22 Ekim 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Al sancak tahammülsüzlüğü dayakla bitti

Erciş’te Türk bayrağını alenen aşağılamak amacıyla yere atan birini vatandaş tepki göstererek tekme tokat dövdü.
Al sancak tahammülsüzlüğü dayakla bitti
Bir belediye otobüsünde gerçekleşen olayda zanlı camda asılı duran Türk bayrağını ani bir hareketle alıp yere attı. Erciş kaymakamlığı Türk bayrağına yapılan alenen aşağılayıcı bu hareket üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturulma başlatıldığını haber verdi. Gözaltına alınan şahıs çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.


KORKMA! SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK.

Son zamanlarda Türkiye’nin iktisâdi, siyâsi ve içtimâi alanlarda büyük bir istiklâl mücadelesi verdiğine yakından şahit olmaktayız. Batılı devletlerin, Türkiye’yi hedefleyerek hudutlarımız dışında oluşturup büyüttüğü bataklıkların ürünlerine karşı kahraman ordumuz hem içerde hem dışarda büyük bir mücadele vermektedir. Onlarca vatan evladı bayrağı indirmemek uğrunda hayatlarını yitirerek şehitlik mertebesine erişmektedirler. Zira bayrağın inmesi vatanın düşmesi demektir. Rasûl-i Ekrem harblerde İslâm sancağını taşıyacak kişiye önem verirdi. Zeyd b. Hârise, Câfer-i Tayyar, Abdullah b. Revâha, Hz. Ali ve Üsâme b. Zeyd sevgili Peygamberimizin sancağı teslim ettiği sahabe-i kirâmdandır.

Bayrak bir şiâr/semboldür. Bayrağımız vatanımızı vatanımız da dünya görüşümüze uygun bir hayatı yaşayacağımız toprakları işaret etmektedir. Bu bakımdan bayrak uğruna ölmek demek, inandığımız değerlerin yaşaması, yaşatılması uğruna şehit olmak demektir. Şehit kelimesinin devşirildiği kaynağa bakıldığında inandığımız değerlerin İslâm’dan başka bir şey olmadığı görülecektir. Şehit Arapça’da “şahit olan” demektir. Şühedâ, şehit kelimesinin çoğul hali olup “şahit olanlar” anlamına gelmektedir. Türkçemizde kullandığımız şehît kelimesinin ıstılâhî manası Kur’ân-ı Kerîm’den ziyade Hadîs-i Şerîfler’den mülhemdir. Türk Dil Kurumu ise kelimeyi “Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse” şeklinde tanımlamaktadır.

Vatan, sınırları tarihte mücadelelerle çizilerek fertlerinin içtimai bir hayat yaşamalarını mümkün kılan topraklardır. Şühedâ’nın şu an üzerinde hayat sürdüğümüz toprakları vatan edinmemizdeki yerini hatırlayacak olursak, vatan ve şehidin birbirinin olmazsa olmazı olduğunu anlayabiliriz. Milletsiz bir vatan manasız olduğu gibi, vatansız bir millet de yok olmaya mahkûmdur. Nasıl ki vatan, milletinin müşterek his ve duygularının devamını mümkün kılıyorsa; millet de vatanını ebedî kılmak uğrunda canını fedâ edip şehit olmaktan geri durmamalıdır. Mithat Cemal Kuntay bunu şöyle dile getirmektedir:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

İstiklâl Harbi dönemindeki fikriyâtta bu kavramların çokça işlenmesinin sebebi, millî hissiyâtı diri tutmak ve gönüllerden vatan sevgisini söküp atmaya çalışanlara karşı mücadele etmektir. Âkif de İstiklâl Marşı’na “al sancak” vurgusuyla başlamış, vatan, şehid kavramlarına çokça işlemiştir. Zira al sancağın sönmesi, vatanın düşmesi, vatanın düşmesi de dinimizin yitirilmesi anlamına gelmektedir. Bugün bu topraklarda yetişen yeni neslin vatan, millet, şehit gibi kavramların manalarına ne kadar vakıf oldukları, ailelerinin onlara bu kavramları ne kadar öğrettiklerinin cevabı pek iç açıcı değildir. Eğitim kurumlarının bu bilinci verip vermediği de tartışmaya açıktır. Süleyman Nazif vatanı sıhhate benzetir ve kıymetinin kaybedilince anlaşılacağını söyler.

Bizler millî benliği diniyle teşekkül etmiş bir milletiz. Bu bakımdan İslâmî bir kavram olan şehitliğin ötelendiği milli bir bilinç tasavvur olunamaz. Bugün millî hissiyâtı çürümeye uğramamış her vatan evladı bu topraklar üzerinde halen yaşamakta olan herkesin ya şehit ya da şehit oğlu olduğunu bilir ve bu bilinçle yaşar. İstiklâl Marşımız da şehitler ve şehit oğulları arasında geçen bir muhâvere (karşılıklı konuşma) niteliğindedir. Orada şehit oğullarına şöyle seslenmektedir şehitler:

Bastığın yerleri"toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şehit oğulları ise şehit atalarının çağrısına şu şekilde icabet etmektedir:

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Bugün içinde bulunduğumuz hal ve şartlar, bizi tarihte hiç olmadığı kadar birlik ve beraberlik içinde yaşamaya mecbur bırakmaktadır. Bunun yolu da birlikteliğimizi bozmaya çalışanlara karşı âgâh olmak ve değerlerimizi muhafaza etmekten geçmektedir.

Adil KALENDER
http://www.mirathaber.com/al-sancak-tahammulsuzlugu-dayakla-bitti-8-403h.html


Back To Top