16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Alevilerin Evlerini İşaretlemek Milletimizin Birliğine Saldırmaktır


Suçlular Acilen Cezalandırılmalıdır

DHA’nın haberine göre kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, Malatya Cemal Gürsel mahallesinde ikamet eden Alevi ailelerin oturduğu 13 evin kapı ve duvarlarına kırmızı boya ile çarpı işareti yaptı.
Alevilerin Evlerini İşaretlemek Milletimizin Birliğine Saldırmaktır
Sabah, evlerinin kapı ve duvarlarında işaretleri gören mahalle sakinleri polise haber verdi. İhbarla mahalleye gelen polisler, inceleme yapıp çalışma başlattı. Olayın ardından mahalleyi ziyaret ederek vatandaşlarla görüşen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şube Başkanı Mehmet Topal, ailelerin endişeli olduğunu söyledi.


ALEVİ KARDEŞLERİMİZ DÂHİL HİÇ KİMSENİN HUZURUNU BOZMA HAKKIMIZ YOK

Değerli Okuyucularım;

Bu ülkede beğenelim veya beğenmeyelim hangi dini/inancı/dünya görüşünü yaşamak isterse istesin bütün vatandaşlarımız, dünyevî/fıtrî kardeşlerimizdir. Alevilik ve Aleviler konusunu, toplumsal barış ve dayanışma gibi sosyal siyasetin hedefleri açısından değil de itikadî ve amelî yönden ele aldığımızda gayri ihtiyari olarak Aleviliğin/Alevilerin, ne kadar İslâm/Müslüman olduğuna dair tartışma alınan girmiş oluruz. Bazı ilahiyatçılarımız bu çerçevede İslâm’ın değiştirilemez beş şartı içinde Aleviliği yeterince görememenin sonucunda Aleviliğin İslâm’dan sapma bâtıl bir inanca dönüştüğünü ve dolayısıyla kasti olarak İslâm’ın şartlarını yerine getirmeyen Alevilerin de Müslüman olmadığını iddia etmektedir. Böyle kesin hükümler, velev ki doğru bile olsalar, İŞİD gibi Haricilik kültürü ile beslenen cahil güruhlar için arayıp da bulamadıkları bir “cihat” alanına dönüşebilmekte ve toplumsal yansımaları açısından korkunç facialara da yol açabilmektedir.

Yeni toplumsal çalkantıların ve düşmanlıkların ortaya çıkmasını istemiyorsak her hususta olduğu gibi Alevilik konusunda da Peygamberimizin (sav) mübarek izinden gidip, birlikte barış ve kardeşlik içinde yaşamanın yollarını aramalıyız. Bu bağlamda Türkiye’nin mevcut siyasî/demokratik sisteminde demografik yönüyle azınlıkta olan Alevi vatandaşlarımızın diğer toplumsal kesimlerle birlikte huzur içinde yaşayabilmelerinin teminatı olarak cahiliye döneminde ortaya çıkmış Hilfü’l-Fudûl uygulaması aklıma geldi.

Cahiliye Dönemine Ait Olduğu Halde Bir Faziletli Dayanışma Örgütü: Hilfü’l-Fudûl

Hilfü’l-Fudûl, İslamiyet’ten önce bazı Kureyş kabilelerinin, Mekke’de haksızlığa uğrayan insanlara yardım etmek, yerli ve yabancı kimsesizlere ve çaresizlere zulüm yapıldığında zalimden hakkını geri alıncıya kadar kabileleriyle birlikte onlara her türlü destek vereceklerine dair fazilet (fudûl) yeminine dayanan bir antlaşmadır. Bu antlaşmaya en genç üye olarak el-emin sıfatıyla Peygamberimiz (sav) de memnuniyetle katılmıştır.

Antlaşmanın muhtevası genel hatlarıyla şu şekildedir: “Allah’a and olsun ki, Mekke şehrinde birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi, ister kötü, ister bizden, ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; deniz süngeri ıslattığı ve Hira ile Sebir dağları yerlerinde kaldığı sürece bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize malî yardımda bulunacağız.”

Şimdi ise cahiliye devrine ait olduğu halde Hilfü’l-Fudûl’un hizmetlerinden memnun kaldığını açıkça beyan eden Hz. Muhammed’e (sav) kulak verelim:

Hilfü’l-Fudûl’a katılanların en genci idim. O zamanlar Mekke’ye pazara gelenlerin mallarını ve hanımlarını zorbalıkla ellerinden alıp vermiyorlardı. Mekke’nin ismi civarda kötüye çıkıyordu. Buna mani olmak, Mekke’de huzur, emniyet ve asayişi temin etmek gayesiyle namları ‘Fadıl’ faziletli diye anılan dokuz veya on bir kişinden müteşekkil bir teşkilat kuruldu. Ben de bunlardandım. Bunlar aralarında ahlâk ve fazileti savunacaklarına dair ahdedip, Mekke’ye gelenlerin mallarını, canlarını ve hanımlarını bütün kötülüklerden korudular…”

Velhasıl

T.C. devletinde bütün vatandaşlarımız, eşit haklara sahip olmakla birlikte sosyolojik boyutuyla toplumsal gruplar arasında halen gerçekçi bir toplumsal kaynaşma ve dayanışma tesis edilememiştir. Alevi ve Roman vatandaşlarımız gibi bazı sosyal kesimler, halen ihmale uğramakta, horlanmakta, dışlanmakta ve mezkur haberde de görüldüğü üzere değişik gizli/açık yöntemlerle tehdit edilmektedir. Etnik, mezhebî, dinî inanç farklılarımızdan dolayı birçok sosyal grup, birbirine mesafeli ve birbirinden habersiz olduğu ve yapılan haksızlıklar karşısında duyarsız kaldığı sürece art niyetli bazı kişiler ve terör örgütleri, bunu fırsat bilip, bazı provokatif eylemlere başvurabilir. Bunun önüne geçebilmek için, demokrasi ve insan hakları temelinde sivil toplum anlayışı devlet eliyle güçlendirilmeli ve “Hilfü’l-Fudûl” kültürü yaygınlaştırılmalıdır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/alevilerin-evlerini-isaretlemek-milletimizin-birligine-saldirmaktir-7-2416h.html


Back To Top