17 Ağustos 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Ev İçi Şiddet ve İstanbul Anlaşması

Evlilik, hayatta insanın alabileceği en önemli ve en kritik bir karardır. Doğru insanı bulmak ve iyi insanla mutlu bir evlilik yapmak her gencin hayalidir.

Çoğu gençler bu hayallerini negatif örneklere bakarak “böyle olacaksa olmasın” diyerek ertelemişler, yaşanılan acılara tek tek şahit oldukça korkuları daha da büyümüş sonunda da evlilikten korkar olmuşlardır.
Her anne ve babanın da evlatlarını evlendirirken düşündükleri öncelikle mutluluklarıdır. Artık görevini yapmanın verdiği huzurla hayatlarına devam etmek, ellerine sevgili torunlarını almak istemektedirler.
Ne kızının ne de oğlunun başka birileri tarafından ezilmesine, şiddete uğramasına, hakkının gasp edilmesine, gözlerinde yaş olmalarına, olmadı ayrılmalarına razı olmamaktadır.
Lakin günümüzde çoğu evliliklerde sorumlulukların bilinmemesi, görevlerin yapılmaması, sınırların aşılmasından dolayı büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum da birbiri ile iyi iletişim kuramamalarına, birbirlerini yanlış anlamalarına sebep olmaktadır.
İletişimin bu kadar hızlı olduğu bir ortamda, eşler birbirleri ile bağ kuramamakta, ortak değerlerde birleşememekte, ortak dil ve alan oluşturup ortak kararlar alamamaktadır.
Ortak kararların alınamaması huzursuzlukları daha da arttırmaktadır. Akabinde de iyi niyetinin sömürüldüğü, hakkının yenildiği düşüncesi ile taraf olunmakta ve birbirlerine karşı şiddete başvurulmaktadır.

Şiddet; tehdit, baskı ve kontrol içerip, fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik açıdan zarar verecek bütün davranışları kapsamaktadır.
Şiddet; yaşanılan onca güzellikleri görülmez edip, saygıları, sevgileri, güvenleri yok etmektedir. Geleceği zindan etmekte, gözü karartmakta, kin ve nefret besletmekte, intikam duygularını kamçılamaktadır.
Geleceği düşünmeden ağza gelen hakaretleri ettirip, gönülleri- bedenleri-ruhları çökerten bireylerin kendilerine ve karşısındakine acı verdiren bir eylemdir. En acı olanı ise günahsız yavruların düştükleri girdaptır. Bir yanda anne diğer yanda da baba vardır.
Şiddet her ne şekilde olursa olsun asla meşru gösterebilecek bir olgu değildir. Hiç kimse dövülmeyi, hakaret edilmeyi, aşağılanmayı, şiddete maruz kalmayı, gururunun zedelenmesini hak etmez.
İnsan kendisi için istemediğini başkası için de istememelidir. Bu duruş insanlığın önünü açacak en büyük eylemdir. Allah Resulü de bu hakikati bizlere çağlar öncesinden haber vermiş, kendisi için istediğini başkası için istemedikçe Mümin olunamayacağını belirtmiştir.

Aile; mahremiyetleri içinde barındıran kapalı bir sandık misali olmalıdır. İç dinamiklerin kaybolması, birbirlerine güvenlerin sarsılması, adaletsizliklerin artması, şiddetin başlaması, hakların gasp edilmesi sonucu aile bireylerinin dışarıya açılmasına sebep olmaktadır.
Ezildiği ve hakkının gasp edildiği düşüncesine kapılan kadını ya da erkeği, hakkını arama derdine girdirmektedir. Evin içinde af edilerek, iyilik yapılarak halledilmesi gereken bu durumun dışa vurulması da sorunların daha da büyümesine sebep olmaktadır.
Evde tatlıya bağlanamayan bütün sorunlar öncelikle diğer aile büyüklerinin yönlendirmeleri sayesinde halledilmelidir. Nihayetinde küçük aileyi koruyan büyük ailedir.
Büyük şehirlerde aile büyüklerinden uzak yaşayıp sorun yaşayan aileler de uzlaştırıcı ve yönlendirici olarak aile danışmanlarından destek alınmalıdır.
Lakin kendi kendine yeteceğini sanıp bilmişlik hastalığına bulaşan, kanunlardan medet umup soluğu mahkemelerde alan günümüz insanı sorunlarına çözüm bulamamakta, battıkça batmaktadır.
Bizim aile yapımıza asla uymayan, Avrupa’dan kes-yapıştır yapıp geleneksel aile kültürümüz görmemezlikten gelinerek alınan anayasalar da aileyi tamamen bitirmektedir.
Bunun için de ailenin temeline dinamit koyan, güya kadını şiddetten koruyacak ya da önleyecek zannına varılan 6284 Sayılı Ailenin korunmasının düşünüldüğü yasadır. Evinden yaka paça çocuklarının önünde kovulan, evinin etrafına yaklaştırılmayan, kadın affetse de yasa tarafından af edilmeyen, çocukların en büyük travması olabilecek durumlara sebep olacak bir yasa…
Güzellikle halledilmek istense de yasanın verdiği güçle daha da hırçınlaşan taraflara gemileri yaktırmaktadır. Yine olanlar ortada kalan körpe yavrulara olmaktadır. Türkiye’nin geleceği travması derinlerde olan büyükler olacaktır.
Yoksa bizler Müslüman değil miyiz?
Kimlerden ve neden bu kanunları alıp hayatımıza dahil ediyoruz?
Olayların bu kadar gerilmesine sebep olabilecek hataları nasıl yapabiliyoruz?
Ayrılma kararı alan bir beyefendinin aynı evde üç ay kalması, eşinin de evi terk etmemesi, boşanma isteğini şahitler yanında yapması… istenilen bir dinin müntesipleri değil miyiz?
Mesele evde kalmak ve anlaşmanın bir yolunu bulmaya çalışmaktır. İşin ciddiyetini anlayan her iki taraf da durumu düzeltmek için gayret etmelidir. Evlenmek bir nebze kolaydır. Lakin ayrılmak gerçekten anneyi babayı evladı hasılı herkesi yıpratan bir süreçtir.
İslam’a göre boşanmak isteyen bir kadın direk mahkemeye başvurarak anında boşanabilmektedir. Bu durumda asla baskı, zorlama yapılmamalıdır. Zira kadın mahkemeye başvurmuş ve kesinlikle ayrılmayı talep etmişse kafasında evliliği bitirmiştir.
Günümüzde uygulanan baskıcı, itici, evden uzaklaştırıcı, hapse atıcı, bütün devlet erkanlarını valisi, polisi, jandarması, hakimi ile karşısına alıcı, güya “aileyi koruyucu eylemler” aileyi yıkmaktadır. Anlaşma yollu yaklaşmak isteyen beyleri bile fikirlerinden vaz geçirmektedir.
Avrupa’da bundan yıllar önce üç küçük çocuğunu alıp gelmiş bir beyin sözleri ses tonuyla hala kulaklarımda kalmıştır: “Bacım, sosyal devlet ailenin yerini almış. Bu üç körpeye kim anne olacak?”
Bir an önce devlet büyüklerimiz bu acı duruma el atmalı, bizim ne kültürümüze ne geleneğimize ne de dini hassasiyetimize uyan, batıyı da çökerten böylesi kanunlarda düzenleme yapmalıdır.
Bizi Avrupalaştırmak isteyen “İstanbul anlaşması” olarak tarihimize kara leke olarak geçen sözleşmenin önsözünde, sözleşmenin hedefinin “kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratmak” olduğu belirtilmektedir. Bu, kadınlarla erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesi ve kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacağı belirtilmektedir. Lakin yaşanan acılar bunu doğrulamamakta, kadınla erkeği karşı karşıya getirmektedir.
Ev içi derken aile kavramı ortadan kaldırılmakta, nikahsız beraberlikler meşrulaştırılmakta, cinsiyet ayrımı yapmayacağız diye Lut (a.s)’ın kavminin helakına sebep olan nahoş durumun hoş görülmesi istenmekte, iffet kavramı unutulmakta, dini hassasiyetimizle oynanmaktadır.
Bu gidişe acilen “dur” demeliyiz. Aksi takdirde yuva kavramı bitecek, şarkıların diliyle sevgileri çöpçüler süpürecektir. Hayat daha da çekilmez olacaktır.

Elbette çaresiz değiliz. Çare BİZİZ. Aileyi ayakta tutacak bütün gayretleri biz yapmalıyız. Zira aile toplum binasının taşıdır. O taş çökerse, toplum da çökecektir.

Öncelikle iyi olmaya, güzellikler yapmaya niyet etmeliyiz. Akabinde sorumluluklarımızı, sınırlarımızı ve görevlerimizi netleştirmeliyiz. Her birimiz duracağımız yeri ve haddimizi bilmeliyiz.
Geçim sorunu yaşayan ailelere danışmanlık yaparak ortak alan oluşturucu etkinliklerin olacağı yerler oluşturmalıyız. Aile bağlarımızı sarsan, bizden olmayan dizileri, filmleri, yarışma programlarını, medya iletişim araçlarını hayatımızın dışında bırakmalıyız. Tepkimizi toplum olarak vermezsek akıntıya kapılanlardan olacağız.
Hasılı emek vereceğiz. Zahmet çekeceğiz. Zahmet olmadan rahmet olmaz. Rahmetin sahibine el açmalıyız. Gönül vermeliyiz. Güvenmeliyiz. Teslim olmalıyız. Zira iman güvenmektir akabinde de teslim olmaktır.
Ves-Selam

Asiye TÜRKAN
http://www.mirathaber.com/asiye-turkan-ev-ici-siddet-ve-istanbul-anlasmasi-199-4945y.html


Back To Top