All for Joomla The Word of Web Design

ALMANYA’DAN GETİRMEK İSTEDİĞİMİZ BAKIMA MUHTAÇ YAŞLI PROJEMİZE NE OLDU?

Almanya Sağlık ve Sosyal Hizmet Bakanlığı ile Türkiye Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokolle Almanya’ya Türkiye’den alınacak 50 bin hasta bakıcısı için kurs kayıtları başladı. Kurs sonunda Almanya’da katılacakları 3 yıllık staj boyunca aylık 950 Euro kazanacaklar, barınma ve yeme ihtiyaçları karşılanacak. Türk gençlerine Almanya’da iş imkânı sunan proje kapsamında Adana’nın Kozan ilçesinde kurs düzenlenecek. Kurs hakkında bilgi veren Kozan Sis Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi Müdürü Ruhşi Gül, şunları söyledi:

“İki Bakanlık arasında yapılan bir protokol gereği yaşlı ve hasta bakım hizmetleri için Almanya, ülkemizden 50 bin eleman istiyor. İstenilen şartlar ise en az lise mezunu olmak, en fazla 36 yaşında olmak, iyi düzeyde Almanca konuşabilmek. Üç yıllık bir program ve önümüzdeki kasım ayı itibariyle başlayacak. Bu süreçte öğrencilerin Almanya’da staj yapacakları kurumda yatma ve yeme ihtiyacı karşılanacak. Aylık 800 ile 950 AVRO arasında ücret alacaklar. Üç yıllık stajı tamamlayanlar, hasta bakıcı olarak Almanya’da kalabilecek. Alman vatandaşlığı veya yerleşim hakkı elde edecek. İki yıllık bir uzmanlık eğitimini tamamladıkları zaman da maaşları 2.600 AVRO’nun üzerine çıkacak.”



ALMANYA’DAN GETİRMEK İSTEDİĞİMİZ BAKIMA MUHTAÇ YAŞLI PROJEMİZE NE OLDU?

Şimdi mezkûr habere sevinelim mi yoksa üzülelim mi? İstanbul Üniversitesi’nde çalışma ekonomisi bölümünde doktora eğitimine başladığımda (1994-1997) yerli sosyal politika kitaplarının istihdam politikaları bölümünde “yurt dışına işgücü göndermek” alt başlığını görünce doğrusu şoke olmuştum. Bu ne anlama geliyor: Başka ülkeler üretim alanında (fazla) yatırım yapacak işgücü açığı söz konusu olunca yoksul ülkelerden ucuz işgücü ithal edecek. Biz de o ülkeye yalvarıp, “bizde işsizlik fazla, alın bizim işçimizi, iş güvenliğinin olmadığı, ücretlerin de düşük olduğu ikincil emek piyasasında bile çalıştırabilirsiniz, biz de böylece işsizlik sorunumuzu çözmüş oluruz” diyeceğiz. Bu mudur bizim millî istihdam politikamız?

Şimdi ise sosyal politika ve bu bağlamda bakıma muhtaç yaşlı, engelli ve hastalara yönelik stratejik sosyal bakım konsept ve projeler üretemeyen Türkiye, Almanya’da sosyal hizmetler alanında yapılan yatırımlardan ötürü ortaya çıkan istihdam açığını bizim gibi işsizliğin fazla olduğu ülkelerden işgücü transfer ederek çözmek istiyor. 60’lı yıllarda sanayi üretimine yoğun yatırım yapmanın sonucunda işgücüne talep patlaması sebebiyle Almanya, Türkiye’den vasıfsız fakat sağlam yardımcı işçi kendi vatanına çekmek suretiyle ekonomik kalkınmasının devamını sağlayabilmiştir.

Almanya, son yıllarda artan sayıda ileri yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkan bakıma muhtaçlık sorununu 1994 yılında sosyal sigortalar sisteminde hastalık sigortasından bağımsız olarak ihdas etmiş olduğu bakım sigortası sayesinde çözmeye uğraşıyor. Bununla ilgili olarak Türkiye’de İstanbul Üniversitesinde ilk doktora tezini biz yazdık. Gerçi biz ileri yaşlılığa bağlı olarak gayri ihtiyari olarak ortaya çıkan bakım ihtiyacının gerek finansman, gerek bakım elemanı, gerekse evde/kurumda bakım hizmetlerini Almanya modeli üzerinden araştırdık ama yaşlanan Türkiye için benzer ihtiyaçların ortaya çıkacağını bilerek, Sakarya Üniversitesi tarafından kitaplaştırılan doktora tezimi, sürekli olarak ilgili Bakanlıklara gönderip bizim de bu alanda bir sosyal projemizin olmasının altını çizdim.

Nihayet bu stratejik ihtiyacın varlığı hükümet tarafından 2004 yılında farkına varıldı ve dönemim Özürlüler İdaresi Başkanı Dr. Mehmet Aysoy bizi, taslak halinde olan Engelliler Kanunu’nun sosyal modele dönüştürülmesini isteyerek, kuruma danışman olarak davet etti. Kanunu gece gündüz çalışarak bir yıl içinde tamamladık ve TBMM’de bütün partilerin onayı ile kabul edilmiş olan 2005 tarihli Engelliler Kanunu sayesinde yoksul olan bakıma muhtaç engellileri sosyal bakım güvence kapsamına alabildik. Bugün yaklaşık olarak 500 bin bakıma muhtaç engelliye her ay asgari ücret üzerinden bakım ödeneği verilmektedir. Ama halen birkaç eksiğimiz var. Bakıma muhtaç engellilere aile fertleri amatörce bakıyordu, yani profesyonel bakım elemanlarına ihtiyacımız vardı, ayrıca yoksul olmayan diğer bakıma muhtaçlar sosyal bakım güvence kapsamının dışında kalmıştı.

Bunun için bakım güvence modelinin kapsam alanını genişletmek, finansmanını sağlamak ve bakım ihtiyacını profesyonelce sağlayabilmek için, bir taraftan sosyal sigortalar sistemine işçi-işveren prim katkısı ve devlet desteği ile sürdürülebilecek bakım sigortasının kazandırılması, diğer taraftan da üniversitelerimizde/meslek yüksekokullarında engelli bakım bölümlerinin açılması gerekirdi. Bizim şahsî girişimlerimizle bunun gerekliliğini ilk anlayan Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi rektörü Prof. Dr. İrfan Aslan oldu ve sağ olsun 2 yıllık ilk engelli bakım bölümünü bu üniversitede açabildik.

Açılış töreninde şunları söylediğimi hatırlıyorum: “Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, bu yıl (2012) açtığı Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Bölümü ile geleceğe yatırım yapıyor. Çünkü engelliler için hazırlanan bakım sigortası uygulaması başladığında ihtiyaç duyulan personel burada yetişecek. Diğer üniversitelerde bu gibi faaliyetlere destek vermelidir.” Gayemiz, bütün engellileri kapsayacak bakım sigortası uygulamasının hayata geçmesiyle Engelli Bakımı ve Rehabilitasyonu Bölümü'nde okuyan öğrencilerin istihdamını sağlamaktı. Engelli Bakımı ve Rehabilitasyonu Programı’nın açılmasındaki katkılarımdan dolayı Vali Yardımcısı Ercan ATEŞ’ten aldığım plaket, benim için büyük bir onur idi.

https://www.sondakika.com/haber/haber-gelecege-yatirim-yapiyor-4167482/

İleriki yıllarda 7-8 üniversite, bizlerin hazırladığı Engelli Bakımı ve Rehabilitasyonu Programı’nın müfredatından yararlanarak, benzer bölümler açtılar. Böylece bakım elemanı ihtiyacı karşılanmış olacaktı. Bu arada biz de hükümet yetkililerine bu bölümlerin varlığından haberdar ederek, bu bölümlerden mezun olan bakım elemanlarının istihdamı için sosyal bakım sigortasının bir an evvel sosyal güvenlik sistemine kazandırılmasının gerekliliğini anlattım. Daha 2007 yılında ana konusu BAKIM HİZMETLERİ olan III. ÖZÜRLÜLER ŞURASI’nda “Bakım Güvence Sistemleri Ve Finansmanı Komisyonu” Başkanı olarak bununla ilgili resmî raporumuzu hazırlamıştık. İlgi duyanlar, raporun tam metnini aşağıdaki bize ait web sitesinden okuyabilirler.

http://www.manevibakim.com/bilim_alanlari/bakim_guvencesi/makale_01.asp

Bakım Elemanlarımızı Almanya’ya Göndermek Yerine Almanya’daki Bakıma Muhtaçları Türkiye’ye Getirme Projesi

Alman Sosyal Bakım Sigortası Kanunu’nun bütün maddelerini ve bununla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aldığı kararları çok iyi bilen bir kişi olarak uluslararası sosyal bakım alanında Türkiye’nin lehine olabilecek bazı imkânlar keşfetmiştim. Buna göre Bakıma muhtaç engelli, yaşlı ve(ya) hastaya bakan Alman aileler, isterlerse bakım hizmetlerini tatil maksatlı olarak 3-4 hafta veya temelli olarak herhangi bir AB ülkesinde ifade edebilir ve bu süreçte Bakım Sigortasının bakım ödeneklerinden yararlanabilir. AB üyesi olmayan ülkeler için bu durum, sadece geçici bir süre için (yılda 3-4 hafta) geçerlidir. Mesela Tayland ve Vietnam gibi bazı uzak doğu ülkeler, bakım turizmini geliştirerek, Almanca bilen bakım elemanları yetiştirip bakım merkezlerinde bakıma muhtaçlara bakarken, aile fertleri de o ülkede tatil yapabilmektedir. Bunun karşılığında ise bu girişimci ülkeler, döviz geliri elde etmektedir.

Buradan yola çıkarak, AB Katılım sürecinde Türkiye’nin daha avantajlı bir konumda olduğunu görerek, sempozyumlarda/çalıştaylarda ve yetkili kişilere bir taraftan sosyal bakım sigortasını ihdas edin, Avrupa standartlarında yabancı dil bilen bakım elemanları yetiştirin, diğer taraftan da devlete veya özel sektöre ait bakım kurumları tesis edin ve bakıma muhtaçlarla beraber onlara bakan Alman ailelerini turist olarak Türkiye’ye gelmelerine yönelik girişimlerde bulunun teklifinde bulunmuştum ve bununla ilgi olarak sosyal projemi sunmuştum.

Bu projenin hayata geçirilmesi için gerekli adımlar zamanında atılmış olsaydı, millî sosyal bakım sistemimizin Almanya standartlarında olduğunu ispat edebilir, özellikle kimsesiz bakıma muhtaçların geçici olarak değil kalıcı olarak memleketimizde evde/kurumda profesyonel bakım hizmetleri alabileceğinin teminatını verebilir, bunu AB’ye tam üye olarak girmesek bile ikili sözleşmelerle şimdiye kadar rahatlıkla gerçekleştirebilmiş olurduk. Böylece bakım hizmetlerine karşılık olarak kendi vatanımızda bakım sektöründe hem yeni istihdam imkânları sağlanmış, hem de bakım elemanlarının ücreti Alman Bakım Sigortası tarafından ödenmiş olacaktı. Böylece yetiştirdiğimiz bakım elemanlarımızın gurbete gitmelerinin önüne geçilecekti.

Mezkûr haberde gördüğünüz gibi, zihnî tembelliğimiz, bürokratik hantallığımız, sosyal proje üretemememiz gibi birçok sebepten dolayı durum tam tersine döndü. Biz Almanya’dan bakıma muhtaçları isteyeceğimiz yerine Alman Devleti, bizden bakım elemanı talebinde bulunuyor. Halbuki Almanya’da bakıma muhtaç kişiler, yurt içinde veya dışında değişik kurum ve hizmetleri tercih etmelerinde özgürdürler. Bundan yararlanmasını bilemedik. Kaybettiklerimiz, kazandıklarımızdan daha fazla olacak.

Müslüman Bakım Elemanları Bakıma Muhtaç Hıristiyanlara Da Manevî Destek Verebilir

Belki Alman yetkililer, kişinin ölümüne kadar bakımı kapsayan bu sosyal projemize karşı argüman olarak şunları söyleyebilirdi: Alman Sosyal Bakım Sigortası Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan hükümlere göre bakıma muhtaç kişilerin dinî ihtiyaçlarına dikkat edilmeli ve bu istikamette kendi (Hıristiyanlık) inançlarına uygun manevî destek hizmetleri de verilmelidir. Kanaatimce hangi inançtan olursa olsun manevî destek hizmetlerini en iyi bir şekilde Müslüman bakım elemanları verebilir. Çünkü en son vahiy dini olan İslâm’ı bilmek, haddizatında bütün diğer dinleri/peygamberleri de öğrenmeyi bizatihi içine almaktadır.

Kuran, bütün insanlığa ve inanç gruplarına inmiş ve dolayısıyla Müslüman manevî rehberler, inançlara saygı bağlamında Hristiyanlığı bilmek zorunda olup, bu doğrultuda Hristiyanlara da manevî tesellide bulunacak ehliyette olmalıdır. Manevî bakım eğitimi almış Müslüman bakım elemanları, Hz. İsa dâhil, bütün peygamberlere iman ettiklerine göre, bakıma muhtaç Hıristiyanlara da manevî rehberlikte bulunabilir. Ama tersi mümkün değildir. İşte bu konuda biz Müslümanlar, evrensel bir dinin mensupları olmanın avantajını bakım hizmetlerinde de kullanabiliriz. Yetiştireceğimiz manevî bakım elemanlarımız, Kuran’da iki kez yer alan aşağıdaki âyeti, bakıma muhtaç kitap ehli ve imanlı Hristiyanlara bir manevî teselli olarak mealen okuyabilir:

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).” [Maide: 69 ve Bakara: 63]


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir