21 Haziran 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Vatan haini Atatürkçü olabilir mi?

Atatürkçülük bir ideoloji olarak ulusalcı kurtuluş ideolojisidir, Batıya karşı Müslümanların güçlenmesi için o dönemdeki bir stratejidir.

Lozan antlaşmasında ve resmi yazışmalarda adına Osmanlı Müslüman Milleti denen, 1930'dan sonra adına Türk Milleti denen toplumun topluca katledilmesini önlemek ve onların yeniden dünya ülkelerinde en üst düzeye gelmesini sağlamak için eldeki yöntemlerin kullanılmasına Atatürkçülük diyoruz.

Atatürkçülük dediğimiz bu kurtuluş ideolojisinin temeli ve amacı Türk Milletinin yok olmasını önlemek ve onu dünyada yeniden hakim kılmaktır. Başka bir amacı ve hedefi yoktur.

Batıyı yüceltmek, İslam'ı yıkmak, Amerika'ya hizmet etmek, Komünizmi benimsemek Atatürkçülüğün ne içindedir ne de alakalıdır. Amacı milleti kurtarmak ve yükseltmektir.

Atatürkçülük bu amaç için yer ve zamana göre taktikler, ilkeler, felsefeler, yöntemler izlemiş ve değiştirmiştir. Bunlar, milletin korunması ve güçlendirilmesi için gerekli görülmüş şeylerdir.

Sosyalizm düşünülmüş, Liberalizm benimsenmiş, Devletçilikte karar kılınmış, Keynesyenlik denenmiş, Karma ekonomiye dönülmüştür.

Osmanlıcaya bakılmış, Katolik alfabesi benimsenmiş, bütün Arapça Farsça kelimeler yasaklanmış, sonra Güneş-Dil Teorisi'ne geçilerek, zaten bütün diller Türkçe'den gelir denmiş, serbest bırakılmıştır.

Bolşevik Rusya'yla kardeş olunmuş, sonra yavaş yavaş çevre ülkelerle ittifaklar yapılmış, Batıyla yakınlaşılmış, Mussolini'yle yaklaşılmış, Hitler yatıştırılmış, Stalin Kars isteyince Amerika denmiştir.

Atatürkçülük bunları duruma göre uygulamıştır. O gün güçlü olan inanış ve düşünce tatbik edilmiştir. O gün Materyalizmin hakim olduğu, Batının mutlak yol olduğu, Allah'ın yaratmadığı, Darwinist Evrimle oluştuğu, bilimin bunu dediği aldatmacası okumuş kesimde mutlak hakimdi. Bunların doğru olduğu sanılarak işler düzenlendi.

Ama ilke, yöntem ve yaklaşımlar değiştiyse de Atatürkçülük hedefi temelde değişmedi, eski adı Osmanlı Müslüman Milleti yeni adı Türk Milleti olan toplumun korunması ve rakiplerine karşı öne geçirilmesi.

Bu nedenle Atatürk, kendisinden sonra Erbakan'a kadar kimsenin yapmaya cüret edemediği, darbelerin nedeni olan denk bütçeyi yaptı. Denk bütçe demek yabancı bankalara halkı faizli borçla peşkeş çekmemek demektir.

Yine bu nedenle Atatürk, stratejik önemdeki demir çelik fabrikaları kurmayı başardı. Ağır sanayi hamlesi başlattı. Özellikle savunma sanayiinde adım atılmasına çabaladı. Bu yönde yine Erbakan'a kadar bir ilerleme yapılmadı.

Atatürk yabancı denetimli derin oluşumlara karşı yerli bir sistemin oluşmasına gayret etmiştir. Mason Localarını topluca kapatmıştır.

Atatürk onurlu siyasete yöneldi. Tek bir dış gezi yapmamıştır. İngiliz kralı belki de locaları kapatmaması, belki İslam ülkeleriyle yakınlaşmaması için ziyaret etmiştir. Kapütülasyonlar kalkmış, liman ve geçiş hakları sağlanmış, Hatay Fransızlardan alınmıştır. Atatürk özellikle Türkiye'ye gelen İran şahıve Afgan kralı başta bağımsız Müslüman ülkelerle kuvvetli ilişkiler oluşturmaya çalışmıştır. Bu da D-8 ruhuna benzer.

Etnik olarak da Yunanlılarla iyi ilişkiler istemesine rağmen, Yunanlıların ülkeyi terk etmesi ve oradaki Türkçe bile bilmeyen Müslümanların gelmesi olan Mübadeleyi gerçekleştirmiştir.

Bunlara baktığımızda Atatürkçülüğün bir kurtuluş ve bağımsızlık programı, kaybeden Türkleri yeniden en üste geçirmek için çabalardan oluştuğunu görüyoruz. Eğer yer yer maneviyata karşı baskılar olduysa bu, en azından Atarürk dönemde ülkenin birliği için yararlı olacağı zannından kaynaklanmıştır.

Atatürkçülüğün temeli olan ekonomik bağımsızlık, denk bütçe, yerli savunma sanayii, haysiyetli dış siyaset dendiğinde buna en yakın olan Erbakan programıdır. Nitekim Erbakan da konuşmalarında Atatürkçülüğün temelinin temsilcisi olduklarını ifade etmiştir. Kuşkusuz maneviyat ve siyasette özgürlüğün daha genişlediği Darwin-sonrası bir çağ için. Atatürk gibi Erbakan da İran'la kuvvetli ittifak istemişti.

D-8'e dönen, ekonomiyi millileştirmede karar kılan, milli harp sanayiine yönelen, İslam dünyasıyla ortak çalışmayı isteyen, dolarsız ticaret arayan, Rusya'yı alternatif gören bir Erdoğan bir yandan bu temel Milli Görüş politikalarını benimserken bir yandan da Atatürk'ün de bunları hedeflediğini saptamakta ve Osmanlı Müslüman Milletini ayağa kaldırmak olan Atatürkçülüğün esaslarının geçerli olduğunu görmektedir.

Atatürkçülük Müslümanları yok olmaktan kurtarmak ve onları dünyada ağırlık sahibi yapmaksa buna karşı olanlar,

• Müslümanların karşısında Rum ve Ermenilerden yana olanlar,
• Türkiye'nin karşısında Avrupa ve Amerika'nın tezlerini savunanlar,
• Kürdistan ve yeni isimlerde Batı uydusu yeni ülkelerin kopmasına çalışanlar,
• Avrupa Amerika devletleri ya da şirketleri için çalışan, onların sıradan mamullerini satan, hizmetlerini pazarlayanlar,
• Her iki kelimesinden biri Batı hayranlığı olan, Yunanistan'a bile methiyeler döktürenler,
• Batı tahakkümü altındaki Müslüman ülkelerle, Türki cumhuriyetlerle ortak projeler ve ittifaklar kurmamıza gülen ve bizim ancak Batı'ya köle olabileceğimizi savunanlar
• Atatürk'ün kökü dışarıda olduğu için kapattığı Mason localarına çıkar için kapak atıp onlardan gelen talimatlara ve umum fikriyata teslim olanlar
• Atatürk'ün asla aleyhinde konuşmadığı, aksine kendi parasından İslam alimlerinin çalışmarını finanse ettiği, hakkında yüceltici konuşmalar yaptığı İslam dinini yerenler,
• Görüldüğü yerde ezilmelidir dediği Komünizmi ve onun baş savunucusu Nazım Hikmet'i yere göğe sığdıramayanlar,
• Soros'tan Avrupa'dan para alıp palazlananlar, homoseksüelliğin benimsenmesini savunanlar, adına Atatürkçülük de denen Türk Milletini Batılı ülkere yedirmeme ve onlarla hesaplaşma davasının parçası olamazlar.

Atatürk, kendi devrinde ve şartlarında kendine göre kararlar aldı. Bunları bizi gavura karşı güçlü kılacağını düşündüğünden aldı. Satılık insanlar, onun denk bütçesini, ilkeli siyasetini, Milletin bütünlüğünü korumasını, İslam ülkeriyle yakınlaşmasını, milli silahlanma hamlesini sahiplenezler. Onun sahibi milli olanlardır..

İstiyorlarsa susuz rakı ve leblebiyi sahiplenebilirler. Ama tabii Atatürkçülük o değil.

Erdoğan'ın Atatürkçülüğün yani Batıya karşı Müslüman Türk Milletinin birliğini, bütünlüğünü koruma davasının yanında olması kadar doğal bir şey yoktur.

Ali Ulvi ALTINSOY
http://www.mirathaber.com/ali-ulvi-altinsoy-vatan-haini-ataturkcu-olabilir-mi-36-2297y.html


Back To Top