25 Temmuz 2017 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube

Medyatik hocalar İslâm’ı anlatabiliyor mu?

İslâm’ın insanlığın hayat düzeni olduğu gerçeğinin kabulü şartıyla değinilen görüşlerdeki bazı farklılıklar tabii görülebilir. Ancak savunulan görüşlerin niçin müdafaa edildiğine ilişkin gerekçeleri dinlenilmeden kişiler hakkında bir yargıya da varılmamalıdır.

04 Temmuz akşamı Habertürk’te Fatih Altaylı’nın programında mirathaber.com’da bizim de yayınlayıp yorumladığımız Mak Danışmanlık’ın anketi üzerinde duruldu. Bir ara medyatik üç hocadan söz edildi. Bunlardan biri de Haber Türk’te F. Altaylı tarafından defalarca programa çıkarılan ve saatlerce konuşturulan ve hocalara saldırtılan kişiydi. F. Altaylı’dan sonra Nevzat Çiçek ile de programa çıkarılan bu kişi, şahsımı da defalarca kâfirlikle suçladı. Nevzat Çiçek’e niye bu kişiyi programa çağırıp hocalara saldırtıyorsunuz diye sitem edince, bana, “Televizyon yönetimi ‘Bu kişinin F. Altaylı ile sık sık programa çıkarılmış olması artık dikkatleri çekiyor, bundan böyle her kırk beş günde bir sen program yapacaksın’ dediler. Cevap hakkınızı kullanmanız için çağrılmanızı talep ettiysem de yetki vermediler.” dedi

Bilinmesi gereken şudur: Diyanet ve İlahiyatlar dahil Milletimizin, kimlerden, hangi kurumlardan ve ne kadar din öğreneceğine hâlâ bir yerlerden karar verilebiliyor. Hurafeciliği körükleyenler, sonra da neden İŞİD’ler çıkıyor diye şikâyet eder görünüyorlar.

Bu olay Medyatik hocalarla ilişkin çalışmamı gözden geçirmeme sebep oldu.

Yüksek İslâm Enstitüsü

1973 İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü mezunuyum. Yüksek İslâm Enstitüleri günümüz İlâhiyat fakültelerinin kaynağını oluşturur. Kur’ân-ı Kerîm’in baştan aşağı okunmasını bile programına alamayan İlâhiyat Fakültelerimizin bize özgü bir proje olmadığına inanırım. Bu benim yargımdır. Bu yargım, yaşatılan medreseleri oldukları gibi kabul ettiğim anlamına da yorumlanmamalıdır.

Bu gün İlâhiyat Fakültelerimizde Kur’an’ı “Cahiliyet dönemi Arap bilgisi ve örfüne göre indirilmiş olup insanlığın problemlerine çözüm üretemeyecek bir kitap olarak algılayan” bir damar vardır. Kendilerini kamufle edici yaklaşımlarına göre İslâm ahlâk ve adalettir. Ama bu ahlâk ve adalet nasıl gerçekleştirilebilir, diye sorarsanız, cevabı yoktur. Bu yapı sınırlı da olsa etkili bir konumdadır. Tarihselciliği de aşmakta olan bu damar, bize göre pek tehlikelidir.

Bu arada Tarihselcilik görüşlerinin temellerinin Kur’ân’da mensûh âyetler olduğunu seslendiren âlimler tarafından atıldığına da değinmiş olalım.

Böyle olmakla birlikte İlâhiyat Fakültelerimizde alanlarında söz sahibi olup modern şirk türlerinden beri olan pek çok âlimimiz de vardır. Ülkemizde takdir edilmesi gereken kalıcı hizmetleri yapanlar da bunlardır. Vardır ama toplumumuzun sosyal ve ekonomik hayatını İslâm’a doğru yönlendirme gibi bir amaç güdülmediği için İlâhiyat fakültelerimizin varlıkları ve sayılarının artar olması pek de bir anlam ifade etmemektedir. Bu temel açıdan bakıldığında görüleceği üzere tarîkatlerimizin ve cemâatlerimizin birçoğunun varlığı ve bağlılarının çokluğu da pek fazla bir anlam taşımamaktadır.

Âlim Hocalarımız

Şahsen de beğendiğim pek çok âlim hocalarımız var. Bunlar Medyatik olanlardan çok çok fazladır. Ne var ki halkımızın tanıdıkları pek azdır.

Abdülaziz Bayındır, Bayraktar Bayraklı, Cevat Akşit, Ebubekir Sifil, Faruk Beşer, Hayretin Karaman, Hayri Kırbaşoğlu, Mehmet Görmez, Mehmet Okuyan, Mustafa Karataş, Nihat Hatipoğlu, Orhan Çeker. Süleyman Ateş, vs. tanınan akademisyen hocalarımızdır.

Akademisyen olmayan fakat halkımızca bilinen ilahiyatçılarımız arasında ise Abdullah Büyük, Alparslan Kuytul, Abdullah Yıldız, Ahmet Kalkan, Ali Rıza Demircan, Halil Gönenç Hüsnü Aktaş, İhsan Şenocak, Mehmet Göktaş, Mehmet Talü, Mustafa İslâmoğlu, Necmettin Nursaçan, M. Emin Yıldırım, Nurettin Yıldız, ilk akla gelenler arasındadır. (Tanımadıklarımız veya hatırlayamadıklarımız mazur görsünler.)

Medyatik Hocalardaki Eksikler

Genelde bir terbiye geleneğinden gelmediğimiz ve benliklerimiz de gelişmiş olduğu için olacak aramızda bağlantı yoktur. Birbirimizi okuyanlarımız çok azdır, okusak da takdir etmeyiz. Aramızda hased yaygındır. Çalışmalarımızı eleştiriye açamadığımız gibi eleştirilere tahammülümüz de yoktur. Sözün özü biz de başta siyasilerimiz olmak üzere toplumumuzun diğer katmanları gibiyiz. Cumhuriyet döneminde yetişenlerin genel görüntüsü de zaten budur.

Hocalarımızın Her biri Bir Değerdir

Kabul edersiniz veya etmezsiniz ama adı geçen hocalarımızın her biri verdikleri eserleri ve konuşmaları ile değer olduklarını kanıtlamış insanlardır.

Birleşebilseydik ülkemizde gerçekten yönlendirici bir ağırlık kazanabilirdik.

Her birimizin başta üslup hataları olmak üzere eleştirilebilir eksikleri vardır, bu eksikliklerden biri de –kısmen değinildiği üzere- biri birlerimize karşı saygılı olamayışımız ve saygılı bir dil kullanamayışımızdır.

Görüş Farklılıklarımız

Bu arada şu gerçeği de ifade edelim; halkımız bizi farklı görüşleri seslendiren insanlar olarak görüyor. Doğrudur. Ama ihtilaf ettiğimiz Kader, Recm, Nuzûl-i İsa, Kabir Hayatı, Kölelik-Câriyelik, Kadınların Özel Halleri, Ülke Kavramı, İslâm Açısından Demokrasi, Şefâat, Tarîkat, Mut’a Nikâhı, Kur’ân’a Aykırı Yasaların Konumu, Laiklik, Müslüman Kadınların Gayr-ı Müslimlerle Evliliği, Faizcilere Ceza Uygulaması gibi meselelerin hiç değilse bir kısmı öteden beri İslâm bilginleri arasında da ihtilaf konusudur.

Şahsen yukarıda adı geçen hocalarımızın değinilen konularda katılmadığım ve asla da kabul edemeyeceğim ve savunamayacağım görüşleri vardır. Pek tabiidir ki onların da onaylayamayacakları görüşlerimiz olabilir.

İslâm’ın insanlığın hayat düzeni olduğu gerçeğinin kabulü şartıyla değinilen görüşlerdeki bazı farklılıklar tabii görülebilir. Ancak savunulan görüşlerin niçin müdafaa edildiğine ilişkin gerekçeleri dinlenilmeden kişiler hakkında bir yargıya da varılmamalıdır.

Görüş Farklılıkları Doğaldır

Günlük olaylar karşısında değişik görüşlerin sunulması da doğaldır. Çünkü bunlar Yüce dinimizde kesin çizgiler içinde ortaya konulmuş değildir.

İcmâ ise sahâbiler dönemi dâhil hiçbir dönemde fiilen oluşmuş değildir. Cemel ve Sıffın Savaşları, İtikadî ve Fıkhî mezheplerimizin çokluğu da bunun kanıtıdır.

Asıl Büyük Hatamız

Bizim suçlu/günahkâr olduğumuz halde suçlanmadığımız müşterek azîm hatamız İsâm’ı dışlayan ve Ülkemizi ve Ümmetimizi sömüren baskıcı, ötekileştirici ve dışlayıcı seküler/laik düzene karşı olan tasvipkâr bilinçsizliğimizdir. İşte bu imanî bir konudur. Bu konuda tarîkatlerimiz ve cemâatlerimizin pek çoğu da ise tam bir gaflet-i azîme içindedir. Sözün özü İslâm’a destek değil, kösteğiz. Samimi kanaatim İslâm’ın önündeki en büyük engel, İslâm’ı yaşama ve egemen kılma amacı taşımayan ilâhiyatlarımız, diyanetimiz, tarîkatlerimiz ve cemâatlerimizdir. Böyle olunca ihtilaflarımız da uluslararası emperyalizmin sömürüsüne karşı olan körlüğümüzü artırmaktadır.

Değinmek İstediğimiz Öz

Ahvalimizi belirledik. Farlılıklarımıza değindik. Şimdi soralım.

Görüş ayrılıklarımız birbirimize saygısızlığın sebebi olabilir mi? Birbirimizi takdir etmemize engel oluşturabilir mi?

Çalışmalarımızı saygılı bir dil ve dua ile karşıladıktan sonra ilmi usuller içinde eleştirmek ve yapılan eleştirileri olgunlukla karşılayıp gerekirse cevaplandırmaktan daha tabii ne olabilir?

Görüş ayrılıklarımız bizim için saygısızlık sebebi olamaz da halkımız için olabilir mi? Elbette olamaz.

Bir Âlimi Beğenmek Bütün Görüşlerini Doğrulamak Değildir

Bir insanı tebrik ve tebcil etmek, yanlışlarını onaylamak olarak görülebilir mi? Pek tabii ki görülemez. Sözün burasında değinmeden geçemeyeceğim, Halkımızın özellikle yönlendirilen bir bölümü büyük bir yanlış içindedir. Hatalı buldukları görüşün sahibine değil de onun ilmî kişiliğine saygı gösterenlerin bütüne tavır koyuyorlar. Tavır koymak haddi aşan bir eylemdir. Sorumluluğu diğer hocalara teşmil etmek ise daha da büyük bir aşırılıktır.

Unutulmamalıdır ki halkımızı yanılgıya düşüren de bir ölçüde bizleriz. Çünkü halkımız bizim ihtilaf ettiğimiz konuları ve gerekçelerimizi bilemez. Biz de bir araya gelerek görüşlerimizi olgunlaştırdıktan sonra halkımıza açıklamalıyız veya görüşlerimizin hatalı olmak ihtimali ile doğru olabileceğine işaret etmeliyiz.

Kendi adıma ifade edeyim –katılmadığım görüşlere şerh koymak koşuluyla- bundan böyle daha bir özen göstererek hocalarımıza saygıda kusur etmemeye ve yapılan saygısızlıklara da ödün vermemeye kararlıyım. Hocalarımızı da halkımızı da hatta siyasilerimizi de buna davet ediyorum. Saldırgan tipler elbette konumuzun dışındadır. Allah yardımcımız olsun.

Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.mirathaber.com/ali-riza-demircan-medyatik-hocalar-islami-anlatabiliyor-mu-1-1175y.html