All for Joomla The Word of Web Design

Dert Kur’an’ı Anlamak Olmalı, Milletin İmanını Sarsmak Olmamalı (III)

Kur’an’ın hakemliği ve ilahiyatçılar olarak vazifemiz

Tarihselci zihniyetin anlamadığı veya anlamak istemediği hakikatlerden biri de şu: Kur’an Arapça gelmiştir ama sadece Arap toplumuna gelmemiştir. Bütün dünya milletlerine gelmiştir. Bütün medeniyetlerin medeniyet, gelenek ve kültürleri ortasında bir hakem rolünü oynamaktadır ve oynayacaktır. Neyin hak, neyin batıl olduğunu söyleyecektir. 1400 sene önceki milletlerde yaşananlar, bugün ve yarın yaşanmayacak diye kimse bir şey söyleyemez. Nerde, ne zaman, ne tür bir olay yaşanırsa Kur’an o an o olaya, o olayla ilgili ayetleriyle müdahele eder. Yanlış veya doğru, der. Sen ileri gittin, sen de geri kaldın, diyerek meselenin orta noktasını söyler.

Tarihselci zihniyet, bir olay üzerine inmiş bir ayeti günümüzde uygulayacak bir nokta bulamayınca hemen ya ayet tarihseldir diyor, ya da anlaşılmaz ifadeler kullanarak şüphe etmeye, imanlarda şüphe oluşturmaya kalkıyor. Burada bizim anlamadığımız hikmetler vardır, diyemiyor. Hem kendini ve hem de kendisini dinleyenleri dalalete sürüklüyor.

İlahiyatcılar olarak bizim vazifemiz

Halbuki ilahiyatçılar olarak bizim vazifemiz, imandan yoksun olanları imana davet etmek, imanı olanların da imanlarına kuvvet vermek olmalıdır. Hiçbir zaman bizim vazifemiz, imanı olanların imanlarını zayıflatacak veya yok edecek söylemler ortaya atmak olmamalıdır.

Kur’an’ın ruhuna ve Hz. Peygamber’in tebliğ tarzına aykırı açıklamalarda bulunanlara sesleniyorum:

Kur’an’dan ve Sünnetten alacağınız ve ümmete vereceğiniz başka göreviniz kalmadı mı ki, gittiniz de akılları bozan ve mideleri bulandıran meselelere kafayı taktınız?

Peygamberin misyonu sizin omuzlarınızda değil mi? Madem bu görev sizin omuzlarınızda öyleyse Peygamberin ahlakî güzellikleriyle bezenip, talebenizin, muhataplarınızın karşısına çıkmanız gerekmez miydi? Allah, Peygamber ve ümmet sizden bunu bekliyor.

Neden sizin, millet evladının imanını ve ahlakını kurtarma diye bir derdiniz yok? Neden bu derdi taşıyanlara, ömürlerini bu gayeye vakfedenlere vereceğiniz bir desteğiniz ve yardımınız yok?

Neden sizin, bu milletin çocuklarını, uyuşturucudan, namazsızlıktan, müstehcenlikten, nikâhsız birlikteliklerden, eşine şiddet uygulamaktan, gasptan, cinayetten hırsızlıktan, kul hakkı yemekten, taciz ve tecavüzden, içkiden, kumardan, uyuşturucudan, kötü alışkanlıklardan sapık ilişkilerden ve ahlaksızlığın her çeşidinden kurtarmaya yönelik bir gayretiniz, bir çağrınız, bir kitabınız, bir mesajınız, bir sancınız yok? Siz hep akademik takılasınız, nerde uç fikirler varsa onları ortaya atıp kısa yoldan şöhret olasınız, salon salon, platform platform gezip milletin imanını ve ahlakını bozasınız diye mi gönderildiniz? Bunun için yaratıldığınızı mı sanıyorsunuz?

Hz. Peygamber’in misyonu, ilmiye sınıfına mensup insanlar olarak sizin de omuzlarınızda değil mi? Öyle ise nerde onun takvası, nerde onun ahlakı, nerde onun zühdü, nerde onun tevazuu, nerde onun üslubu ve usulü? Nerde namaz vurgunuz? Nerde İslam ahkâmı ve Peygamber ahlakı vurgunuz?

Kur’an’a tarihsel demekle, ne kazanacaksınız, Adem Aleyhisselama baba aramakla, Hz. Meryem’in çift cinsiyetli olduğunu söylemekle, Kader yoktur, şefaat yoktur, demekle ne kazanacaksınız? Sizin göreviniz bunlar değil ki? Sizin göreviniz fitneye sebep olmadan, İttihad-ı İslam’a kuvvet vermek, vahdet-i İslamiyeyi sağlamada sürükleyici unsur olmak, İslam’ın nezih üslubuyla düşmana dahi sövmeden, hakaret etmeden tebliğde bulunmak,  güzel hal, güzel dil, güzel yol ve güzel ahlak örnekleri sergileyerek insanları aslî görevlerine yönlendirmek, onları namazla tanıştırmak, menhiyattan, fuhşiyattan, münkerattan uzak tutmak Rableriyle buluşturmaktır.

LÜTFEN GELİN

Lütfen gelin, millet evladının imanını ve ahlakını kurtarmaya kuvvet verelim. İmanlı, ahlaklı, sevgili, saygılı, edepli bir neslin yetişmesi için çaba gösterelim, İslam’ı, imanı, ve Kur’an’ı daha güzel, daha bilimsel metotlarla sunmak için bir katkıda bulunalım veya bu hususta örnek olalım.

Dünyevî makamların, dostların ve rütbelerin kabir kapısına kadar olduğunu, bazen oraya kadar bile gitmediğini, kabirde makamın, rütbenin, servetin, şöhretin işe yaramayacağını bilelim. Allah’ın insanları, suret ve servetine bakarak değerlendirmeyeceğine, kalplere ve amellere bakarak değerlendireceğine dair Nebevî Hadisi aklımızdan çıkarmayalım. Bizi kabrin öbür tarafında utandıracak havalardan, sözlerden, kibirden, gururdan, böbürlenmekten ve amellerden şimdiden uzak duralım. Unutmayalım: “Şöhret ayn-i riyadır ve kalbi öldüren zehirli baldır.”

Şimdiye kadar verdiğimiz yanlış beyanlardan dolayı tevbe edelim ve tevbemizi de ilan edelim,[1][1] edelim ki bizim beyanlarımızla bozulanlar düzelsin. Hep beraber ahirete imanla gitmeye muvaffak olalım. Lütfen lütfen lütfen.

Şimdiye kadar sizin gibilere bunları söylemekten hep hicap duydum. Ama artık bunları söylemeye mecbur kaldım. Hakkın hatırı yüksektir, hiçbir hatıra feda edilmez. Söylediklerimi hakkın hatırı kabilinden kabul ediniz Lütfen. Selam hidayete tabi olanlara, melam da heva ve hevesine kapılanlara olsun.

 

[2][1] Bkz. Bakara, 2/160.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir