All for Joomla The Word of Web Design

Ahlak Olmadan Namaz, Namaz Olmadan Ahlak Kurtarıcı Olabilir mi?

Namaza en çok kafa yoran yazarlardan biri de benim sanıyorum. Önce “NİÇİN NAMAZ” kitabını yazdım. Bunun ardından “ALLAH VE NAMAZ NASIL ANLATILIR”,“NAMAZA NASIL BAŞLANIR” kitaplarımız geldi. Ve sayısını bilmediğim makale. Hem de orijinal tespitlerle. Okuyup ta namaza başlayan ve her türlü kötü alışkanlıktan kurtulan bir okuyucumun dediği gibi siz de bunlara “okuyucusunu namaza başlatan kitaplar” diyebilirsiniz. Bunlar, 30’u aşkın kitabımızdan sadece namazla ilgili olanlar.

Biz çok kere namaza ve imanî meselelere kafa yorarken, zaman zaman şöyle diyenlere de rastladık: “Namaz namaz namaz, hep namaz diyorsunuz. Namaz kılanların birçoğunda her türlü ahlaksızlık var. Zulüm var, şiddet var, türlü türlü günahlar var. Bunlara yönelik bir şey söylemiyorsunuz.”

Böyle diyenlere bütün bütün yanlışsınız, demiyorum, ama bütün bütün doğru söylüyorsunuz da diyemiyorum. Böyle diyenlerin birçoğu belli ki bu ve diğer kitaplarımızı okumamışlar. Okusaydılar böyle söyleyemeyeceklerdi. Çünkü namazın anlatıldığı yerde ahlakın da, hukukun da, açların ve mazlumların halini gözeten şefkatin de, adaletin de anlatıldığını göreceklerdi.

Evet çok kere namaz diyoruz. Çünkü Allah da her şeyden önce namaz diyor ve kullarından namaz istiyor. Namazdan sonra da zekât diyor. Hem de tekrar tekrar. Namaz Allah’ın hakkı, zekât da fukaranın hakkıdır. Eğer Allah’ın istediği namaz, Allah’ın istediği ve Peygamberimizin uyguladığı şekilde kılınsaydı mahkemelere, emniyet güçlerine ve hapishanelere, hatta belki bu kadar çok hastahanelere ihtiyaç kalmayacaktı. Çünkü namaz stresin, sıkıntının, depresyonun da ilacıdır. Namaz, ümitsizliği şevke, zayıflığı kuvvete, fakirliği zenginliğe, şiddeti rahmete, hüznü sevince dönüştüren bir ibadettir. Namaz, suçlara, günahlara ve haramlara vurulmuş kelepçe ve prangadır. Zekât ise sosyal yaraların, kinin, hasedin, fitne ve fesadın, kavga ve ihtilallerin merhemidir. Zekât, varlıklılardan imkânı olmayanlara yardım, imkânsızlardan da veren ellere hürmet ve teşekkür akışı sağlayan bir köprüdür. Bununla ilgili yayınlanmış kitaplarımdan birinin adı da “NİÇİN ZEKÂT” tır.

Evet biz, çok kere namaz diyoruz. Çünkü kâinatta en yüksek hakikat Allah’a imandır, imandan sonra da Allah’ın hakkı olan namazdır. Sonra fukaranın hakkı olan zekât ve sadaka gelmektedir. Allah’a imanı olmayan ve Allah’ın hakkını vermeyen, Allah’ın sayısız ve sınırsız iyiliklerine teşekkürü aklına getirmeyen bir insan, kulların hakkını verir mi?

Evet İslam’ın bu iki esası hakkıyla yerine getirilse idi, siyasî ve sosyal problemlerimizin %99’u çözülmüş olacaktı. Bir başka zaman ve zeminde Allah’ın inayetiyle bunun ispatını yapmaya hazırım.

Evet hep namaz diyoruz. Çünkü namaz, beraberinde zekâtı ve ahlakı, sevgiyi ve saygıyı, şefkati ve adaleti taşımaktadır. Bunun içindir ki Allah,

ٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ ۖ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۗ وَلَذِكْرُ ٱللَّهِ أَكْبَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. (Ahlaksızlığın, arsızlığın, haksızlığın her çeşidinden, maddî ve manevî her türlü çirkinlikten insanları korur ve kurtarır.) Allah’ı anmak (demek olan namaz), elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”[1][1] buyurmuştur.

Bu ayetten de anlaşılıyor ki: Namazda ahlak vardır, ahlakta da namaz olmalıdır. Çünkü bu ikisi, yani namazla-ahlak birbirlerinin lazımı olmakta ruh ve beden gibidirler. Beden olmazsa ruh bu dünyadaki nimetlerden istifade edemez. Göz bir penceredir, ruh bu alemi onunla seyrediyor. Ruh dil ile tatların, kulakla, seslerin farkına varıyor…Ruh olmazsa beden ve bedendeki cihazlar işe yaramaz. İşte namazla ahlakın birbirleriyle ilişkisi budur. Bir insanın namazı var ahlakı, adaleti, şefkati, edebi, sevgisi, saygısı ve huşûu yoksa o namaz kişiye yorgunluktan başka bir şey kazandırmaz. Bir de bunun tersini düşünelim: Bir insanın ahlakı, edebi, hayır-hasenatı var da namazı yoksa, bu ahlak ve bu hayır-hasenat da o insanı kabrin öbür tarafında cehennemden kurtarmaya yetmez.

Özetleyecek olursak namaz kılana güzel ahlak, güzel ahlaklıya da namaz yaraşır ve yakışır. Biri birisiz olmaz. Her ikisi de bu makaleyi yazana, okuyana ve tüm insanlığa lazım ve elzemdir. Allah hepimizi namazla ve güzel ahlakla yaşamaya, namazla Allah’ın hakkını, zekâtla da fukaranın hakkını vermeye muvaffak eylesin.

Dr. Vehbi KARAKAŞ


[2][1] Ankebût, 29/45


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir