12 Aralık 2018 Çarşamba
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

DEVLETLERİN SAPKIN TARİKATLARLA İMTİHANI: TİMURLENK VE FAZLULLAH HURUFİ ÖRNEĞİ (1)

Değerli okuyucularım;
DEVLETLERİN SAPKIN TARİKATLARLA İMTİHANI: TİMURLENK VE FAZLULLAH HURUFİ ÖRNEĞİ (1)
Geçenlerde yıllar öncesi mezun olan bir öğrencim, beni hatırlayıp, bir elektronik posta ile bana ‘müjde” vermek üzere bir mektup gönderdi. Burada isim de vererek, kendisinin asrın ‘mehdi’sini bulduğunu beni de sevdiği için, tebliğ yapma ihtiyacı duyduğunu ve övgü ile bahsettiği ‘mehdi’sine intisap etmemi istedi. Başta şaka yaptığını düşündüm ama yazışmalardan anladım ki ‘davasında’ gayet ciddî. Ne ben onu bu ‘davadan’ vazgeçirebildim, ne de o beni ikna edebildi.

İslâm tarihinde sapkın dinî liderlerin zuhur ettiği ve binlerce insanı kendi tarikatlarına dâhil edebildikleri, sosyal bir gerçektir. Bununla birlikte, bugün de olduğu gibi, sapkın tarikatların ve manevî kurucularının (mehdilerin, sahte peygamberlerin vs.) varlığı, her zaman toplumsal/kamusal bir soruna da dönüşmüştür. Bu sorunun çözümü, kolay olmadığı gibi, geçmişte kanlı sahnelere de yol açmıştır.

İşte Türk-Moğol soyundan gelen hemen bütün Asya’yı istila eden devlet adamı Timurlenk (Aksak Timur)(1336–1405) döneminde yaşamış olan Fazlullah Hurufi(1340-1394) de sapkın dinî görüşlerinden ötürü siyaseten tehlikeli görülmüş ve fetvalar vasıtasıyla idam edilmiştir. İdam edilmesinin sebeplerinin başında ilhamını doğrudan Allah’tan aldığı ve peygamberlerin mertebesine ulaştığı inancına bağlı olarak takipçilerin kendisini Allah’ın insan suretindeki tecellisi olarak görmeleri gelmekteydi.

Eski Mısırlılar, firavunlara nasıl ki üstün ilahî sıfatlar vererek, teomorfizmin doğmasına sebebiyet vermişse, Fazlullah Hurufide Allah’ın insan bedeninde vücut bulabileceği inancını yayabilmiştir. Bu aynı zamanda Allah’ın insanlaştırılması (antropomorfizm) anlamına da geldiği için, İslâm’ın tevhit inancına tamamen ters düşmüştür. Hurufilik olarak bilinen bu sapkın dinî akımın nasıl doğduğu, geliştiği ve neticede bu dinî hareketin Timurlenk tarafından neden bir tehdit olarak algılandığını, Fazlullah Hurufi’nin idamı ve sonraki gelişmelerin perde arkasını gelecek yazımda tahlil etmeye gayret göstereceğim. Konuyu daha çok devlet-din ilişkileri açısından ele alacağım için, ilk önce Timurlenk’in kimliği ve siyaset anlayışı üzerine duracağım.

Timurlenk’in Cihangirliği

Semerkant, Keş’de doğmuş olan Timurlenk,Barlas aşiretinin başbuğlarından Emir Turagay ile Tekina Hatunun oğluydu. Cengiz Han’ın torunlarından olan Timur'un sonundaki “lenk” eki, "aksak" anlamına gelmektedir. Türkler, bunun için kendisine, “Aksak Timur”derlerdi. Avrupalılar ise onu “Tamerlan”olarak bilir. Timurlenk,hükümdar oluncaya kadar bir hayli muharebelere katılmış ve tehlikeler atlatmıştır. Gençliğinde biri ayağından, öteki elinden aldığı iki önemli yara, onda iki türlü sakatlık bırakmıştı.

Gençliğinde iyi silah kullanmak, iyi ata binmek gibi meziyetlerinden dolayı Semerkant’ta Çağatay Hanlarının Valisi bulunan Kazgan Han’ın maiyetinde kumandan olarak tanınmış ve bu zatın Olcay Türkanadlı kızıyla evlenmişti. Kayın pederinin civardaki beylerin hücumu ile öldürülmesi üzerine Timur,Semerkant’a acilen dönerek, suçluları yakalamış ve cezalandırmıştı. Bunun üzerine Çağatay Han’ı Tuğluk Timur, bu genç ve kahraman adaşını Tümen Beyi yapar ve on bin kişinin komutanlığına çıkarır.

1369 yılında Belh şehrinde hükümdar ve Semerkant’ta toplanan bir Kurultay’da emir olan Timurlenk, askerî ve idarî düzenlemeler yapar. 1373'den sonra birçok sefere çıkar. 1386'da Tebriz, Kars ve Tiflis'i alır. Azerbaycan ve Ermenistan bölgelerindeki seferleri sonunda Karakoyunlular’a karşı savaşır ve 1387'de Doğu Beyazıt, Ahlat, Adilcevaz ve Van'ı ele geçirir. Daha sonra İran'a yönelir ve Maraga, Rey ve Isfahan üzerine yürür. 1391 yılında Mazerdan bölgesini ele geçirir. Timur, bütün Şiraz ve Kirman'ı ele geçirdikten sonra Bağdat, Tekrit, Erbil ve Musul'a hâkim olur. Urfa'yı ele geçirir ve bir süre sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerini kendine bağlar 1395 yılında Derbendi ele geçirerek, kuzeye yönelir ve Ukrayna ve Kiev üzerine yürür. Kırım ve Azak çevresindeki Ceneviz kolonilerini ele geçirir ve Moskova'ya dayanır. 1398'de Hindistan'a girer. Delhi'yi ele geçirir.

Padişah Yıldırım Beyazıt’ı Esir Alması ve Osmanlı Devleti’ni Sarsması

1400'de toplanan kurultaydan sonra Gürcistan Seferine çıkar ve Ardahan ve Kars üzerinden Bingöl'e gelir. Ahmed Celayirve Kara Yusuf,Timur'dan kurtulmak için, Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazid'e sığınırlar. Beyazid,Timur'a bağlı olan Erzincan'ı ele geçirir. Ancak Timur,1400 yılında Erzincan'a tekrar hâkim olur ve Sivas, Malatya ve Behisni şehirlerini de ele geçirir. Bununla yetinmez Halep'i ve Şam'ı da alır. 1402 yılında Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kayseri üzerinden Ankara'ya doğru hareket eder.

Bu arada memleketleri ellerinden alınan ve Osmanlıdan memnun olmayan Anadolu beyleri, Timur’u tahrik ettikleri gibi, Timur’un düşmanları olan bazı beyler de Yıldırım’a sığınmış bulunuyorlardı. Timur, nazik sayılabilecek bir üslûpla Yıldırım’dan bu beyleri salıvermesini ve kendisine tâbi olmasını, şartlarının kabulü halinde, gayr-i Müslimlerle olan cihadını, takdir ettiği Osmanlı ordusuna yardım edeceğini ifade eden bir mektup gönderir (Mektup, ‘Rum Meliki Yıldırım Beyazid’diye başlamaktadır).

Buna karşı Yıldırım’ın cevabı çok sert olur (Mektup, ‘Ey Timur denen parçalayıcı köpek ve Tekfurlardan daha kâfir olan adam’ diye başlamaktadır). Neticede Ankara'da Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı Kuvvetlerini büyük bir bozguna uğrar. 28 Temmuz 1402 tarihinde Osmanlı ordusu yenik düştükten sonra Padişah esir alınır.  Bu savaşı tâkip eden yıllarda, 8 yıl kadar Anadolu’da kalan Timur, buralarda terör estirdi ve eski beylere beyliklerini tamamen iade etti. Osmanlı topraklarını, eski Beylere taksim ettikten sonra Semerkant’a döndü. Bazı tarihçilere göre, Ankara savaşını yapmasının sebebi, arkasını yani Anadolu’daki tehlikeleri bastırıp, Çin'e yapacağı sefer için zemin hazırlamaktı. Ancak, hadise nasıl yorumlanırsa yorumlansın, gelişmeler, Osmanlı Devletini cihan devleti olmaktan çıkarır ve yeniden toparlanmasını zorlaştırır. Osmanlı Devleti, bu yüzden bir süre bocalamış ve bir fetret devri geçirmiştir.

Timur, üç yıl kadar dinlendikten sonra 200 yüz bin kişilik bir ordu ile Çin’e doğru yürümek üzere iken 69 yaşlarında Otrar’da yerine Pir Muhammed'i veliaht bırakarak vefat eder. 150 bin nüfusuyla dünyanın en kalabalık kentlerinden biri olan başkent Semerkant’taki muhteşem türbesine gömülür.

Timurlenk’in Kişiliği ve Siyasî Liderliği

Moğolların Anadolu’ya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, Bağdat'ın önce Hülâgudaha sonra Timurtarafından yakılıp yıkılması, Timur’un Yıldırım Beyazıdile sebepsiz savaşı gibi tarihî gerçekler, Timur’un tarih sahnesindeki yeri ve konumu tartışmalıdır. Bütün bunlara rağmen Timur,1402’de kendisine çok ağır ithamlarda bulunan Osmanlı Devleti Padişahı Yıldırım Beyazid’i Ankara savaşında yenmesine rağmen, kendisine iyi davranmıştır. Timur,nedendir bilinmez, daha sonra Anadolu’daki Türk beyliklerine tekrar topraklarını verir. Timurlenk,aslında Padişah falan değil, sadece devlette ya da orduda güçlü ve etkili bir lider. O kadar etkili ki, hanı kontrolü altına almış, ama Moğol geleneklerine bağlılığı sebebiyle Çağatay Hanlarının tahtına dokunmamıştır.

İmparatorluğun sınırlarını, İtil (Volga)'den Hindistan'daki Ganj Nehri'ne, Tanrı Dağları'ndan İzmir ve Şam'a kadar uzatabilmesi, belki onun siyasî ve askerî yönden bir dahî olduğunun işaretidir. Başarılı bir şekilde 17 sefer düzenleyen, 27 ülkenin hakanına baş eğdiren, onlara baş olan Timur,sivil halka çoğu kez kan dökücü ve gaddar da davranmıştır.

Özellikle Hıristiyan Batı, onu zalim ve yıkıcı olarak göstermek ister. Timur,daha hayatta iken bu suçlamalara cevap vermiştir. O, İlhanlı Devleti'nin ve ona bağlı Çağatay Hanlığı'nın kargaşalıklar, entrikalarla sarsıldığı bir dönemde, yenilmez bir güç olarak ortaya çıkmıştı. Türk, İran ve Arap tarihçileri, bu kargaşalığa Yahudi tüccarların ve Hıristiyan misyonerlerin birinci derecede sebep olduklarını belirtir. Bu tüccarlar ve bazı misyonerler, Avrupa krallarına casusluk yapıyorlardı ve bunlar bütün Türkistan'da âdeta cirit atıyordu. Timur,bunların faaliyetlerine son verdi. Hindistan'dan Hıristiyan misyonerlerin kovulmasını, bu kıtada Müslümanlığın yayılmasını sağladı. Bunun için Hıristiyanlar, ona düşman idi. Timur,işgal ettiği yerlerde, Yunan ve Roma eserlerinin kalıntılarını yıkmıştı. Bu yüzden ona "yıkıcı" da demişlerdir.

Timur, deyince bazıların aklına Bursa dâhil, yakılıp yıkılan kentler, katliamlar, at nalları altında ezilen çocuklar, tabanları dağlanmış insanlar ve tarihin sayfalarına kanla imza atan 35 yıllık bir hükümranlık yapmış bir savaşçı akla gelir. Müslüman ordularla savaşa girmesi, Müslüman kanı akıtması ve sivil halka zarar vermesi, kabul edilir değildir.

Ezcümle

Timur gerçi bir Müslüman liderdi, ama yine de pek dindar olduğu söylenemez. Ancak (kendine tâbi olan) İslâm âlimlerine ve şairlere de saygı göstermekten uzak kalmamıştır. Rivayetlere göre Timur,bir gün rüyasında Ahmet Yesevi’yi görür ve bunun üzerine Ahmet Yeseviiçin bugünkü türbesini yaptırır. İstilâ ettiği ülkeleri memleketleri tahrip etmiş, fakat kendi ülkesinde birçok mimarî eserler bırakmıştır. Timur, Asya'da Türkçe'nin, Türk sanat ve kültürünün Fars kültürünün baskısı altında yok olup gitmesini de önlemiştir. Peki adalet konusunda pek duyarlı olmayan Timur,genelde İslâm âlimlerine gösterdiği saygıyı Fazlullah Hurufi’ye niçin göstermemiştir? Timur,onu sırf sapkın görüşlerinden dolayı mı yoksa artan nüfuzuna bağlı olarak kendine siyasî rakip olarak gördüğü için mi idamına karar vermiştir? Günümüze ışık tutması niyetiyle gelecek yazımda inşallah bu girift sorulara cevap vereceğiz…


Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/devletlerin-sapkin-tarikatlarla-imtihani-timurlenk-ve-fazlullah-hurufi-ornegi-1-8-5452h.html


Back To Top