21 Ekim 2017 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube

Bilinçsiz süreçler, pragmatik savrulmalar

Günümüzde Müslümanlar olarak bilinç düzeyinde çok ciddi kırılmalar, bunalımlar yaşıyoruz. Yeni bir bilinç çerçevesi ve sistematik bir program üzerinde çalışmamız gerekirken, devlet ve iktidar diliyle konuşuyor, ulus-devletin siyasal bir yabancılaşma biçimi olduğunu hatırlamıyoruz.

İslami varoluşun yönelimsizleştiği, yönelimsizleştirildiği, sahiciliğini yitirdiği; anlık zamanlarla sınırlı, yalnızca maddi başarıların tebcil edildiği, geleceksiz hayatlar içerisinde yaşıyoruz. İslami varoluşun sahiciliğini yitirmiş olması sebebiyle, yanlış tercihler yapıyor, yanlış durumlar içerisine giriyor, yanlış günler yaşıyor, yanlış ilişkiler kuruyor, yanlış beklentiler içerisine giriyoruz. Hayatımızın her anını sorumlu ve bilinçli olarak idrak etmemiz gerekirken, hayatımızın her anını anlık ilgiler belirliyor.

Müslümanlar olarak entelektüel, düşünsel, kültürel, felsefi güçsüzlük, yetersizlik ve ufuksuzluk içerisinde yaşadığımız için, bugünün dünyasına, tarihine, entelektüel hayatına olumlu yönde hiçbir katkıda bulunamıyor, müdahil olamıyoruz. Sürekli olarak sayılarla düşündüğümüz için, entelektüel niteliklere sahip olamıyor, toplumsallaşma gücüne sahip fikirler üretemiyoruz, fikirleri ve idealleri olmayan sadece ihtirasları olan varlıklara dönüşüyoruz.

İslami dil’in, bilgi ve söylemin evrenselliğini terkederek, hizip diline, bilgi ve söylemine kapandığımız günden bu yana, Müslümanlar olarak tarihsel sorumluluklara, yükümlülüklere ve tarihsel İslami bilince yabancılaştık. İslami dil, bilgi ve söylem insanlığın bütün renkleriyle, çeşitlilikleriyle, kapsayıcı bir adalet duygusu temelinde konuşmak, ilişki-iletişim kurmak üzere tarihe girdi. Hizip dilinin, İslami dilin yerine geçmiş olması sebebiyle bugün, bütün insanlığa hitap etmek bir yana Müslümanlar birbirlerine bile hitap edemiyor, birbirini anlamaya, dinlemeye çalışmıyor. Hizip dilinin hizip partizanlıklarının bir geleneğe dönüşerek kurumsallaşması büyük bir tükenişin ifadesi olduğu halde, bu tükeniş gereği gibi farkedilemiyor.

Çok açık bir akıl-bilinç-iz’an, idrak ve feraset tutulmasının, bunalımının tezahürü olan, hizip partizanlıklarının bir geleneğe dönüşmüş olması sebebiyle, İslami ufkun/ideallerin ve sorumlulukların evrenselliği inancını, İslam'ın ebediliği inancını kaybettik. Bu hayatî kayıplar sebebiyle, İslam toplumlarında Müslümanların İslami hayatları, dilleri, hayat tarzları, dünya görüşleri, kültür ve medeniyetleri ellerinden alınarak, Müslümanlar her alanda mülksüzleştirildiler. Bu alanlarda mülksüzleştirildiğimiz için, bugün kapitalist-seküler-liberal bir düzene gönüllü olarak katılıyor, bu düzeni güçlendiriyor, tahkim ediyor, bu nedenle de hiçbir şekilde bir suçluluk ve mahcubiyet duygusu taşımıyoruz.

Kendine sahip olmayan, kendinin bilincinde olmayan, kendi kendine yeterli olamayan bir bünye, İslami dile, bilgiye, düşünceye, alana, ilkeye, iradeye, sahip çıkamayan bir bünye, İslami algı/idrak daralmasına maruz kaldığı için, yabancı bir düzene/sisteme hizmette İslami bir sakınca görmüyor. Yabancılaştırılmış yerlilerin, yabancı bir sistemin boyunduruğu altında yaşayan yerlilerin, bu yabancılaşmaları bütün boyutlarıyla reddetmedikçe, İslami geleceğe herhangi bir yönde katkıları olamaz. Bugün içerisinde yaşadığımız toplumda, kapitalist, seküler, liberal düzen bütün kavram ve kurumlarıyla yaşanan, dönüştürücü gücü olan somut bir gerçeklik iken, İslam, ancak duygusal bir meşruiyet zemininde temsil edilebiliyor.

Bugünün dünyasında İslam dünyası toplumları, halkları olarak maalesef hepimiz bilinçsiz süreçlerle ve pragmatik savrulmalarla, pragmatik altüst oluşlarla sınanıyoruz. Bilinçsiz süreçler, pragmatik savrulmalar ancak bir bilinç seferberliği ile aşılabilir.

Günümüzde Müslümanlar olarak bilinç düzeyinde çok ciddi kırılmalar, bunalımlar yaşıyoruz. Yeni bir bilinç çerçevesi ve sistematik bir program üzerinde çalışmamız gerekirken, devlet ve iktidar diliyle konuşuyor, ulus-devletin siyasal bir yabancılaşma biçimi olduğunu hatırlamıyoruz. İslami kesinliklerin yerini, milliyetçi kesinlikler alıyor. Tarihsel kapsamı olan bilinç yapılarının, çok dilli, çok halklı, çeşitlilik içeren yapıların, ancak İslami hassasiyet ve sorumluluk temelinde sürdürülebileceğine ilişkin düşüncelerimiz işlevini yitiriyor. Zevahiri kurtarmak için hamasete, popülizmlere yöneliyoruz. Hesaplanmış dini ve politik popülizmler, hesaplanmış derin uykulara neden olmaya devam ediyor. Her milliyetçiliğin bir şekilde bir patolojiye işaret ettiğini düşünmüyoruz.

Karşı karşıya bulunduğumuz bilinçsiz süreçler ve pragmatik savrulmalar döneminde, genç kuşakların, bedensel gençliğin değil, zihinsel/ruhsal gençliğin popülizm ve hamaset söylemi peşinde sürüklenmek yerine, bilen, düşünen insanlar olarak, yeni, üretken ve yoğun bir düşünce hayatı içerisinde, kurucu kişilikler ve düşünürler haline gelmek üzere, tarihe ve dünyaya nüfuz etmeleri gerekir. Bu tür bir nüfuz çabası, her şeyden önce çıkarsızlığı seçmeyi gerekli kılar.

İslam dünyası toplumları, her dönemde yeni biçimler altında hayat bulan hamasete mahkûm edilerek, hep bir istisna hali yaşarken, bir başka düzlemde de, zihinsel, kültürel, felsefi, siyasal, ideolojik fetihler aracılığıyla mülksüzleştiriliyor. Hem içeriden, hem de dışarıdan maruz kaldığımız mülksüzleştirme girişimleriyle ilgili olarak derinlikli, kapsamlı yüzleşmeler yapamadığımız için, dünyayı, hayatı, tarihi, siyaseti nasıl idrak edebileceğimize İslami aidiyet tarzımızı nasıl temsil-tecrübe edebileceğimize, kendimiz, kendi dünyamız hakkında nasıl bir iradeye sahip olacağımıza bir türlü karar veremiyoruz.

Atasoy MÜFTÜOĞLU
http://www.mirathaber.com/atasoy-muftuoglu-bilincsiz-surecler-pragmatik-savrulmalar-18-1964y.html