All for Joomla The Word of Web Design

Allah’ın Dediği mi, İnsanın Tercihi mi?

İnsan, ölüme karşı koyamadığı gibi gelecekte de dünyada yaptıklarının hesabını vermekten kaçıp kurtulamayacaktır. Buna mecali de yoktur. Çünkü kendine verilen yetki, onu kurtarmaya müsait değildir. O halde Allah’ın dediği mi, insanın tercihi mi? Bu cümle derin tefekkürü gerektiren bir algıdır. Bu soru kâinatın temel felsefesini ortaya koyan bir sorudur.

 Allah Teâlâ ezel ve ebettir, insan, vadesi gelince varlık sahnesine çıkarılan ve vadesi dolunca yine ayni kudret tarafından işi bitirilen muvakkat bir varlıktır. Allah, kâinatı yaratan, yaşatan, yöneten, koruyan, kollayan Kadiri mutlaktır. İnsan ise yaratılan varlıklar arasında tozun tozu mesabesinde hiç hükmünde basit ve gelip geçici bir varlıktır. Onun için Allah Celle Celâluh ile insan denen bir varlık arasında elbette mukayese yapmak mümkün değildir. Ancak Allah Teâlâ, bu tür mukayeseleri, Kur’an-ı Kerimde yapmaktadır; “Onlar bir Yaratan olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerini mi yarattılar?” (Tûr:52/35)  O insanı siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa biz miyiz yaratan? (Vakıa:56/59) derken yoğun mesaj verir.

Allah Teâlâ bu şekilde mukayese yapar. Tabii bu yöntem, insanların acziyetlerini ortaya koyma, yöntemidir. İnsan, akıllı yaratılmıştır ve sorumlu tutulmuştur. Uyarı almayanlara âhirette çekecekleri cezaları ile inzâr edilmişlerdir. Allah Teâlâ’nın insanları tek bir ümmet yarattığı halde ihtilaf etmeye başlamaları yüzünden onlara hem müjdeleyen hem de inzâr edip çekindiren peygamberler gönderdi. Buna rağmen insanlar her alanda ihtilaflarını sürdürdüler. Bugün dünya müslümanları, içine düşüp çıkamadıkları ihtilafların sıkıntı ve zilletinin acısını yaşamaktadırlar. Ne yaptıklarını ve nelerle oyalandıklarını kestiremiyorlar.

Kavmiyetçiler, mezhepçiler, tarikatçılar, siyaset aktörleri ve benzeri nice ihtilaf ve tefrikacı yapılanmalar, Allah Teâlâ’nın muradına uygun olmayan kendi tercihlerini Allah Teâlâ’nın emirleri yerine koydular hatta çok önemser oldular. İslam tandanslı bütün ülke ve gruplarda kendi tercihlerini önemsemelerinden kaynaklanan zillet hayatına mahkûm oldular. Buna rağmen hemen hemen hiçbir ihtilafçı ve tefrikacı, tanrılaştırdıkları kendi tercihlerinden Allah’ın dediğine dönme bahtiyarlığına yanaşmıyorlar. Başka çareleri olmadığını da anlamakta zorlanıyorlar. Allah’ın kudretinden ve emrinden tereddüttedirler.

Müslümanların kendilerini sorgulayıp öz eleştiri yapmaları uyanışlarına vesile olacaktır. Evet, müslümanlar mukayese yaparak yeniden toparlanabilecek kalitededirler. Bunu yapacak birikimleri, dayanakları ve yetenekleri de vardır. Belki de kendilerini yapacakları muhakeme ile toparlanma imkânına kavuşacaklardır. Uymaları gereken ilâhî hakikatleri kabullenecekler, tercihlerini şeri ’attan yana koyacaklardır. Kendilerini sorgulayacaklar ve başarı sağlayacaklardır. Her kesin itirazını tetikleyip harekete geçecek dava bütünlüğü ile eylem beraberliğini yeniden gerçekleştireceklerdir. Yeter ki inanıp bu beklentiyi istesinler.

Müslümanın aklını, imanını, basiretini ve iradesini alabora edip çıkmaza sokan kendi beşeri tercihlerinden dönüp Allah’ın sistemine yöneleceklerdir. Aksi takdirde, bu gidişle müslümanların geleceği çok sıkıntılı olacağı kanaati çok yaygındır. Yapılan her hayırlı ve faydalı işlere ve büyük eserlere bile tahammülü olmayan yabancı zihniyet sahipleri şer güç ve uzantıları memleketin çökmesi için çalışırlarken müslümanların ihtilaf ve tefrikadan medet ummaları kabul edilecek cinsten değildir. Çünkü bütün kâinat mülkünün ve her tür hükmün yegâne sahibi Allah Teâlâ’nın beyanına aykırıdır. Müslümanlar için toparlanma mecburidir.

Kudreti sonsuz Rabbimiz, her derde deva vermiştir. Ülkemizde demokrasi milletimizi kamplara böldü ve birbirlerine düşman taraflar haline getirdi. Laiklik ise İslam cemaatini cahilleştirdi. Öylesine cahilleştirdi ki kıldıkları namazın neresinde ve ne zaman sehvi secde yapacaklarını bilemeyecek kadar koflaştırdı. İffette, edepte, nezakette ve saygıda günümüz Müslümanının nasibi kesildi. Eğitim çağındaki gençlerimiz “kurt yeniği ekin” haline döndü. Analar babalar hatta eğitimciler ve hatta vaizlerimiz, hocalarımız yetersiz ve çaresiz kaldılar.

Oysa Allah: Ve hangi bir şeyde ihtilâfa düşerseniz, artık onun hükmü Allah’a aittir. “İşte o Allah’tır benim Rabbim. O’na tevekkül ettim ve O’na yöneldim.” (Şura:42/10) buyurur.

Evet, biz, “cehlimize kurban” olmaya razı olmayalım. Esselamu aleykum.

İlhan ORAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir