18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Bir ilim adamının feryadı

Yazar Kahraman Tazeoğlu’nun evine giren hırsız, yazmakta olduğu yeni romanın kayıtlarını içeren bilgisayar ve telefonunu çalarak, kayıplara karıştı.
Bir ilim adamının feryadı
Şüphelinin binaya giriş ve çıkış yaptığı anlar ise güvenlik kameraları tarafından saniye saniye kaydedildi. Kitabını geri getirmesi konusunda hırsıza seslenen yazar Tazeoğlu, "Ben kitabımı istiyorum’’ diyerek çağrıda bulundu.


YA BİR ÜNİVERSİTENİN BİR BİLİM İNSANININ BİLGİSAYARINDAKİ KİTAP ÇALIŞMALARININ KAYITLARINI İMHA ETMESİNE NE DEMELİ?

İnsanın başına gelen herhangi bir musibet, kendi hatalarına bağlı cüzî iradesiyle ilgi olabileceği gibi, başkalarının zalimane davranışlarıyla ya da sinsî plânlarıyla da yakından ilgili olabilir. Size bu bağlamda 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelmiş olan melun darbe girişimi ile ilgili olarak art arada mağduriyetler yaşamış bir bilim insanın başına gelenler üzerinden bir örnek vereyim. Bu darbe teşebbüsü daha ilk saatlerinden itibaren Sayın cumhurbaşkanımız tarafından FETÖ ile ilişkilendirildiği için, Sakarya Üniversitesinde 20 yıldan beri sosyal siyaset alanında öğretim üyesi olan bir öğretim üyesi, darbecilere alenî olarak tepkisini göstermek niyetiyle 8 yaşındaki kızının kaydını “cemaat okulu” olarak bilinen ve/fakat MEB çatısı altında faaliyet gösteren kolejden hemen kaydını sildirir. Bu öğretim üyesi, aslında milli görüş geleneğinden gelmesine rağmen hemen herkes gibi o da “hizmet hareketinin” eğitim faaliyetlerinin kalitesine güvenmiş ancak işin perde arkasında farklı emellerin de olabileceğini geç de olsa 15 Temmuz gecesinde fark etmiştir.

Bu öğretim üyesi, 29 Temmuz 2016 tarihinde mesai saati dışında üniversiteden bir telefon alır ve kendisinden derhal çalışma odasına gelmesi talep edilir. Odasına geldiğinde kapının önünde fakülte sekreteri, yardımcısı ve dört özel güvenlik görevlisi zaten beklemekteymiş. Bilim insanımız buna biraz şaşırır ve başına nelerin geleceğini az çok tahmin eder. Odaya hep beraber girilir ve fakülte sekreteri, kendisinden Rektörlük tarafından açığa alındığını gösteren tebliği imza etmesini ister.

ÇOK GİZLİ ve ÇOK İVEDİ ibareleri ile kaleme alınmış olan imzalı tebligatta şu ifadelere yer verilir:“15 Temmuz 2016 tarihinde Paralel Devlet Yapılanması (PDY) / Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından anayasal düzene, hükümete, demokrasimize ve milletimize karşı darbe kalkışması başlatılmış ve halen devlet ve milletimizin imkânları kullanılarak çeşitli fiilî saldırı ve tehdit yöntemleri ile kargaşa ortamı oluşturularak sürdürülmek istenmektedir. Bütün bu açık tehditleri dikkate alarak Üniversitemizde görevli olup, bu terör örgütü ile bağı kuvvetle muhtemel olan ve Üniversite imkânlarını bu hain amaç için kullanma şüphesi bulunan personelin, kurumumuz ve devletimizin güvenliğini korumak amacıyla açığa alınmaları Rektörlüğümüzce uygun bulunmuştur.”

Bir terör örgütüyle irtibatlı olduğu şüphesi ile suçlanan bu bilim insanı, hayretle bu iddiaları okur ama o esnada bile bütün bunları şiddetle itiraz eder. Bir insan, çok hassas olduğu bir meselede ve özellikle haksız bir ithamın karşısında, bir indifa (patlayış) tepkisi gösterebilir. Bunun üzerine sanki pusuda beklercesine birden dekan odaya girer ve keyifle henüz şüpheli sıfatında olan bir meslektaşına masuniyet karinesini daha evvel hiç duymamışçasına “Sen darbe yaparak, beni dekanlığımdan almak istedin değil mi?” der. Aslında dekan, tahkir ve tezlile dayanan bu mesnetsiz sözleriyle öğretim üyesinden ilk intikamını almak ister. Çünkü bahsedilen öğretim üyesi, dekanın (evrakta sahtekârlık, zimmetine para geçirmek gibi) etik kurulu tarafından tescillenmiş yönetmeliklere aykırı idarî tasarruflarından dolayı mahkemelik olmuştu.

Bu çok kışkırtıcı iftira karşısında bilim insanımız, daha önce bir gazetenin hakkında çirkin bir iftira haberi yüzünden kendisini 2-3 yıl içinde 3 kez sürgüne gönderen ve bundan dolayı da kendisini mahkemeye veren rektörü arar ve o iftira haberi yapan muhabirin Fetö’den dolayı yargılandığına dair bilgiyi daha önceden rektörlük makamına e-mail yoluyla bütün belgeleriyle ilettiğini ve dolayısıyla kendisinin de Fetö-mağduru olduğu halde böyle bir kararın Rektörlük k makamınca nasıl alınabileceğini sorar.

Rektör bey, bundan haberi olmadığını, ancak bunu dikkate alacaklarını, her şeyin hukuk çerçevesinde cereyan edeceğinin taahhüdünü verince bilim insanımız bu güvence ile tebligatın altına imzasını atar. Fakat kendisine aylarca çalışma odasına girme yasağı konur. Daha sonra büyük bir özgüvenle yazılı savunmasını yapar ve açığa alınma kararının iptalini bekler. Ne var ki ön değerlendirme komisyonunda yer alan ve mahkemelik olduğu rektör ve dekanın menfi beyanlarıyla YÖK ve Hükümet yanıltılır ve bir KHK ile 29 Ekim 2016 tarihinde üniversitesinden ihraç edilir.

Akademisyenin Bilgisayarındaki Bilimsel Çalışmaları Üniversite Yönetimi Tarafından Habersizce Yok Edilir

25.01.2017 tarihinde bir Çarşamba günü İstanbul’da bulunan bu bilim insanımız saat 17’00 sularında üniversitenin dekanlık sekreteri tarafından aranır ve kendisine aynen şunlar söylenir: “Hocam, yarın sabah çalışma odanızı hemen boşaltmanız gerekir. Yoksa biz boşaltacağız.” Odasında özel eşyalarının yanında binlerce kitabı olan ve bunların paketlenip götürülmesi için, acilen bir taşıma şirketinin bulunulması gerekir. Ama bunu bu kısa sürede nasıl yapabilirdi ki? Zar zor kendisine bir hafta mühlet tanınır. Hocayla ilgili bir adlî takip söz konusu değildi, ihraç tamamen üniversite yönetiminin girişimiyle gerçekleşmiş bir idarî tasarruf idi. Eski öğretim üyesi, odasına girdiğinde savcılık kararı olmadığı halde üniversite yetkilileri tarafından aranmış olduğunu ve masa üstü bilgisayarın kasasının tamamen alındığını görür.

Halbuki bu kasanın hard diskinde hazırlık halinde olan birçok bilimsel makalesi ile yıllardan beri üzerinden çalıştığı “İSLAM’DA SOSYAL DEVLET VE ZEKAT KURUMU” isimli bir kitap çalışması da bulunuyordu. Hoca, odayı boşaltma esnasında hard diskte bulunan dosyalarıyla rektörlük makamıyla yaptığı ve hukuken lehine olabilecek e-mail yazışmalarını ister, ancak bunlar kendisine verilmez. Daha sonra bunu yazılı olarak talep eder ama yine cevap alamaz. Kendi kripto yolsuzluklarını örtmek adına idarî gücünü kullanarak, hak arayan bir öğretim üyesini “terörist” ilan etmekten çekinmeyen, ahirette mahşeri hatırlamayan bir üniversite yönetiminin, bir akademisyenin bilimsel çalışmalarını imha etmekten de herhalde geri kalmaz.

Velhasıl

Umarım yazar Kahraman Tazeoğlu, romanına bir yolla yeniden kavuşur. Öyle insaflı hırsızlarımızın halen varlığına inanmak isterim. Ama Sakarya Üniversitesinin yönetimi, bu bilim insanının yılların emeği olan bilimsel çalışmalarının dosyalarını iade edebilecek mi? Hiç sanmam. Nereden mi biliyorum? Çünkü halen elime geçmedi de onun için. Kısacası bütün bu tuhaf olayları yaşamak mecburiyetinde kalmış olan kişi, âcizane bendeniz Ali Seyyar’dır. Bilmiyorum, bir vatandaş olarak varsa affedilmeyecek kadar büyük bir yanlışım, suçum, günahım bütün sorumluluğumu deruhte eder, tevbe istiğfarda bulunur ve müdafaa ihtiyacından da müstağni kalırım. Ama Allah için şimdi başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Diyanet İşleri Başkanımıza, YÖK Başkanımıza, hâkimlerimize, savcılarımıza ve hükümetimize soruyorum: Bu yaşadıklarım Revay-ı Hak mıdır?

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/bir-ilim-adaminin-feryadi-14-2524h.html


Back To Top