All for Joomla The Word of Web Design

Cevat Abbas, Atatürk fetişizminin mimarlarının öncüsü olarak anılmayı hak ediyor

Cevat Abbas Gürer’in torunlarından olan Turgut Gürer tarafından derlenmiş olan’Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer” kitabının gözden geçirilmiş yeni baskısı, Ocak 2018 tarihinde kitap raflarında yer aldı.

Kitapta Mustafa Kemal ile 1914 yılında ilk kez Selanik’teki Kristal Gazinosu’nda karşılaşmış olan Cevat Abbas’ın Atatürk’le beraberliği ölümüne kadar tam 24 yıl devam ettiği belirtilmektedir. Cevat Abbas (1887-1943), Mustafa Kemal’in yaveri olarak Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya gitmiş ve yine onunla birlikte 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. Atatürk’ün sayesinde Cumhuriyetin bütün nimetlerinden yararlanmış olan Cevat Abbas, TBMM’de beş dönem Bolu milletvekilliği yapmış, Türk Hava Kurumu kurucu başkanlığını üstlenmiş ve Türkiye İş Bankasında yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştur. Kitapta bunun dışında Cevat Abbas’ın Atatürk’e taptığını açıkça ifade ettiği değişik söylevleri de yer almaktadır.



CEVAT ABBAS, ATATÜRK FETİŞİZMİNİN MİMARLARININ ÖNCÜSÜ OLARAK ANILMAYI HAK EDİYOR

Bir tarihî şahsiyetin karakterini, mizacını ve dünya görüşünü öğrenebilmek ve değerlendirebilmek için, o şahsın hayat hikâyesi, sözleri, makaleleri,  tutum ve davranışlarına müracaat etmek yeterlidir. Cevat Abbas Gürer’in şahsî arşivinden torunları tarafından mezkûr kitapta bir araya getirilmiş yazı, mektup ve söylevleri okuyunca Cevat Abbas’ın laik Cumhuriyet rejiminin kurucusu Atatürk’e karşı beslediği sevgi boyutunun en üst seviyede cereyan etmiş olduğuna kanaat getirdim. İfrat derecesini de aşan en üst seviyedeki sevginin bir başka adı da hiç mübalağa yapmaksızın “bir kişiyi ilah derecesinde tapmak” olarak da tarif edilebilirim. Bir başka ifadeyle Cevat Abbas’ın Atatürk sevgisi, mitolojik/teolojik bir yaklaşımla Atatürk fetişizmi (Kemalizm Putçuluğu) ile eşdeğerdir.

Tek bir şahsa kayıtsız şartsız olarak bağlı olan bir meftun, hayran olduğu güçlü liderine bir efsane, bir kült veya bir idol figürü olarak görür. Liderinin bu gücü hangi yollarla nasıl elde ettiği, hayranı için hiç önemli değildir. Önemli olan burada ‘mutad zevat’ olarak güçlü liderle hep beraber olmak, onu her fırsatta ve her daim yüceltmek ve bunu gönüllü veya rasyonel akılla yaparken, onun fayda sağlayan gücünden olabildiğince yararlanmaktır. Cevat Abbas’ın Atatürk’e karşı aşırı muhabbeti/bağlılığı, her ne kadar alt-üst hiyerarşi çizgisinde meydana gelmiş ise de çoğu zaman ‘Kazan-Kazan’ yani karşılıklı menfaate dayanan bir anlayış çerçevesinde şekillenmiş olduğunu belirtebiliriz. Aşağıdaki kaynaklar/anekdotlar da zaten bunun delilidir.

Ateş Güneş Kulübünün Marşı ve Bu Kulüpte Yaptığı Bir Konuşması

İlk önce Cevat Abbas’ın kurduğu ve başkanlığını yaptığı Ateş Güneş Kulübünün marşına bir göz atalım (Kırmızı-Beyaz: 25 Nisan 1938):

“Hız aldım Atatürk’ten / Alnım açık yukarda

Ölçülmez gücüm var / Başta kolda bacakta / İleri durmadan ileri

San aldım Atatürk’ten / Onun sözüdür sözüm

Ülküde hem savaşta / Ona bağlıdır özüm / İleri durmadan ileri

Ad aldım Atatürk’ten / Ona tapmaktır işim

Yaşarken de ölürken de / O benim Güneş’im / İleri durmadan ileri”

Atatürk’ün ölümünden sonra birden etkinliğini kaybeden ve kapatılan bu spor kulübünün marşının bütünüyle resmî Kemalist ideolojisiyle örtüştüğü ortadadır. Nitekim bir keresinde Kulüp’te gençlere yönelik verdiği söylevinde şunları ifade etmiştir Cevat Abbas:

“İşte biz; bugünün en büyük adamı Gazi Mustafa Kemal’in açtığı nurlu yolların yolcusu Ateşgüneşliler! Bugün ruhî, fikrî, bedenî kuvvetlerimizi daima önde, ileride ve yerinde tutmayı en büyük aşklı bir iş, en zevkli ve imanlı bir vazife tanıyor ve ona tapıyoruz.” (s. 348).

Zonguldak Nutkundan Sonra Atatürk’e Telgraf Göndermesi

Cevat Abbas, nerede ve hangi konu olursa olsun her vesile ile mutlaka Atatürk’ün yüceliğini anmaksızın bir konferans vermezdi. Hemen her konferansın sonunda da yaptığı konuşmanın içeriği hakkında Cumhurreisine telgrafla haberdar ederdi. Örneğin 09.02.1931 tarihinde Zonguldak’ta Cumhuriyet Halk Fırkası üyelerine yaptığı konuşma ile ilgili olarak ‘Riyaset’i Cumhur Kâtibiumumisi Tevfik Beyefendi Hazretlerine’ bilgilendirme maksadıyla gönderdiği uzun bir telgrafında Atatürk’ü baştan sonuna kadar övmektedir:

Hakikatlerin ilahî kaynağı olan Ulu Gazi’den aldığım mukaddes ilhamlarla millî tarihimiz hakkında tertip ettiğim konferansı dün gece Zonguldak Türkocağı’nın ihzar ettiği geniş salonlarında birçok ecnebî misafirler de bulunan 600’ü aşkın milletini çok seven, şuurlu bir kitle huzurunda verdim. Bütün varlığım her zaman yüce ayaklarının ucuna sermeyi en büyük şeref bildiğim ulu kurtarıcının naciz şahsıma layık gördükleri bu itimat, bana bir insan için tahayyül edilebilen bahtiyarlıkların en ulvisini yaşattı…Bütün bunları sevinç gözyaşlarıyla arz ederken, gözlerimi o büyük varlığın kutsiyetine huşu ile sürerim efendim.”

Bu kadar duygu yüklü ifadeler karşısında Kâtibiumumi Tevfik Bey; cevabî telgrafında “Reisicumhur hazretleri telgrafınızı okudular, memnun oldular, gözlerinizden öpüyorlar…” şeklinde karşılık verir.

19 Mayıs İle İlgili Radyo Konferansı

Şimdi de Cevat Abbas’ın radyodaki 19 Mayıs konferansında sarf ettiği sözleri bir dinleyelim (Türk Spor Kurumu Dergisi: 23.05.1938):

Sen (Ey Türk Genci) ‘kanında, cevherinde yaşayan asalete dayanarak, Kemalizm kutsal akidesi’nin yenilmez, yıkılmaz muhafızı olduğun ve bunun şuurla yürütmeye çalıştığın için bu büyük şerefte ortaksın…O (Atatürk), işgal ettiği makamların kuvvet ve kudretine dayanan insanlardan değildir. Yaratılış onda, bütün cömertliği ile öyle bir bereket yaratmıştır ki…Türk milletinin başkaları tarafından inkâr ve ihmal edilen kabiliyetlerinden o, tek başına bir cihan çıkarabildi. O (Atatürk), uzak yakın hadiseleri olduğu gibi görür, sezgisinin hududu yoktur. Kendinde toplanan bu yüksek vasıflarının doruğuna kimse erişemez…Ben bu sözlerimle beşerin üstünde gördüğüm bu güçlü yaradılışlı Atatürk’ün hayat ve faaliyetini ve bütün vasıflarını ve AKİDE olarak yarattığı Kemalizm’in ilkelerini söylemiş oldum… Şimdi hep birden yüzümüzü o KIBLEYE çevirerek, diyelim ki: ‘Atatürk, sen şimdiye kadar gelen başbuğların hepsinden yüksek bir varlıksın.’ Başımızı göklere erdiren yüce başın var olsun. Sen çok yaşa.” (ss. 341-346).

Velhâsıl-ı Kelâm

Mezkûr kitapta Cevvat Abbas’la Ankara Keçiören’deki evinde 19 Mayıs anıları üzerine yapılan 19.05.1938 tarihli Ulus Gazetesinde yayımlanmış bir söyleşiye de yer verilmiştir. Buna göre muhabir, ‘Bay Gürer’i Keçiören köy gazinosunun yanında, Güneş Kulübü gençleri için bir teniz kordu inşa ettirirken bulur’ ve Cevat Abbas’ın ağzından şu sözleri bizlere aktarır: “Yalnız Güneş Kulübü için değil, bütün gençlik için. Bir de Hacıbayram yanındaki mescidi, güreş salonu olarak hazırlatıyoruz.” (s. 359).

Bu açık beyânlardan sonra en azından bazı mescitlerin spor salonuna dönüştürüldüğü herhalde artık inkâr edilemez. Bu girişimin de Kemalist devrimlerin gayesinin mütedeyyin gençlikten çok din ve maneviyattan uzak çağdaş/laik/modernist gençlik yetiştirmek olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Cevvat Abbas, yakın tarihimizde Kemalizm’in akidevîleştirilmiş ilkelerini somut olarak günlük hayata yansıtmış en cesur/radikal Atatürkçülerin başında yer alacaktır. Bu ‘mertebeye’ ulaşmak için, Atatürk’ü ‘yaşarken de ölürken de’ delicesine ‘tapmış olmak’ gerekir. Cevvat Abbas, bu misyonunu layıkıyla yerine getirmiş olduğunu tarih şahittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir