Bilimsel Bilgi Neden Kutsal Değildir?

Mustafa ŞENTOP: Bilimsel Olan, Kutsal Olan Demek Değildir

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Trakya Üniversitesi’nin akademik yılı açılışına katılmak üzere geldiği Edirne’de Vali Ekrem Canalp, Belediye Başkanı Recep Gürkan, Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu‘nca karşılandı.. Şentop, öğrencilere hitaben yaptığı konuşmasında, şöyle dedi: “Bilimsel olan, kutsal olan demek değildir. Bilimsel olan, zaten özü itibariyle yanlışlanabilir olandır. Bugün gelinen noktada sorulması gereken soru şudur, ‘Her türlü bilimsel bilgi, gelişmesinin son aşaması, insana, diğer canlılara ve doğaya olumlu bir katkı mı vermekte? Yoksa artık temel gündem olan iklim değişikliği sebebiyle içinde yaşadığımız dünyanın her şeyine zarar veren, onu tahrif ve tahrip eden bir gelişmenin, daha doğru ifade ile bir yok oluşun önünü mü açmaktadır?”

Bilimsel Bilgi Neden Kutsal Değildir?

Bilimsel bilgi, vahyin dışında rasyonel akıl ve deneysel araştırmalar sonucunda elde edilen pozitivist bilgilerdir. Pozitivist bilgilerden oluşan bilim, olgusal gerçekliklerden hareketle bilgi elde edip, eşyanın ve maddî varlıkların mahiyetini araştırır. Mesela pozitivist sosyal bilimler anlayışında ve uygulamasında maneviyat, insanın sadece haleti ruhiyesi ve psişik hallerinden oluşmaktadır. Pozitif bilimlere dayanan statükocu sosyal bilimler, fizikî âlem ve varlıkların yanında kişilerin tutum ve davranışların üzerinde yoğunlaşıp, davranışların toplumsal normlara göre ne kadar uyum sağladığını veya sağlamadığını araştırır.

Vahiy kaynaklarını da esas alan ilim ise, olgusal gerçekliklerin ötesine giderek, bunların varlık sebebini ve hikmetini araştırır. Manevî bilgi ve tecrübelerle beslenen sosyal ilimler anlayışında, hem fizik ötesi âleme, hem de kişinin fıtratına ve ruhuna yönelme vardır. Vahiy kaynaklarından ilham alan sosyal ilimler, hem insanın manevî hallerine yönelir, hem toplumsal yapıda bunların oluşumuna katkı sağlayan manevî değerlerin unsurlarıyla ilgilenir, hem de kişinin uhrevî akıbetine yönelik uyarılarda bulunur.

Aslında bilimsel bilgiye dayanan pozitivist bilimler ile manevî bilgiyi esas alan ilimlerin sahası ayrı olmasına rağmen bu iki eksende oluşan pozitivist ve manevî (b)ilimlerin gaye ve hedeflerinin yine de aynı olduğunu söylemek mümkündür. Sadece niyet ve bakışın yanında yöntemler farklıdır. Manevî bilimler, bilimsel araştırmalarla elde edilen bilgiyi, Allah’a iman ve O’na yakın olmak için bir vasıta bilirken, pozitivist bilimler, bilimsel çalışmaları sadece bilgi olsun diye yapar.

Halbuki örneğin sosyal içerikli manevî ilimler, müspet bilimlerden yararlandığı gibi vahiy kaynaklarına da müracaat edip hikmet dolu bilgilere kavuşur. Düalist ve açık sistem çerçevesinde zahiri batınla, dünyayı ahiretle, bedeni ruhla, davranışları kişinin iç âlemiyle birleştirmek suretiyle elde edilen şuurî bilgiler, zihinlere bütüncül bir perspektif kazandırır. Maneviyat ve gayb ile ilgili konular (Allah’ın zatı, ruhun mahiyeti, manevî âlemler vb.) hakkında beşerî meleke, akıl ve diğer zihnî imkânlarla sınırlı bir şekilde bilgi sahibi olunur.

Şuurî bilgi ise, gayb (metafizik) konusunda her zaman açık ve somut bilgi vermese de imana, kalbe ve hatta akla mesnet ve takviye teşkil edecek çok boyutlu fikir ve kanaat sağlaması açısından önemli bir kazanımdır. Manevî bilimler, pozitivist (bilimsel) bilim yoluyla sadece insanın bu dünyada elde edeceği huzuru amaç edinmez, bunun ötesinde Allah’ın rızasını ve ahiret hayatını kazanma gayelerini de güder. Onun için kişinin dünyevî ve uhrevî saadeti için, insanın lehine ve menfaatine olan her türlü bilimsel ve manevî bilgi ve verilere ihtiyaç vardır. Pozitivist bilimlerde ise öteki âlem kaygısı güdülmediğinden ve amaç da sadece bu dünya ile sınırlı olduğundan bilimsel bilgi ile yetinilmektedir.

Halbuki manevî bilgilerle zengin olan düalist ilimler, insanların geçici dünya hayatıyla ilgili bazı psiko-sosyal ve ekonomik sıkıntılarını giderme gibi hususlara yer verdikleri kadar uhrevî saadetlerine yönelik ilahî kaynaklara da ihtiyaç duymaktadır. Kişilerin sonsuz saadet diyarına sağ salim varana kadar dünyada sosyo-ekonomik ve manevî yönden güçlü ve sağlıklı olmalarının yanında sırât-ı müstakîm (manen dosdoğru yol) üzere bulunmaları için, insanlara manevî rehberlikte de bulunur.

Bilimsel bilgi, insanın manevî unsurlarından sadece aklı ön plânda tutar. Felsefesi çoğunlukla rasyonel akla dayanır ve insanların ürettiği fikirlerden oluşur. Ne var ki bilimsel bilgi, kalbî ve vicdanî duyguları önemsemez. Önemsemediği için de pozitivist bilimlerin ne öğrencileri, ne de bilim insanları akıllarını kalbî ve vicdanî istikamette kullanmasını bilmez. Bilmedikleri veya öğrenemedikleri için, akılları nefislerin etkisi altında kalır, dünyevî hırs ve güçlü olma hayalleri ile hem dünyayı, hem de insanlığı bilerek veya bilmeyerek tahrip ederler. Nefislerine göre yaşayan bilim insanları, hayatın sadece dünyevî yönünü gördükleri için, maddeperest ve dünyaperver olur. Dünyanın tabiî dengesini ve insanlığın fıtratını bozmayın diye uyarıda bulunsak verecekleri cevap Kur’ân’da ifade edildiği gibi zaten hazırdır:

“Onlara: ‘Yeryüzünde (bilimsel bilgi yoluyla) fesat çıkarmayın’ denildiğinde: ‘Biz sadece ıslah edicileriz’ derler.Kesin olarak bilinsin ki; onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun (manevî) bilincinde değiller.” (Bakara 11-12).

Gerçek şu ki, bilimsel bilgi ile yetinen bilim insanları, teknolojileriyle ne çevre kirliliğini önleyebilmiş, ideolojileriyle ne dünyayı ıslah edebilmiş, ne de emperyalist siyaset anlayışlarıyla küresel barışa katkı sağlayabilmiştir. Hakikat şu ki, bilimsel bilgiye tapan bilim insanları, vahyin yol göstericiliğinden yüz çevirdikleri için, iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, faydalı-zararlı, fıtrî-doğal, dünyevî-uhrevî gibi maddî ve madde ötesi ölçüleri bir bütünlük içinde değerlendirmekten acizdir. Dolayısıyla bilimsel bilgi, kutsal olmadığı gibi insanî ve ahlâkî/manevî değer yargılardan da uzaktır.

Bize kalbini ve vicdanını kumandan yapan, bu yolla aklın işletilmesini ve ruhun aydınlatılmasını sağlayan, kalben akleden ve ruhen tefekkür eden gerçek ilim insanlarına ihtiyacımız var. İşte bu şekilde elde edilen bilgi kutsaldır. Çünkü bu bilgi, kâinatın yaratıcısını, ustasını ve hâkimini bildirir, O’nun hikmet ve kudret dolu eserlerini gösterir. Sadece aklına değil ruhuna, vicdanına, kalbine ve dolayısıyla Yaratan’a manen kulak verilmesini öğütler. Bu öğütleri esas alan bilim insanları, dünyaya sulh ve adalet getirecek birer halife konumundadır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir