13 Aralık 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Darü’l İslam: İnsanlığın selamet yurdu

“Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı? (Bakara 2/140)
Darü’l İslam: İnsanlığın selamet yurdu
“Allah'a yemin olsun ki, Allah bu dini tamamlayacak. Öyle ki (Hayvanına) binen bir kimse Allah'tan (başka) ve koyunları hakkında da kurttan başka hiç kimseden korkmadan yalnız başına San'a ile Hadramevt arasında yolculuk yapabilecektir.” (Ebu Davut Cihad hadis no: 2649)

Allah Resulü (as) Medine’de bir hırsızlık olayını hükme bağlamış, hırsızın cezasının verileceğini açıklamıştı. Lakin hırsızlık yapan kadın, Medine’nin nüfuzlu kabilelerinden Mahzunoğulları’nın mensubuydu. Mahzunoğulları cezanın uygulanmaması için Üsame’yi aracı olarak Peygambere gönderdiler. Resulullah (as) Usame’ye çok kızdı ve “Allah’ın hükmüne mi karşı geliyorsun? Vallahi cürmü işleyen kızım Fatıma olsa, onun da cezasını verirdim” diyerek geri çevirdi. Medine Darül İslam’dı,  Darül İslam’ın inşasının olduğu yerdi. Darül İslam, İslam’ın adalete referans olduğu yerdi ve bu yerde kimse bir diğerinden adalet karşısında farklı bir konumda bulunamazdı.  Medine O günden kıyamete, Darül İslam nedir, ne değildir, bütün yeryüzüne şahitlik ederek misal olacaktı.

Darül İslam, mülkün sahibi olan Allah’ın yasa ve kurallarının hukuki olarak şahitliğinin yapıldığı beldeler, devletler, imparatorlukların genel adıdır. Gerek küçük bir belde olsun, gerek bir devlet olsun, gerekse Osmanlı gibi büyük imparatorluklar olsun, siyasi idaresinin hukuken İslam’a dayanmasının Fıkhi karşılığı Darül İslam olarak adlandırılır. Burası esenlik yurdudur, herkes Allah’ın fıtri olarak kendisine tanıdığı hak ve hukukun sahibidir. Darül İslam’da insanların, inansın ya da inanmasın, akıl, nesil, din, mal, can emniyeti büyük bir hassasiyetle sağlanır. İşte bu değerlere sahiplenmesinden dolayı, Darül İslam sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için rahat nefes alıp verilecek bir yerdir.

İslam uleması, yaşanılan beldelerin, devletlerin Darül İslam olarak kabul edilebilmesi için, öncelikle hukuki durumuna dikkat çekmiş, idari-siyasi yapının hukuken İslam Hukukuna dayanması gerektiği üzerinde hem fikir olmuştur. Bu bakımdan İslâm hukukçuları, bir ülkenin niteliğini belirlerken en önemli etken olarak ülkenin başında bulunan yönetici ile yönetim şeklini göz önünde bulundurmuşlardır. Bir devletteki yönetim ve egemenlik şekli, neye ve hangi referansa göre şekilleniyorsa, o ülkenin İslam Hukukundaki karşılığını referans aldığı egemenlik kaynağına göre belirlemiştir.

İslam Fıkhında uzun uzadıya Darül İslam konuşulmuş değerlendirilmiş, belli kuralları ortaya konmuştur. Esas itibariyle, siyasi idari yapının hukukta ve egemenlikte kime ve nereye dayandığı, insanı, toplumu, evreni, siyaseti, ekonomiyi, doğayı, bilgiyi, adaleti, merhameti hangi ilkelere göre şekillendirdiğine dair ortaya çıkan sonuçtur. Bu husus özellikle zihinlerin bulanıklaştığı, at izinin it izine karıştığı, algı kaosu yaşandığı, seküler/laik idarelerin bile tahlilinde net ifadelerin kullanılamadığı son dönemde büyük önem arz etmektedir. Net ifadelerde bulunmak konunun anlaşılması bakımından hayati öneme haizdir. Darül İslam bu bakımdan dine/fıtrata atıfta bulunduğundan, beşeri görüşlerin, ideolojilerin, üretilmiş kutsalların, ölümlü ilahların insanı şekillendirmesinin karşısında durur.

Bugün yeryüzü insanlığının yaşadığı mekanik, merhametsiz, vicdansız muktedirlerin zulmünden kurtulabilmesi için Darül İslam’a, İslam’ın egemenliğine ihtiyacı vardır. Bu bir hayal ve hülya değildir, ütopya ise hiç değildir. Yüzyıllar boyu Darül İslam’ın selamet yurdunda ömür süren ve hiçbir sıkıntı çekmeyen toplumların olduğu, tarihin şahitliği nezdinde şüpheye dahi yer bırakmamaktadır. “İstanbul’da kardinalin kavuğunu görmektense, Osmanlı’nın sarığını görmeyi tercih ederim” diyen Konstantinli Ortodoks Hıristiyan’a, bu sözü söyleten tarihi bir hakikat vardır. Reina saldırısından kurtulan kadına, “artık yapacak bir şeyim yoktu, Muhammed’in (as) Allah’ına sığındım” dedirten bir fıtrat vardır. Yahudi’yi Şam’dan Medine’ye halifeye getiren bir adalet vardır. Darül İslam’da, “Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüştür” diyen ilahi bir beyanat vardır.

Darül İslam’da, insan, iman etsin ya da etmesin “ahseni takvim” üzere yaratılmış, “eşrefi mahlûkattır.” “Esfele safilin” olması, daha sonraki hayatında tercihleriyle alakalıdır. İslam’a tabi olup olmaması kendi bileceği iştir, ister iman eder, isterse etmez, zira Darül İslam’da, iman etme hususunda zorlama yoktur. İman etmedi diyerek, adaletsizce muameleye de müsaade yoktur. İnsanın insan olmasından dolayı fitne ve fesada sebep olmayacak bütün kutsalları muhafaza altındadır. Zira o bir insandır. Allah kulum dediği insana değer vermiş, insanlık tarihi boyunca rahmetinin göstergesi olarak, her saptıklarında gönderdiği nebileriyle doğru yolu göstermiştir. İnsan, yaratıcısı olan Allah katında çok değerlidir. Allah tarih boyunca zalimlere, hainlere, sapkınlara, peygamberlerine karşı savaş açanlara, ölçüde tartıda hile hurda yapanlara, homoseksüellere dahi “ola ki doğru yolu bulurlar” diyerek nebiler göndermiştir. Darül İslam, sonsuz merhamet sahibi alemlerin Rabbi olan Allah’ın adaletinin tecelli ettiği esenlik yurdudur.

Darül İslam, savaşta ve barışta, ikili ilişkilerde, siyasette ekonomide, adalette ve merhamette Rahman ve Rahim olan El Adil Allah’ın hükümlerinin cari hukuk olarak işlev gördüğü mekândır. Bu mekânın nihai boyutu ise bütün yeryüzüdür. Allah Resulü (as) ve ashabı, gittiği her yerde, fethettiği her beldede, insanları içinde yaşadıkları zulümattan kurtarmak için gayret etmiş, bütün insanlığın rahatça nefes alıp verebileceği Darül İslam’a döndürmek için gayret sarf etmiştir.

Darül İslam’da Allah’ın sınırları olan “Hududullah”, haram ve helaller geçerli olduğundan, haramlar aleni olarak işlenemez, zira öncelikle kötülüğe giden yollar kapanmıştır. Fesada ve ifsada müsaade yoktur. Meseleler tartışılırken sonuçlar üzerinden değil, sebepler üzerinden ele alınır. Bir işe niyet edildiğinde nasıl yapılacağından önce neden yapılacağı cevaplanır. Darül İslam’da terör ve terörist yetişmez, Darül İslam bayrağının dalgalandığı yüzyıllar boyunca böyle bir hadise olmamıştır. Darül İslam’ın yokluğunda varlığı ortaya çıkan darül küfür, kendi tıynetinin eseri olan şiddeti İslam’a mal ederek, güya dinin tertemiz yüzünü lekelemeye çalışmaktadır.

Uzunca olarak tarihi hakikatleri anlatmaktan ziyade, insanlığın selamet yurdundan uzaklığından, Darül İslam’ın yokluğundan dolayı çektiklerine yeryüzü şahitlik etmektedir. İnsanın yaratıcısı Allah olduğundan dolayı, insan için neyin önemli neyin değil olduğuna da karar veren ve en iyi bilen şüphesiz ki Allah’tır. Allah’ın sözünün dinlenmediği dünyada, Allah’a rağmen bir şeylerin iyi olabileceğini düşünmek tartışmadan bile uzaktır. Allah’ın haramlarının aleni olarak işlendiği, helallerinin de alabildiğine yasaklandığı yönetimlerde, Allah rahmetini, insanlık fıtratına/Hak dinine dönünceye kadar göndermeyecektir. Fıtrata dönüş ise Darül İslam’ın inşası ile mümkündür.

Darül İslam’ı ikame edemeyen toplumlarda, köpekler salınmış, taşlar bağlanmıştır. Bu toplumlarda mücrimler ne cürüm işlerse işlesin, hiçbir zaman hak ettikleri cezayı almazlar. Darül İslam’da, 7/24 tv’lerdeki dizilerde sürekli birbirlerini aldatan eşler, çarpık aile yapıları, karışık ilişki durumları gösterilemez. Erotizmi ve sapkın yaşam tarzını pompalayan, ilköğretimdeki çocukları bile erken ergenliğe sevk eden kahrolası programlar devam edemez. Cinayet ve vahşet, insan öldürmek bir atari oyunu gibi sergilenemez. Akla dayalı ve Allah’tan bağımsız eğitimle ilkesiz, gayesiz, hedefsiz, çocuklarımız yetiştirilemez. Ne suça kapı aralanır nede suç işleyen cezasız kalır.

Darül İslam, Allah’ın hükmünün egemenliğinde ve Resulünün sünnetinin ışığında belli bir program ve strateji dahilinde yapılıp kurgulanan ümmet tasavvurudur. Kötülüğün bütün yolları kapalıdır. Hiçbir kurum ve kuruluş alkolü, zinayı, gayri-meşru ilişkiyi basın-medya-tv yoluyla topluma servis edemez. Ekini ve nesli ifsad edenler, geciktirilmeden cezasını çeker.

Darül İslam’da fertten topluma, toplumdan devlete, devletten dünyaya, ilişkileri belirleyici olan İslam’dır. Kiminle dost, kiminler düşman, kiminle hısım, kiminle hasım olacağını İslam Hukuku belirler. Günübirlik akılcı, çıkarcı, bugüncü, realist tavırlar kerih görülür ve yasaktır. Darül İslam’da yöneticiler, zalimlerle işbirliği yapamaz, zulümlere göz yumamaz, zalim kim olursa olsun karşısında, mazlum kim olursa olsun yanındadır. Darül İslam’da, belli sınırlar içine hapsolmuş ulusalcı bir yapı yoktur, yeryüzünde yaşayan tüm Müslümanlar ümmet bilinciyle sahiplenilir. Yasa ve kılıç ölümlü ilahlarda değil, ezeli ve ebedi olan, hükmünde ortak tanımayan Allah’ın elindedir. Bütün yasalar, hayata dair düzenlemeler, insana ve topluma şekil verecek müdahalelerin atıf yaptığı merci İlahi beyandır.

Darül İslam, bir iki sayfaya sığdırılamayacak kadar geniş ve önemli bir konu olmakla birlikte, bir iki cümle ile de insanın fıtratına uygunluğunun ifade edilebileceği selamet yurdunun adıdır. Bütün insanlığın beklediği yenidünya düzeni Darül İslam’dır. Darül İslam’ın inşası ve ihyası ise Müslümanların boynuna borçtur.


Yakup DÖĞER
http://www.mirathaber.com/darul-islam-insanligin-selamet-yurdu-8-5789h.html


Back To Top