24 Haziran 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Ankara’da falcı ve medyumcular tutuklandı

Ankara’da yapılan operasyonda kendilerini falcı, medyum ve ‘hoca’ olarak tanıtarak dolandıran 5 kişi gözaltına alındı.
Ankara’da falcı ve medyumcular tutuklandı
Bu isimler arasında Ankara’da uzun yıllardır medyumluk yapan ve Başkent’in en merkezi yerlerinden birinde “Medyum Süheyla”adlı mekânı bulunan 57 yaşındaki Süheyla Ö. de yer alıyor. Başkent polisince gözaltına alınan, evinde ve işyerinde arama yapılan Süheyla Ö.’nün, vatandaşları dolandırarak, elde ettiği kazançla lüks bir hayat yaşadığı kaydedildi. Evinde bulunan yüklü miktarda para ve ziynet eşyasına el konuldu.

Zanlılar tarafından dolandırıldığını iddia eden onlarca vatandaş, Ankara Emniyeti’ne davet edilerek, ifadeleri alındı. Şüphelilerin dinî duygularını istismar ettikleri vatandaşlardan “dua etme, muska yazma ve büyü yapma, gelecekle ilgili tavsiyeler” karşılığında yüklü miktarlarda para aldıkları belirlendi.


DEVLET MEDYUMLUĞA CEVAZ VERİYOR, VATANDAŞ DA MEDYUMLARA GÜVENİYOR

Türkiye, toplum olarak Müslüman bir ülkedir. Amenna. Ancak Türkiye’nin siyasî, iktisadî, ticarî ve cezaî sisteminin İslâmî olduğu herhalde söylenemez. Dolayısıyla ilgili alanlarda yapılan siyasî, iktisadî ve ticarî faaliyetlerin de İslâm’a uygunluğu zorunlu değildir. Bu bağlamda bu Bâtıl sistemde İslâm’ın kesinlikle reddettiği iktisadî ve ticarî faaliyetlerde bulunmak da dinen meşru sayılmasa da sistemin esnekliğinin (haddi aşmasının) bir yansıması/göstergesi olarak kanunîdir ve dolayısıyla ceza kapsamına girmemektedir.

Haberde görüldüğü üzere Türkiye’de kendini medyum (aslında falcı ve kâhin demek gerek) zanneden veya medyumluk üzerinden kolayca para kazanabileceğini düşünen her ‘zekî’ ve kurnaz vatandaşımız, ‘güzel’ vaatlerle şatafatlı veya gizemli bir ‘Danışma Ofisi’ açabilir ve ‘dükkânının’ önüne kocaman bir tabela asabilir. Üstelik bununla ilgili mevzuat da buna imkân vermektedir. İnanmayanlar için şimdi mevzuatın detaylarını açıklayacağım:

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinin 1. Fıkrasında, “Her türlü ticarî ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançlar ticarî kazançtır.” hükmüne yer verilmektedir. Dördüncü fıkrasında ise; “Ticarî kazanç, Vergi Usul Kanunu hükümlerine ve bu Kanunda yazılı gerçek veya basit usullere göre tespit edilir.” hükmü yer almaktadır. Aynı Kanunun 65. maddesinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsî mesaiye, ilmî veya meslekî bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticarî mahiyette olmayan işlerin işverene tâbi olmaksızın şahsî sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapıldığı belirtilmektedir. Binaenaleyh medyumluk faaliyeti, Maliye tarafından serbest meslek faaliyeti olarak kabul görmektedir. Ancak Maliye için en önemli kriter, bu faaliyet sebebiyle medyumların, elde ettikleri gelirlerini serbest meslek kazancı olarak vergilendirmeleridir.

Buna göre kapitalist/liberal sistemde serbest piyasa ekonomisi mantığı ile Bâtıl inançlara da dayansa herkes her türlü serbest meslek faaliyetinde bulunabilir. Yeter ki kazandıklarını serbest meslek kazancı olarak vergilendirsin. Yani sistem/devlet diyor ki, bu medyumluk aslında falcılık da olsa geleceğe veya şahıslara dair merak ve endişelerinizi gidermek adına, isterseniz bir de ‘MEDYUM SÜHEYAL ABLA’ya ve buna benzer medyumlara da gidiniz. Gidiniz ve merakınızın derecesine ve bütçenizin boyutuna göre medyumları da memnun edin. Dolandırıcılık iddiası ile tutuklanan bu medyumlar, kendilerine hür iradeleriyle gelmiş olan bu gönüllü müşterilerden az çok demeden aldıkları bütün paraları usulüne göre vergilendirdiyseler yapılacak bir şey yok. Müşterilerimiz, hiç şikâyet etmesin, akıllarını başlarına alsın ve bir daha kâhinlere güvenip iş yapmasın. İftarlarını da soğuk su ile açsınlar. Geçmiş olsun.

Velhâsıl-ı Kelâm

Değerli okuyucularım;

Sizlere bugün medyum diye adlandırılan sahtekârların geleceği okuyamadıklarını, sözlerinin boş, değersiz ve manasız olduğunu şu hadis-i şerifle açıklamakla yetineceğim:

“Kâhinler bir şey değildirler.” (Müslim; Selam: 123) Yani

Aslında bu gibi Bâtıl işlerle uğraşan medyumlara inanan saf/câhil insanlarımızın aslında vahyi de inkâr etmiş olabileceklerini ve bundan ötürü de büyük günah işlemiş olacaklarını bir ihtar olarak da ayrıca zikretmek isterdim. Lakin kabahati hep medyum ve müşterilerine mi yüklenelim? Devletin burada hiç mi suçu ve sorumluluğu yok?

Devlet, kanunen medyumluğa/kehânete bir serbest meslek faaliyeti olarak cevaz verdiğine göre, vatandaşlarımızın da devletine güvenerek, medyumlara uğramalarını neden çok görüyoruz ki? Madem devlet, bu gibi Bâtıl işleri bir meslek olarak görmekte, o halde toplumumuzda yaygın bir görüş olan “fala inanma falsız da kalma” çarpık sözün mantıkî silsilesinin bir devamı olan “medyuma inanma medyumsuz da kalma” inancı da hâkim olacaktır. O halde medyumlukla gerçekten mücadele edilmek isteniyorsa başta DİYANET olmak üzere devlet kurumları daha aktif olmalıdır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/ankarada-falci-ve-medyumcular-tutuklandi-8-4285h.html


Back To Top