18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

"Buğday” filmi, “Hepimiz bir rüyadayız. Ölünce uyanacağız” mesajını veriyor

Yönetmen Semih Kaplanoğlu, Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde büyük ödülü kazanan filmi “Buğday’ı “Bu benim için zaman ve mekânda bir insanın, insan olma yolculuğu çünkü insan olmak demek, benim için küreden zerreye bütün kâinatın ve kendinin farkında olmak demektir. Filmde bu yola çıkmış birini anlatıyorum.” sözleriyle tanımladı.



“BUĞDAY” FİLMİ, “HEPİMİZ BİR RÜYADAYIZ. ÖLÜNCE UYANACAĞIZ” MESAJINI VERİYOR

Semih Kaplanoğlu'nun yazıp yönettiği ve 5 yılda tamamladığı'Buğday' (Grain) filminin fragmanında yer alan Hepimiz Bir Rüyadayız. Ölünce Uyanacağız” ifadeleri, öyle anlaşılıyor ki aşağıdaki hadisi-i şerife veya Hz. Ali’ye ait olduğu söylenen ibretli bir söze dayanıyor:

“İnsanlar uykudadır (gaflettedir). Ölünce uyanırlar (ilahî hakikatleri görürler)” [Gazâlî, IV, 494].

Hikmet ve keşf sahibi olanlar hariç, insanların ekseriyeti ancak öldükten sonra hakikati idrak edebilecektir. Geç de olsa ölüm ve sonrası, bu anlamda varlığın mahiyetini ve gerçek anlamını görememiş olanlar için, artık pek de faydası olmayan en son fırsattır. Dünya hayatı sonrasında uhrevî hayatın da olduğunu ölümle fark edecek olan gafiller, âyetin verdiği mesajdan da anlaşılacağı üzere tıpkı rüyadan uyandığımız gibi uyanacaktır.

“(İşte o zaman)'Eyvah bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim diriltti (Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı)? Bu Rahman'ın vaat ettiğidir. Demek ki peygamberler doğru söylemiş.’ derler.” (Yasin: 52).

Ne var ki berzah âleminde (kabristanda) irade dışı ve gayri ihtiyari olarak gerçekleşen bu manevî uyanış, tevhit inancından uzaklaşmış olan müşrikler ve diğer gafillerin kabusu olacaktır ve rüya gibi algıladıkları dünya hayatına bu yeni bilgi/idrak ile geri dönmek isteyeceklerdir. Elde edilen bu gecikmiş bilgi ile dünya hayatının aldatıcı ve fâniliğini göremeyenler ilk kez, “keşke dünyada yaşarken, bu kaçınılmaz ‘ölümü/gerçeği’ de görmüş olsaydık da nefsimizi de bilmiş olsaydık. Çünkü hakikaten şimdi nefsimiz sayesinde anlıyoruz ki ahiret varmış, mahşer varmış ve bunun yaratıcısı olan RAB da varmış.” diyecektir. Ama nafile. Kendilerine geri dönüş imkânı verilmeyecektir.

“Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında der ki, 'Rabbim beni geri gönder! Ta ki boşa geçirdiğim dünya hayatımda artık iyi ameller işleyeyim.' Hayır! O, söylediği boş bir laftan ibarettir. Onların arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar(dönmelerine engel) bir berzah (perde) vardır.” (Mü’minûn: 99-100).

Bu kötü akıbete düşmemek için, bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sav), ölmeden önce manen uyanmamızı ihtar eden “Ölüm gelip çatmadan evvel, (şehvanî ve nefsanî hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi) ölünüz.”(Keşfü'l-Hafâ; 2:29) sözleri, tefekkür edebilenler için, ne kadar da anlamlıdır. Dünyadayken ölmek, yani kalben akletmek suretiyle manevî pencereden meta-fizik âlemlerle temaşa etmek, ilk önce Allah’a iman etmekle mümkündür. İmanlarını ibadet ve salih ameller gibi manevî birikimlerle güçlendiren takva sahibi kişiler, dünyayı imtihanlarla dolu geçici bir güzergâh olarak görür. Yolculuk, ölümle/ahiretle tamamlanmış olur ve dünya hayatının hesabı verildikten sonra yeni bir hayat başlar. Aklıselimce düşünen Müslümanlar, hesap verme konusunda pro-aktif davranır ve buna binaen ömür muhasebesini daha dünyada iken yapar.

Ancak şuurlu bir Müslümanın ağzından çıkabilecek “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusu da bu yönüyle aynı zamanda “Yarın yaptıklarından Allah’a hesap vereceksin” anlamına gelir. Bu iç muhasebeyi yapabilen hiçbir insan, zulüm yapamaz, zulme ortak olamaz ve dolayısıyla dünyayı fitneye boğamaz. Tam aksine insanlığın saadeti için, zulüm karşısında dimdik durur, başta tebliğ olmak üzere insanlığa her türlü hizmette bulunur. Her insan, bir gün ölümü şu veya bu şekilde tadacak ve ister istemez yine şu veya bu şekilde kendini Allah’ın hesap gününde bulacaktır. İç muhasebeleriyle ölmeden önce zaten ölmüş (hayatın gerçek anlamını görmüş) müminler ise, daha dünyadayken Allah’tan başka her şeyin gerçek dışı olduğunun idrakiyle Allah’ın rahmetine iltica ettikleri için, ahirette de kolayca hesap verebilecek veya hüsnü zannımla hesaptan muaf tutulacaktır.

Cüz’i iradenin hükmü, geri dönüşümü olmayan ölümle son bulacaktır. Allah’ın küllî iradesine tâbi olanlar, cüz’i iradelerini Allah’ın kanunlarına göre belirledikleri için, sadece ahirette kurtulanlardan olmayacak aynı zamanda bizleri Allah’ın dilemesi ile dünya sorunlarından da kurtarabilecektir. Yeter ki, ölmeden önce ölen diri ve şuurlu insanlar, âdil dünya görüşleriyle dünya idaresine hâkim olsun. Dünya idaresi, cüz’i iradelerini şeytanî nefislerine göre dizayn eden gafillerin ve zalimlerin eline düşerse, günümüzde olduğu gibi İslâm ümmeti inin inim inlemeye devam edecektir.

Velhasıl

Yönetmen Semih Kaplanoğlu, “İnsan Olmak, Kendinin Farkında Olmak Demektir” tespitinde bulunurken, aslında bunun da “Ölmeden Önce Ölmek” şuuruyla gerçekleşebileceğine işaret etmektedir. “Buğday” filmi, ölüm üzerinden sosyal ve manevî mesajlarıyla İslâm’ın dünya-ahiret düalizmini ortaya koymakla yetinmemiş, aynı zamanda uykuda kalmakta ısrar eden gafiller tarafından küresel çapta yürütülen İslamofobi’ye karşı İslâm’ın küresel boyuttaki ıslah edici gücünü göstermektedir.

İngilizce ve siyah-beyaz olarak çekilen filmi seyreden gayri-Müslimler, inşallah İslâm’ın özünü teşkil eden “hakikate ve dünya barışına ulaşmak için, topyekûn ölmeden önce ölmek ve uykudan bir an evvel uyanmak gerekir” esprisini/hikmetini anlayıp hidayete erişebilir. İlginç filmiyle dünya hayatının esasında ve temelinde faniliğe dayandığını, bu manevî bilinçle dünya sorunlarına da çözüm bulunabileceğini bizlere yeniden hatırlatan yönetmen Semih Kaplanoğlu’na tebriklerimizi sunarız.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/bugday-filmi-hepimiz-bir-ruyadayiz-olunce-uyanacagiz-mesajini-veriyor-9-2244h.html


Back To Top