18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Devlete sadakatsizlik ne anlama gelmez/gelmemeli?


Fetö üyeliği için aranan en önemli kriter: Devlete sadakatsizlik

Haber-Türk Gazetesinden Sevilay Yılman, Mayıs ayında göreve başlayan OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu Başkanvekili Esat Işık’la telefonla bir görüşme yaparak, köşe yazarlarına gelen mektuplardaki iddialardan hareketle konuyla ilgili aldığı bilgileri okurlarıyla şu şekilde paylaşmıştır:
Devlete sadakatsizlik ne anlama gelmez/gelmemeli?
Işık’la uzun bir görüşme yaptık. Sağ olsun, tüm sorularıma açıklıkla ve samimiyetle cevap verdi. Bu sorularımdan biri de komisyonun değerlendirmesinde hangi kriterleri delil kabul ettiğiyle alakalıydı. ‘Tek bir kriter yok’diyorIşık.Bir kişinin FETÖ üyesi olduğunun tespiti için ilk baktıkları, önem verdikleri şeyin kişinin devlete sadakatinin olup olmadığını söylüyor.Yani değerli okurlarım, bir kişinin Bank Asya’da hesabının olması ya da FETÖ’nün okullarında eğitim görmesi, o kişinin FETÖ’cü olduğu yönünde bir karara vardırmamış komisyonu. Hatta şöyle söyleyeyim: ByLock bile tek başına kesin bir delil kabul edilmemiş.‘Çok kuvvetli bir delil evet ama telefonunda her ByLock çıkanın da FETÖ’cü olduğunu kabul etmedik’ifadesini kullanıyor Işık.”


DEVLETE SADAKATSİZLİK NE ANLAMA GELMEZ/GELMEMELİ?

Türk toplumunda devlet denilince akan sular durur. Evet devlet, kolay kurulmaz. Devletimiz, iç ve dış düşmanlarımıza karşı milletimizin hak ve özgürlüğünü koruyan en önemli millî kalkandır. Milli mücadelede işgale uğramış Osmanlı Devletini, hilafeti ve millî değerlerimizi korumak adına milletçe seferber olduk. Milletçe büyük bir zafer elde ettik. Ankara Meclisi ise, Osmanlı’dan kalan anayasayı tedricî olarak değiştirerek, yepyeni bir devlet kurdu. İlerleyen yıllarda T.C. Devletinin anayasal yapısı, CHP’nin siyasî/Kemalist programıyla adeta bütünleştirildi. Günümüzün anayasasına baktığımızda halen bu somut yansımaları, daha BAŞLANGIÇ cümlelerinde okuyabilirsiniz:

“Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;…FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Buna göre devlete sadakat, bugün de Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışına ve laiklik başta olmak üzere onun devrimlerine mutlak anlamda sadık olmak anlamına gelmektedir. Ama diğer taraftan Türk milletinin demokrasiye âşık olduğu yani temel insan hakları kapsamında özgürce eleştirme hakkına sahip olduğu da açıkça belirtilmektedir. Nitekim “Cumhuriyetin Nitelikleri” açıklanırken, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” (2. madde) tanımı yapılmaktadır.

Her medenî/demokratik toplum, devletini oluştururken, meşru hâkimiyetini halktan aldığını, oluşturduğu devletin ve bu devletin altında idare edilenlerin/vatandaşların hak, vazife ve mesuliyetlerinin de belirlendiğini ileri sürer. Bu doğrultuda devleti kuran toplumun fertleri, katılımcı demokrasi anlayışı doğrultusunda sosyal ve siyasî kontrol mekanizmaları ile devlet yöneticilerini de denetleme hakkına sahiptir. Bu hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Bir başka ifadeyle vatandaşlar, devletlerine/anayasalarına ne kadar sadakat göstermeleri gerekiyorsa, devletin gücünü elinde bulunduran memurlar/yöneticiler de aynı sorumluluk duygusuyla devlete/anayasaya sadık kalmalıdır.

Anayasal çizgiden sapan ve suç işleyen bir vatandaş, hukuk devletinin gücüyle nasıl cezalandırılmayı hak ediyorsa aynı durum hangi idarî kademesinde olursa olsun devlet yöneticileri için de geçerlidir. Karşılıklı kontrol sisteminin iyi işlemesi durumunda devlet-millet kaynaşması da gerçekleşmiş olur. Vatandaşların devlet mekanizmasında gördükleri idarî/hukukî aksaklıkları eleştirmeleri, bu anlamda devlete sadakatsizlik olarak değerlendirilemez. Tam aksine hukuka davet anlamında yapıcı eleştiriler, hem vatandaşın bir hakkı, hem de devlete/anayasaya sadakatin bir göstergesidir.

28 Şubat sürecinde görüldüğü üzere (derin) devletimiz, anayasanın hükümlerini katı ideolojik yaklaşımlarıyla ve tek taraflı yorumlarıyla hukuk dışına çıkarak, özellikle kamu alanında çalışan dindar vatandaşlarımızı ve üniversiteye başörtülü olarak gitmek isteyen kız öğrencilerimizi fazlasıyla üzmüştür. Bu anti-demokratik uygulamalara karşı bir öğretim üyesi olarak ben zamanında tavır koymuştum ve eleştirme hakkımı kullanmıştım. Ama dönemin YÖK bürokratları ve üniversite idaresi, bu tutumumu herhalde devlete sadakatsizlik olarak algılamış oldular ki, beni yıllarca cezalandırmada bir beis görmediler. Halbuki benim yaptığım bir demokratik hukuk devletine yakışmayan nahoş uygulamaları sadece eleştirmekten ibaretti. Bu demokratik hakkımı kullanırken, devletin soyut, anayasal ve kurumsal varlığına yönelik fiilî bir girişimde hiç bulunmadım.

Velhasıl

Vatandaşlık hakkı çerçevesinde devlet/hükümet uygulamalarına yönelik olarak itidal üzere yapılmış her türlü meşru eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında dillendirilmiş her tülü yazılı veya sözlü beyan, bazılarına ne kadar aykırı da gelirse gelsin, devlete sadakatsizlik olarak değerlendirilmemesi gerekir. Dinde aşırıya gitmek, nasıl ki dini ve dindarlığı yaşanılamaz hale getirirse, izaha muhtaç bir kavram olan devlete sadakat anlayışını kutsallaştıracak ölçüsüz bir raddeye getirmek de o devleti işlevsiz hâle getirir ve zayıflatır. Kimse devletten daha fazla devletçi olmaya kalkışmasın. Vatandaşlardan devlete sadakat gösterilmesi isteniyorsa, vatandaşlar kadar devlet de temel hukuk kurallarına bağlı kalmalıdır.

Devlet, hukuku üstün tutan bir anlayıştan uzaklaşırsa şuurlu bir vatandaşın da değil o devlete sadakat göstermesi bir demokratik tepki olarak sivil itaatsizliği tercih eder. Kısacası devlete sadakat, yönetici-yönetilen ayırımı yapılmaksızın demokratik hukuk devletine bağlılık olarak tanımlanmalıdır. Hukuka riayet etmek, hem devlet (yöneticileri), hem de o devletin vatandaşları için geçerli bir ölçüdür. Kim bu ölçüden bütünüyle uzaklaşırsa ya “terörist/anarşist devlet” ya da “terörist/anarşist vatandaş” olur.  

Ey devletim, Şeyh Edebâli’nin dediği gibi “insanlarıyaşat ki, devlet yaşasın!” Ey devletim, hukuku üstün tut ki, vatandaşların da devletine gönülden sadakat göstersin.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/devlete-sadakatsizlik-ne-anlama-gelmezgelmemeli-7-2734h.html


Back To Top