All for Joomla The Word of Web Design

Aile Merkezli Toplum

 

İslâm’ın insan hayatını üzerine bina etmeyi amaçladığı ana ilkelerin başlıcaları İsra suresinin 22-40. âyetlerinde ortaya konulur. Bunlar, risaletin Mekke dönemi sona erip Medine döneminin başlayacağı sıralarda Rasûlüllah (s.a) tarafından ilan edilen davetin manifestosu niteliğindedir. İslâm toplumu ve devleti bu ahlâkî, kültürel, ekonomik, hukukî ilkeler üzerine kurulur. Bazı âlimler İsra/22-40. âyetlerde sıralanan bu ilkeleri “12 Emir” olarak isimlendirirler. Biz de “Kur’ân Edebi: On İki Emir” kitabımızda bu konuyu genişçe inceledik (Pınar Yayınları). Bugün İsra/22-25. âyetlerde yer alan iki ana ilkeyi görelim:

22. Allah’tan başka ilâh tanıma; sonra kınanmış ve yalnızlığa terkedil­miş olarak kalırsın. 23. Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana ba­banıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaş­lanırsa onlara ‘öf’ bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel söz­ler söyle. 24. Onlara merhametle ve alçakgönüllülükle kol kanat ger. ‘Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster’ diyerek dua et. 25. Rabbiniz kalplerinizdekini en iyi bilendir. Eğer iyi olursanız bilesiniz ki Allah kendisine yönelenleri bağışlayı­cıdır.”

Birinci emir; Allah’ın bir­liğini tanımak, bir olan Allah’a inanmak ve sadece O’na kulluk etmektir. 22-23.âyetler Allah’tan başka bir ilâha tapmayı yasakladığı gibi, aynı zamanda kişinin hiç tereddütsüz Allah’a ibadet ve itaat edip ona boyun eğmesi gerektiği anlamına da gelir. Sadece O’nun emir ve yasaları itaate layık olup, otoritesi de her şeyin üstündedir. Bu, sadece dini inanç ve kişisel uygulama ile sınırlı bir emir değildi, aynı zamanda Rasûlüllah’ın (s.a) Medine’de uygulayıp ortaya koyduğu ahlâkî, kültürel ve siyasal sistemin de temelini teşkil eden bir ilkeydi. Bu kurulan sistemin ilk ve en önemli dayanağı, sadece Allah’ın mabûd, yasa koyucu ve hâkim olarak kabul edilmesi ilkesiydi. Bu inançtan sapmak insan için en bü­yük kayıp, yergi ve ceza sebebidir.

İkinci emir; ana babaya iyi davranmaktır. 23.âyet, birinci emire bağlı olarak Allah’ın yalnız kendisine ibadet edilmesini emrettiğini belirttikten hemen sonra, ana babaya iyiliği de emrettiğini belirtmek suretiyle Allah’a kulluk­la ana babaya iyiliği yan yana anmış, böylece bu emrin önemini vurgulamıştır. Nitekim diğer bazı âyet ve hadislerde de Allah’a kulluk ile ana babaya iyilik yan yana zikredilmiştir. Peygamberimiz (s.a) bir hadisinde, en önemli amel­leri “vaktinde kılınan namaz, anne babaya iyilik ve Allah yolunda cihad” (Buhârî, Edeb 1; Müslim, Îmân 137) diye sıralamış, diğer bir hadisinde ise günahların en büyüklerini “Allah’a ortak koşmak, ana babaya âsi olmak ve yalan şahitliği yapmak” (Buharî, Edeb 6; Müslim, Îman 143,144) diye ifade etmiştir.

Allah’tan sonra en büyük hak sahibi ana-babadır. O halde çocuklar ana-babalarına itaat etmeli, saygı gösterip hizmet etmelidir; ana-babaları nasıl çocukluklarında onları besleyip büyüttülerse, çocuklar da onlara öyle hizmet etmelidirler. En önemlisi, bu âyet sadece ahlâkî bir emir veya tavsiye değil, aynı zamanda anne-baba hak ve yetkilerinin dayanağı niteliğindedir…

Tüm bunlar, İslâm devletinin aile hayatını yasalar ve hukukî düzenlemelerle dengeli ve sağlıklı bir biçimde devam ettirmesi ve ailenin parçalanmasını engellemesi ilkesini belirleyen emirlerdir.

İslâm manifestosunun bu maddeleri sadece ahlâkî öğretilerle sınırlı kalmaz, zekâtla ve sadaka ile ilgili emirlerin temelini de oluşturur. Miras, vasiyet ve hibe ile ilgili hükümler bu maddelere dayanır.

Kuşkusuz ibadet ve ana babaya saygı öncelikle bir kalp ve gönül işidir. İbadet ve itaat, insanın içindeki inanç, istek, sevgi ve bağlılıktan kaynakla­nırsa bir değer taşır. Âyetteki “Rabbiniz içinizdekini en iyi bilir” ifadesi buna işaret eder. Öyleyse insan öncelikle ruhen “sâlih: iyi” olmalı, yani ru­hunda güzel duygular, niyetler geliştirmeli, iç dünyasını arındırmalıdır ki Allah’ın af ve mağfiretine nail olsun.

İmdi, Allah’a ibadet ile ana-babaya itaati yan yana zikreden ‘On İki Emir’in bu bölümü, sarsılan aile kurumunun yeniden tahkim edilmesi bakımından da son derece önemli ve anlamlıdır.

 

Abdullah YILDIZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir