18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Akif Beki’den sonra Ahmet Hakan’dan da bir itiraf: Ali Rıza Demircan hoca bir vefa örneği


Ali Rıza hoca hakkında bir itiraf ve ifşa da bendenizden…

Karar yazarı Akif Beki’den sonra Hürriyet yazarı Ahmet Hakan da, ilahiyatçı Ali Rıza Demircan'ın mütefekkir Ali Bulaç’ın tutukluluğunu itiraz eden tebliğinin Hakkaniyet ölçülerine göre kaleme alındığını tescil ettiler.
Akif Beki’den sonra Ahmet Hakan’dan da bir itiraf: Ali Rıza Demircan hoca bir vefa örneği
Mirat-Haber kurucusu ve yazarı ilahiyatçı Ali Rıza Demircan’ın haftalar öncesi kaleme almış olduğu Ali Bulaç Kardeşim ve Savunması”[http://www.mirathaber.com/ali-riza-demircan-ali-bulac-kardesim-ve-savunmasi-1-1985y.html] başlığını taşıyan tebliğinin yankıları devam ediyor.

Akif Beki, "Demircan Hoca’dan Ali Bulaç Çıkışı" başlığıyla (16 Kasım 2017) yayımlanan yazısında şu ifadeleri kullandı: “İlahiyatçı yazar Ali Rıza Demircan, daha fazla dayanamayıp kadim dostu Ali Bulaçiçin sessizliğini bozdu. Kendi sitesinde çıkan yazısı, bir öfke ve isyanın  eseri değil. Ağırbaşlı bir hakkaniyete davet mektubu. Haksızlık karşısında dilsiz kesilmemek duygusuyla kaleme alınmış. Sessiz kalmanın vebalini üstlenmemek için ahlaki sorumluluk alıyor. Fakat bağırmıyor, çağırmıyor, taraftar toplamaya oynamıyor, hiçbir siyasi kalabalığa selam çakmıyor, ortalığı ayağa kaldırmıyor. Hesapsız, kitapsız, yalınkat ve içten bir haykırışla uyarıyor sadece.”

Ahmet Hakan ise Bir Yiğit Hoca: Ali Rıza Demircan” (17 Kasım 2017) başlığını taşıyan yazısında HerkesinAli Bulaç ismini zikretmekten bile tırstığı bir dönemde” 45 yıllık dostunu hatırlayıp, mağduriyetini dile getirerek, onu savunmasından dolayı “üzerine düşen ‘şahitlik’ görevini cesurca yerine getirmiş olduğundan dolayı “Ali Rıza Demircan’ı yürekten kutluyor ve kendisine ‘yiğit hoca’diyorum.”ifadelerini kullandı.


ALİ RIZA HOCA HAKKINDA BİR İTİRAF VE İFŞA DA BENDENİZDEN…

Yeni mezun olmuş gayretli bir öğrencimin bir vakıfta iş bulduğunu öğrendikten sonra hem kendisini tebrik etmek, hem de vakfın kurucusuyla tanışmak için İstanbul’a girmiştim. Bahsedilen vakıf, [ARDEV: Araştırma, Dayanışma ve Eğitim Vakfı] ilahiyatçı Ali Rıza Demircan tarafından kurulmuştu. 25.01.2017 tarihinde bir Çarşamba günü Milli Gazete yazarlarından gazeteci İbrahim Veli ile birlikte Süleymaniye Camiine yakın bir yerde olan vakfa gittik ve öğrencimle kısa bir sohbette bulunduktan sonra Ali Rıza Hocamızın bulunduğu ikinci kattaki çalışma odasına çıktık.Ali Rıza Hoca, beni çok samimî karşıladı ve hemen heyecanlı bir atmosferde vakıf çalışmalarından bahsetti. Bu vesile ile vakıf bünyesinde açtıkları Mirat-Haber sitesinin durumu hakkında bilgi verdi. Benim daha önce MİLAT Gazetesinde veya SOMUNCU BABA Dergisinde yazarlık yapmış olduğumu bilmediği halde her ne hikmetse bu sitede yazma teklifinde bulundu. Bu benim için, hayatımın en zor bir dönemden geçtiğim bir anda hiç ummadık bir şekilde aldığım çok cazip bir teklifti. Ancak, buna rağmen teklifini kabul edip etmemekte tereddütler yaşadım. Çünkü…

Zor Dönemde Bir KHK Mağduru Akademisyene Sahip Çıkmak

Çünkü ortada benimle ilgili ciddi bir sorun vardı. Çünkü bendeniz, 20 yıllık akademik hayatımdan sonra 29 Ekim 2016’da KHK ile Sakarya Üniversitesinden ihraç edilmiş eski bir öğretim üyesiydim ve devlet/toplum tarafından resmen “terörist” olarak damgalanmıştım. Burada haksız yere görevimden uzaklaştırılmış olduğumu dillendirmek yerine Ali Rıza Hocamızın içinde bulunduğumuz karmaşık hadiselere feraset penceresinden nasıl baktığına dair şahsî müşahedelerimi ortaya koymak istiyorum.

İhraç edildikten sonra birkaç teşebbüsüme rağmen yeni bir iş bulamamıştım ve doğrusu bu olumsuz şartlar altında iş bulma konusunda da cesaretim elimden alınmıştı. Dolayısıyla Ali Rıza Hocamızın bu teklifi, tam da bana göre biçilmiş bir kaftandı. Demek ki Allah, sabreden mağdur kuluna zâhirde hiç plânda gözükmeyen ama kader plânında çoktan hazırlanmış şartlar/sebepler yaratmak suretiyle yeni imkân ve fırsatlar sunmaktadır. Sırf tanışmak için yaptığımız bu ziyaret, birden işbirliğine ve ortak bir çalışma zeminine dönüşmüş oldu. İçimden bu duyguları geçiriyordum ama FETÖ patentli 15 Temmuz darbe girişiminde de 250 şehit vermiştik ve bendeniz de her nasıl oldu ise bu terör örgütünün periferik radarına girmiş bir sakıncalı bir vatandaş oluvermiştim. Ali Rıza Hocamızın da katı bir FETÖ düşmanı olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bu durumda Ali Rıza Hocamızın beni yazar kadrosuna alması düşünülemezdi. Şeffaf bir insan olduğum için, bu durumumu da kendisinden gizleyemezdim.

Hemen yanımda oturan ve hakkımda her şeyi bilen öğrencime sessizce Ali Rıza Hocamızın benim ihraç edildiğimden haberi olup olmadığını sordum. O da “Hayır” işareti yapınca içimden “Eyvah, bu durumda Ali Rıza Hoca, beni yazar olarak kabul edemez” dedim ve kendisine kısa da olsa her şeyi açıkladığım gibi haber sitesinde yazarlık yapmamın kendisine zarar getirebileceğini bile söyledim. Ali Rıza Hocamız, dikkatlice dinledikten sonra kendisinin de birkaç kez haksız yere DGM’lerde yargılandığını, böyle dönemlerde bazı hataların yapılmış olabileceğini, bana her şeye rağmen güvendiğini, benimle çalışmak istediğini samimî bir dille ifade etti.

Ali Rıza Hocamız, arkadaşımla birlikte bizi kapıya kadar uğurladı ve ben de kendisine ‘İnşallah hep birlikte Mirat-Haber sitesini daha da canlandırabiliriz’ temennisinde bulunarak ayrıldık. Bu güzel atmosferle ayrıldık ama Ali Rıza Hocamızın teklifinin bir nezaket ziyareti çerçevesinde gönül almak için öylesine yapılmış bir teklif olarak değerlendirdim ve yazmak için hiçbir girişimde bulunmadım.

Aradan bir-iki hafta geçti ve öğrencim beni aradı ve neden anlaştığımız gibi yazılarıma başlamadığımı sordu. Ben de tereddütlerimi içimden bir türlü atamadığım için, kendisine Ali Rıza Hocamızın teklifinin halen geçerli olup olmadığını sordum. Öğrencim de bana Ali Rıza Hocamızın benden etkilenmiş olduğunu, ihraç konusunu sorun yapmadığını, teklifinin samimî olduğunu ve bana ihtiyaç duyduğunu söyledi. Bu açıklamalar beni ziyadesiyle memnun etti ve Ali Rıza Hocamızın en zor dönemlerde dahî göstermiş olduğu bu medenî cesaretini ve hakperestliğini takdir ettim.

Yazarlığa başladım ama nazik bir dönemden geçtiğimiz için, fitne alevlerini gereksiz yere etrafa saçmamak adına tedbir maksatlı olarak yazılarımı hep bir müstear ismiyle kaleme aldım. 12.02.2017 tarihinde Ali Fuat Akçapınar imzalı “Engelli kediye merhametiyle örnek oldu” başlığını taşıyan ilkyazı da bendenize aittir.

http://www.mirathaber.com/engelli-kediye-merhametiyle-ornek-oldu-8-168h.html

İlginçtir, bu yazının başlığını ve içeriğini yeniden okuyunca içimden şu saf duygular geçti: Ali Rıza Hoca, hayatı boyunca engellilerin mağduriyetini seslendiren, onların haklarını arayan, ama her nedense kendisi de engellenmiş aciz bir duruma düşmüş bir akademisyene göstermiş olduğu merhametiyle insanlığıyla örnek oldu.

Kendi İsmimle Yazmamı Ali Rıza Hocamız Önerdi

Hemen her gün “Allah’ım ne zaman bitecek bu çile? Ne zaman aslî görevime döneceğim? Memleketime, dinime ve ilme ne zaman alenî ve resmî olarak yeniden hizmet edebileceğim? diye dua edip dururken, Ali Rıza Hocamız benden bundan böyle kendi ismimle yazmamı önerdi. Aslında kendi ismimle yazmayı, plânımız gereği “aklandıktan” sonra düşünüyorduk. Ama öyle anlaşılıyor ki Ali Rıza Hocamız da adaletin yavaş işlemesinden şikâyetçi olacak ki benim ismim üzerinden de etkili ve yetkili kişilere bir mesaj vermek istemiş olabilir. Alnım ak, vicdanım da müsterih olduğu için, ben de 3-4 haftadan beri seve seve kendi ismimle yazmaya devam ediyorum.

Gerekli Bir Açıklama Daha

Bu yazıyı, Ali Rıza Hocamızın haberi olmadan kendi hür irademle kaleme aldım. Biliyorum, Ali Rıza Hocamız övgüden hoşlanmaz ve belki de bu yazının yayınlanmasını da pek arzu etmez. Ama dikkat ederseniz bendeniz kendisini şımartacak bir şekilde övmedim, buna da zaten ihtiyacı yok. Sadece yaşadıklarımı mümkün mertebe olduğu gibi anlatmaya gayret gösterdim ve bu çerçevede her türlü dünyevî kaygı ve hesaptan uzak kalarak, Ali Rıza Hocamızın nevi şahsına münhasır konumunun ve sergilediği vicdanlı duruşunun da herkes tarafından iyi bilinmesini istedim. Allah şahittir, Ali Rıza Hocamızın bana gösterdiği civanmertliğini hiçbir zaman unutmayacağım.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/akif-bekiden-sonra-ahmet-hakandan-da-bir-itiraf-ali-riza-demircan-hoca-bir-vefa-ornegi-7-2371h.html


Back To Top