All for Joomla The Word of Web Design

Akıl Nerede, Hata Nerede?

Osmanlı İmparatorluğunun ortalama dört yüz yıl hâkim olduğu coğrafyada şu an otuzdan fazla devlet vardır. Yetmiş iki buçuk milleti yöneten Osmanlının idarî tarzı, hâkim olduğu ülkeleri güven ve adaletle yönetmesini sağlıyordu. Bu idarenin elbette alt yapısı vardı.

Âdil yönetim ve terazi kefelerini dengeleyen hukukî sistem egemendi. Devlet yönetimi sağlam alt yapısında ilim vardı, güçlü aile ve İslam medeniyeti vardı. Büyük bir coğrafyayı, adalet ve merhametle yöneten Osmanlıda sağlam ve güçlü bir akıl imanla bütünleşmiş, ilimle yoğrulmuş, sarsılmaz bir irade ile kıvam bulmuş ve büyük cihatla küreselleşmiş bir devlet imajı vardı.Onlar, yalın aklı tam kapasite çalıştırmışlar. Kalp aklını ve lüb aklını devreye almışlar. Onlar bu akıl türlerini ileri düzeyde kullanıyorlardı. Şimdi bizim, özellikle yeni nesillerimiz bunları duyunca kabul etme hususunda “bubi tuzağı” görmüş gibi etkileniyorlar.

Buradaki iki akıl türü, Kur’an’dan beslenen akıllardır. Kalp aklı vicdanı çalıştırır, merhameti ve adaleti ortaklaşa organize eder. Lüb akıl ise var olan her şeyin hakkını, hukukunu, değerini, itibarını, çıkarlarını ve geleceğini vahyi sistemi esasları ile ayarlayan, dengeleyen ve yöneten akıldır. En üstün akıl bu iki akıldır. Tabii yeni duyan insan, bir anda beyni alarm vermeye başlıyor. Evet, “insan bilmediğinin düşmanıdır.” Bu yüzden direnir.

Yalın akıl her şeyi algılamaya ve çözmeye yetmediği için müslüman manevi antrenmanlar yaparak kalp aklını kullanmalıdır. Vicdanını harekete geçirmelidir. Dünya ve âhiret hayatını, kullanma kılavuzu doğrultusunda düzenlemelidir. Bunun devamında gelişme sağlayabilirse lüb aklını kullanıp Kur’an’ın gösterdiği hakikatlere doğru harekete geçirmeli ve Allah Teâlâ’nın sisteminin gereklerini net olarak kabul edip hakka ve hakikate riayet etmelidir. Her şeyden önce ilme, özellikle vahyi ilmine sımsıkı sarılmalıdır. Bilmediği yerden gelip ve yine bilmediği sonsuz âleme gitme zorunda olan insan, ölümü ile itiraz edemez duruma düştüğü için imkânı varken aklını gösterilen seviyede kullanmalı ve geleceğini kazanmalıdır. Bu akılları kullananlar, bilgiliydiler, âdildiler, zengindiler, medeniydiler.

İlim, Allah Teâlâ’nın sıfatlarından biridir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “kim dünyayı istiyorsa ilme sarılsın, kim âhireti istiyorsa ilme sarılsın, her kim de hem dünyayı ve hem de âhireti istiyorsa yine ilme sarılsın” buyuruyor. Buna göre ölümü ile her şeyinden soyutlanacak insanın, İslamcı olsun, mezhepçi olsun, tarikatçı olsun, siyasetçi olsun, ateist olsun, komünist olsun, liberalist, kapitalist, feminist olsun, kâfir, müşrik olsun, ne olursa olsun, dünya ve âhiret dengesi kuracak kadar düşünmesi, bilgisinin kalitesini ve aklının derecesini gösterir. İnsanın kalibre ve kalitesini tüm açıklığı ile ortaya koyarak sahneler.

Bu hususta Kur’an’ı Kerimin manidar açıklamaları vardır. İnsanın sosyal ilişkilerde söyleneni dinlemesi, dinlediğini anlaması ve anladığı söze uyumlu olarak karşılık vermesi, aklının ispatını yapar. Aklı yeterli olmayan insanın hiçbir davaya yararı yoktur. Yukarıdaki akılları kullanmayan insanlar, tefekkür edemezler, tefekkür edemeyen insan da makul olamaz. Böylesi insan, mukallit olmaktan ileri geçemez. Konuştukları slogandır ilerisi yoktur.

           Şimdi düşünelim. Kur’an’ın ilk emri “oku”dur. müslümanların okuma oranı çok düşüktür. İslam “tevhid” dinidir. Bunu inkâr edenimiz yoktur. Pekiyi bugün ki dağınık ve paramparça İslam âleminin halinin izahı var mıdır?. “Bütün müminler kardeştirler.” Fiiliyatta bunu kabul edene rastlamak zordur. Allah Teâlâ, “Kur’an’ı kolaylaştırmıştır.” Bugün bunca kurum ve kuruluşumuzdan bunu kabul edeni göremiyoruz. Allah Teâlâ, dünya müslümanlarına “hayrın tesbiti ve uygulamasını yapan, iyiliği emreden ve kötülükten meneden, liderkadronun” kurulmasını emreder. Dünyada bunun için çalışma yapan birkaç mahallî teşebbüsten başka kımıldayana rastlamak zordur. “Faiz haramdır.” Bunu bilmeyen yoktur. Pekiyi, bu haram olan faizden korunan müslümanları meşale ile aramakla bulmak mümkün müdür? “Beş vakit namaz farzdır.” Nice hakların yanında “ana baba hakkına riayet farzdır.” “Rüşvet, israf, adam kayırma haramdır ve kul hakkına tecavüzdür.”

Ecdadımız dün dünyanın üçte birini yönetiyordu, huzur ve güven sağlıyordu.

Evet, biz bugün neredeyiz? Aklımız nerede? Esselamu aleykum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir