18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Cumhuriyet nasıl gelişebilir?


Atatürkçüler Cumhuriyet’i doğru anlatıyor mu?

Tire Kaymakamlığı ‘Atatürk ve Cumhuriyet’ Konulu Bir Konferansa Okul Öğrencilerinin Katılımını Zorunlu Kıldı.
Cumhuriyet nasıl gelişebilir?
Atatürkçülük propagandasının yapılacağı konferansa katılım için tüm lise müdürlüklerine yazılan resmi yazıda şu ifadeler yer aldı; “Belediyemiz Kültür ev Sosyal İşler Müdürlüğü ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü işbirliğiyle; ortaöğretim 11. ve 12. sınıf öğrencilerine ve öğretmenlerine Prof. Dr. Hakkı UYARtarafından “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu konferans verileceği ilgili(a) yazı ile bildirilmiş ve aşağıda isimleri yazılı okul öğrencilerinin öğretmenleri refakatinde katılmaları ilgi (b) “Olur” ile uygun görülmüştür. Ekli “Olur” doğrultusunda gereğinin yapılması önemle rica edilen söz konusu direktifte 08 Aralık 2017 Cuma günü saat 14.00‘de Tire Belediye Kültür Salonunda yapılmış olan konferansa katılan idareci/öğretmenlerin görevli-izinli sayılmaları da uygun görülmüştür. Okul isimlerinin de sıralandığı yazıda hangi okulda kaç öğrencinin katılacağı da sayı olarak belirtilmiştir. Buna göre 11 okuldan en az 240 öğrencini katılımı şart konulmuştur.


ATATÜRKÇÜLER CUMHURİYET’İ DOĞRU ANLATIYOR MU?

Hangi hükümet işbaşında olursa olsun Milli Eğitim Bakanlığının başta gelen görevlerinden birisi de öğrencilerimiz dâhil Türk Milletinin bütün fertlerini Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetiştirmektir. Tire Kaymakamlığı da bu doğrultuda Belediye-Üniversite işbirliği çerçevesinde organize edilmiş olan “Atatürk ve Cumhuriyet” konulu konferansın katılımının yüksek olmasını sağlamak maksadıyla okullara bir direktif göndermiş. Okul dışı bir programa katılımın zorunlu olması ne kadar demokratik olduğu konusuna girmek istemiyorum. Benim daha çok merak ettiğim konu, “Atatürk'ün mirasına dönmeliyiz!” diyen sunucu Prof. Dr. Hakkı Uyar’ın “Cumhuriyet’in kurucu değerlerini” nasıl tarif ettiğidir.

Prof. Dr. Hakkı Uyar, konuşmalarında genelde Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin idealist olduğunu iddia eder. Şu cümleler ona aittir: “Mustafa Kemal kuşağı idealist bir kuşaktı…Ülkemizi içinde bulunduğu durumdan kurtardıktan sonra demokrasinin hâkim olduğu, çağdaş devlet ve hukuk devleti oluşturmak istiyorlardı….” Aslında dolaylı da olsa dikkatlice seçilmiş bu ihtiyatı ifadelerde Cumhuriyetin demokratik temellere dayanmadığının ve demokratik yollarla inşa edilmediğinin itirafı vardır. Ama bu gerçeği açıkça ifade etmek, empoze edilmiş bir Kemalist Cumhuriyet idealizmine aykırı geleceği ve gençlerin zihniyetinde yeni soru işaretleri oluşturabileceği için, pek dillendirilmek istenmez. Peki gerçek bir demokratik ortamda objektif/eleştirel bir yaklaşımla “Atatürk ve Cumhuriyet” konusu tarafsız ve bağımsız bir sosyal bilimci/tarihçi tarafından nasıl ele alınırdı?

Cumhuriyet(Çilik) ve Demokrasi İlişkisi Zorunlu Değildir

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan beri Cumhuriyet(çilik) ile ilgili o kadar çok resmî/siyasî beyan verildiği ve okullarda o kadar çok anlatıldığı halde Cumhuriyet(çilik), Türk halkı tarafından halen doğru dürüst bilinmiyor.

Atatürk’ün vefatından sonra 21.11.1938 tarihinde T.C.’nin 2. Cumhurreisi İsmet İnönü’nün Millete Beyannamesi’nde Cumhuriyet’in özellikleri/unsurları şu şekilde sıralanmıştır: “Teşkilatı-ı Esasiyemizde (Anayasamızda) ve bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan Laik, Milliyetçi, Halkçı, İnkılâpçı, Devletçi Cumhuriyet, bize bütün evsafıyla (sıfatlarıyla) Atatürk’ün en kıymetli emanetidir…”

Görüldüğü üzere uzun yıllar tek parti (CHP) ile yönetilen T.C. Devleti’nin Cumhuriyet ilkelerinde demokratik unsur bulunmamaktadır. Anayasaya girmiş olan Cumhuriyet tarifi de CHP’nin Altı okuyla (parti programıyla) sanki birebirdir. O halde bir siyasî partinin ideolojisinden uzak objektif bir bakışla Cumhuriyeti nasıl tanımlamamız gerekir?

Genel olarak Cumhuriyet kelimesinden, bir ülkenin nasıl idare edildiği hemen anlaşılmaz, çünkü Cumhuriyet adı altında dünyada farklı idare biçimleri ve siyasî rejimler ortaya çıkmıştır. Mesela Kuzey Kore komünist bir devlettir ama yine de cumhuriyettir. İran İslâm devleti de cumhuriyettir. T.C. Devleti de çok partili sisteme geçmeden önce demokrasiden/çok partili parlamenter sistemden uzak sadece bir devlet partisi tarafından idare edilen katı devletçi/laikçi bir Cumhuriyet idi.

Bir idare veya devlet biçimi olan Cumhuriyet, en ideal tanımıyla her ne kadar hâkimiyetin, doğrudan veya dolaylı bir biçimde halkın seçtiği temsilciler tarafından kullanımı anlamına geliyorsa da bunun gerçekten demokratik bir ortamda gerçekleşip gerçekleşmediği her zaman şüphelidir. Yani Cumhuriyet, mutlak anlamda her zaman Demokrasi anlamına gelmez. Bununla birlikte, idare biçimi Cumhuriyet olan bütün devletlerin müşterek bir özelliği vardır; bu da, o devletlerin bir hanedan veya monark (Kayser; Kral; Padişah) tarafından idare edilmemesidir. Bundan dolayı, monarşiler hariç, hemen tüm devletler, genellikle kendilerini Cumhuriyet olarak vasıflandırır. Ne var ki Cumhuriyet olmayan birçok ülke de gerçek anlamda demokratik bir hukuk devletidir (Örn. Belçika, Büyük Britanya, İspanya; Hollanda, İsveç vb.).

Türkiye Cumhuriyeti Halkın Tercihi İle Kurulmamıştır

Hangi tarihçi, T.C. Devletinin demokratik yollarla yani halkın demokratik tercihi ile kurulduğunu iddia edebilir? Ünlü gazetecimiz Hasan Pulur, bu gerçeği açıkça itiraf etmektedir: “Şimdi deniyor ki:’Cumhuriyet kuruldu, ama temelde demokrasi yok.’ İyi ki yok yahu! Ben yazıyorum, çok şükür ki yok! Soruyorum size: 1920’de veya 1923’te, Anadolu’nun bozkırına, Konya’nın ortasına, birinde ‘Şeriat’ diğerinde ‘laik cumhuriyet’ yazan iki sandık koysaydık kim kazanırdı? Demokrasiyi çok seven, bugün bunun cevabını verir! Bunun cevabı çok basittir: Şeriat kazanırdı! Türkiye’de bugün rejim lay lay lomla gelmedi buraya; büyük zorluklar ve isyanlar yaşandı. Kendi kendini yedi; devrimler kendi kendilerini yerler.” (Gürkan Hacır; Cumhuriyet’in Son Tanıkları; Halk Kitabevi; İstanbul; 2017; s. 69).

Netice itibariyle (‘cahil’) halka sorulmadan tartışmalı bir şekilde meclis marifetiyle Cumhuriyet kuruldu ve aynı zamanda Padişahlık ortadan kaldırıldı. Peki kurulan Cumhuriyet, gerçek anlamda bütün vatandaşlarına Hak-Hukuk çerçevesinde demokratik özgürlükler getirebildi mi?

Atatürk’ü taparcasına seven tiyatro sanatçısı Haldun Dormen bile Cumhuriyetin ilk yıllarındaki anti-demokratik aksaklıklarını görmüş olacak ki şu itirafları yapma gereği duymaktadır: “Ban Atatürk’e ve onun ilkelerine hâlâ çok inanan bir insanım. Fakat şunu da söylemek isterim ki, kendisine tapıyor olsam da, birtakım hatalarını da gören bir insanım. Örneğin Ermenilere, Rumlara, Kürtlere gereken önem verilmedi. Çünkü Türkiye pek çok topluluktan oluşan harika bir toplum. …Bence Cumhuriyetin en çok ihmal ettiği şey Kürt toplumu oldu. Yani, bana öyle geliyor ki, Cumhuriyet Kürt toplumunu yok saydı. Oraya ne sanayi yatırım yapıldı, ne fabrika açıldı, ne eğitim verildi, ne de kültürel etkinlikler götürüldü.“ (Gürkan Hacır; ss. 43-47).

Ünlü siyasetçilerimizden olan rahmetli Kamran İnan’ın ifadeleri de aynen şu şekildedir: “Türkiye’nin, cumhuriyetin bütün kavramlarını uyguladığı söylenemez, hatta, cumhuriyet demeyi artık hak ediyor muyuz, pek emin değilim. Cumhuriyetin ilk yıllarında da eşitlik yoktu. O yörelerde (Doğuyu kastediyor) her şey tamamıyla idarecilerin elindeydi. Mesela Diyarbakır’da birinci umumi müfettiş vardı, kimi isterse sürgün ederdi. Hatta umumi müfettişin cezaevinden insanları çıkartıp başka muameleye tâbi tuttuğunu duyduk, okuduk. Mahallî idarelerde Cumhuriyet değil, bir nevi derebeylik vardı. Biz bu rahatsız edici durumu çocukken kısmen yaşadık. Hukuk fakültesine gitmemin sebebi de, bu ülkede yaşayabilmek için hukukumuzun iyi koruyabilmek düşüncesi olmuştur….” (Gürkan Hacır; s. 107).

Velhasıl: Cumhuriyet Nasıl Gelişebilir?

Cumhuriyet, toplumsal fayda açısından demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile ancak bir anlam taşır. Demokratik hukuk sistemi ise yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin birbirine karşı bağımsız ve birbirinin dengeli bir şekilde kontrol eden siyasî bir rejimdir. Demokrasi, siyasî denetimin doğrudan doğruya halkın veya düzenli aralıklarla halkın hür bir biçimde seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, sosyal-ekonomik hususiyetleri ne olursa olsun, bütün vatandaşların eşit sayıldığı sosyal örgütlenmiş yönetim biçimidir. Diğer taraftan demokratik bir hukuk devleti olabilmek için, Cumhuriyet ilkesi mutlak anlamda aranan bir şart değildir. Nitekim Avrupa’da Cumhuriyet olmayan ve-fakat Kraliyet olan birçok devlet, sivil demokrasi ve özgürlükler açısından bizim (demokratik ve laik) Cumhuriyetimizden çok daha ileri bir noktadadır.

Türkiye’de çok partili parlamenter sisteme geçildikten sonra da her zaman tehlikede görülen Cumhuriyet ve Cumhuriyet Hükümetlerine karşı bilmem kaç kez askeri muhtıralar verildi, darbeler yapıldı ve demokrasi askıya alındı. En son 15 Temmuz darbe girişimi de yine millî iradeye karşı haince bir projeydi. Cumhuriyeti bahane ederek, aslında demokrasiyi (millî iradeyi) hedef alan bütün gayri meşru girişimlere karşı anayasa referandumu ile halkın onayını alan yeni Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise, katılımcı demokrasiyi esas almaktadır. Cumhurbaşkanı (Devlet Başkanı) da meclis de artık doğrudan halk tarafından seçilecektir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ndeki en mühim unsur millettir ve dolayısıyla “millet hükümeti” sisteminin, Cumhuriyetin hukukî temeller üzerinde demokratikleşmesine önemli bir katkı sağlaması en büyük arzumuzdur.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/cumhuriyet-nasil-gelisebilir-6-2629h.html


Back To Top