey vermeyen ABD’nin, bir hastane bombalaması sonucu hayatını kaybetmiş. Evin reisliğini on iki yaşlarında ki İbrahim üstlenmiş.

Günde iki öğün yedikleri sofralarında, sadece buğday ekmeği ve bitkisel çay var. Evet, yanlış okumadınız! Kuru buğday ekmeğini, buldukları bitkisel çaylara batırarak yiyorlar ve tek besin maddeleri bunlar.

Hayat devam ediyorsa eğer, bu kadıncağızın birşeyler yapması ve çocuklarını doyurması gerekiyor. Kadın, yorgan dikiyor ve bazı komşularına da kendi evinde parayla yemek pişiriyor. O gün bahçede, komşuları için pişirdiği yemek ise “et yemeği.” Evin en küçük ferdi iki buçuk yaşındaki çocuk, et yemeği kokmuş olmalı ki annesinin etrafında “et yemek istiyorum” diye dolanıyor. Ama nafile… Maalesef o etten yiyemiyor, küçük çocuk. Çünkü onun sabah ve akşam yemekleri mönüsün de “Buğday ekmeği ve bitkisel çay” var.

Evet, değerli dostlar! Dünyada, bu şekilde yaşam mücadelesi veren milyonlarca insan var. İşin acı tarafı ise, bu acıyı paylaşan milyonlarca da çocuk…

O zaman gelin sevgili dostlar! Bu yazının sonunda hep birlikte ağlayalım… Ağlayalım da, göz damlalarımız kurbana ve kurban etine dönsün.  Kurbanlarımız, rengi, ırkı, dili, dini ne olursa olsun insanlara ulaşsın.

Gözyaşlarımızı, neredeyse bütün dünyada, kurbana ve kurban etine dönüştüren başta Diyanet işleri başkanlığı ve Kızılayımız olmak üzere, birçok yardım kuruluşu var. Ve bu kuruluşlar, internet çağını yaşadığımız bu dönemde, bizlere bir tuş kadar bize yakın…

O zaman;

Gelin bu bayram, hep birlikte ağlayalım!

Ağlayalım da gözyaşlarımız dertlerimize deva olsun…

Selam, saygı ve muhabbetlerimle…

Şaban DOĞAN

Ağlıyorum İşte…” te bir düşünce

  1. Sedat GÜMÜŞ diyor ki:

    Kurbanları ramazanları tatil olarak gördüğümüz sürece birlik olmadığımız sürece müslüman alemi ağlamaya hep mahkum hocam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir