16 Ekim 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Çağımız eğitiminin büyük yanlışı

Çağımız eğitiminin en büyük yanlışı, dinin günah saydığı şeylere karşı duyarlı olmaması, çevreyi günah risklerinden ve kirlerinden arındırmadan sağlıklı çocuk yetiştirmeye kalkmasıdır.

Halbuki Allah,“Kendinizi ve ailenizi her türlü ateşten (görünen ve görünmeyen riskten, uyuşturucudan, fuhuştan, terörden ve benzer bütün günahlardan ve tehlikelerden) koruyun.”[1] buyurmaktadır.

Sevgili Peygamberimiz de (sav): “Sizden biriniz, topluma, aileye ve çocuğa zarar verecek bir münker, (bir risk, bir günah, ahlakî olmayan bir durum, müstehcen bir pozisyon) gördüğünde onu, gücü yetiyorsa eliyle, yetmiyorsa diliyle düzeltmeye çalışsın. Buna da gücü yetmiyorsa içinden kızsın. O durumdan memnun olmadığını hissettirsin. Bu da imanın en zayıf derecesidir.”[2]buyurmuştur.

Yılanların ve akreplerin dolaştığı bir ortamda siz, önce yatıp bir rahat uyuyayım, sonra bunları hallederiz der misiniz? Demezsiniz. Önce çevreyi o zararlı haşerattan arındırır, güvenilir bir ortam hazırlar, sonra istirahate çekilirsiniz?

Şu anda biz ve çocuklarımız, günahların, müstehcenliğin ve kötü alışkanlıkların kol gezdiği riskli bir ortamda bulunuyoruz. Her bir günah bir akrep, bir yılan ve bir mayındır.

İyi ve sağlıklı çocuk yetiştirmek istiyorsak:

1- Önce çevremizdeki bu risklere karşı duyarlı olmak, elden geldiği kadar çevremizi bu risklerden arındırmak mecburiyetindeyiz. Tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekmek adına tekrar ediyorum: Dinin yasakladığı her bir günah ve kötü alışkanlıklar bir akrep, bir yılan ve bir mayındır. Fakat günahlar maskeli ve makyajlı oldukları ve çok iyi kamufle edildikleri için çok kimse günahların bir akrep, bir yılan ve bir mayın olduğunu göremiyor, anlayamıyor. Dolayısıyla sokulmayan, zehirlenmeyen, mayınlara çarpmayan yok gibi. Günahların bir adı da “zehirli baldır.” Bal görünürler, parmak atanı bir müddet sonra öldürürler.

2-Çocuklarımıza ve gençlerimize tahkiki iman derslerini küçük yaşlardan itibaren vermeliyiz. Bu hakkıyla yapılabilse “Madde bağımlısı gençler” yerini “Mevla bağımlısı gençlere” bırakır. Bunu kim yapacak? Başta anne-babalar, sonra da çocuğun eğitiminden sorumlu olan kim varsa onlar. Milli Eğitim, İlahiyat, Diyanet, örgün ve yaygın eğitim mensuplar…Bunu nasıl yapacaklar? İki şekilde:

a-Çocuklar anne ve babasını, eğitimcilerini Allah bağımlısı ve dindar görecek.

b-Çocuklara ve gençlere fen ilimleriyle din ilimlerinin birbirlerini inkâr eden değil, birbirlerini tamamlayan ilimler olduğu bilgisi verilecek, fen ilimlerinin, Kur’an’ın bir çeşit tefsiri, Kur’an’ın da fen ilimlerinin destekçisi ve teşvikçisi olduğu bilinci kazandırılacaktır.[3]

Müslüman bir ailenin çocuğu, küçük yaşlarda, uygun bir atmosferde böyle bir iman ve Kur’an eğitimi almazsa, ecnebiler kadar dine yabancı kalır. Bir gayr-i müslimin İslamiyet’i kabul etmesi kadar İslam’ı almakta ve yaşamakta zorlanır.[4] Anne-babasının, öğretim ve eğitim camiasının başına bela olur. Hatta, böyle çocuklar, anne-babalarının varlıklarından istiskal duyarlar, onların çabuk ölmesini isterler. Anne-babalarına ve eğitimlerinden sorumlu olan herkese ahirette davacı olurlar: “Neden imanımızı İslam terbiyesiyle kurtarmadınız?” diyerek.[5]

Bunu en güzel açıklayan ayetlerden biri şudur:

يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا

وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا

رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا

“Onların yüzleri ateşte evrilip çevrilerek yakıldığı gün: “Ah yazık bize, keşke dünyada iken Allah'a itaat etseydik ve peygambere itaat etseydik, derler. Ve yine derler ki: "Rabbimiz biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi yoldan saptırdılar. Ey bizim Rabbimiz! Onlara azabın iki katını ver ve onlara büyük bir şekilde lanet et!"[6]

Eğer çocuklar, küçük yaşlardan itibaren iman ve Kur’an hakikatleriyle baş başa kalsalar ve doğru din eğitimlerini alsalar dünyada baba ve annesine, eğitimlerinden sorumlu herkese hürmet ve hizmet ederler, vefatlarından sonra da amel defterlerine sevap, hayır ve hasenat yazdırırlar. Dünyada duacı, ahirette de onlara şefaatçi olurlar.[7] Buna en açık delillerden biri de Kur’an’daki şu ayettir:

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana babamı ve müminleri bağışla.”[8]

Allah, çocukların, anne-babalarına beş vakit namazda yaptığı bu duaları zayi etmeyecektir. Zayi edecek olsaydı bu duayı göndermez ve Kur’an’ın ayetlerinden biri yapmazdı.

BİR HATIRA

Plaj muhitine yakın bir camide görev yaptığım yıllarda cami cemaatinden bir Müslümanın soyunmuş müstehcen bir vaziyette plaja giden iki kızına rastladım. Camiye gelen babalarını münasip bir dille uyardım.

-Senin taptığın Allah’ın bu vaziyete rızası yok, dedim.

-“Vay hocam yarama parmak bastın, nasıl etsek te bu çocukları bu halden kurtarabilsek, demesini beklerken adam savunmaya geçti:

-Büyük konuşma hocam, senin de kızların var, dedi. Ben de şunu dedim:

-Benimle senin arandaki fark şudur: Ben, kızlarım böyle olmasın diye hayatım boyunca sevgiyle, şefkatle mücadele verdim ve veriyorum. Buna rağmen kızlarım, senin kızların gibi olursa onların vebali ve günahı benden sorulmaz. Çünkü ben mücadelemi vermişim ve çocuklarım cehenneme düşmesin diye, elimden gelen bütün tedbirleri almışım. Sen ise hem bu mücadeleyi vermemişsin hem de seni uyaranı susturmaya çalışıyorsun. Bu çocuklar seni de cehennem götürürlerse şaşma, mahşer mahkemesinde beyan edeceğin özrün olmaz.

Nuh Peygamberin oğlu da kâfir oldu. Nuh Tufanında boğulanların ve cehenneme yuvarlananların arasında yerini aldı. Onun cehenneme düşmesinden Allah Nuh Peygamberi sorumlu tutmayacaktır. Çünkü Nuh Peygamber, uyardı: Yavrucuğum! Gel bizimle beraber şu gemiye bin, dedi, adeta yalvardı. Ama ukela oğul, dalga geçercesine:

Sular gelirse gelsin, ben dağın tepesine çıkarım, o dağ beni korur”,[9] dedi. Ne dağ onu koruyabildi ne de peygamber baba, boğulup cehenneme gitti. İbret almak da bize düştü. (devam edecek)

[1] Tahrim, 66/6
[2] Müslim, İman, 78
[3] Bkz. Nursî, Said, Emirdağ Lahikası, 39
[4] Bkz. Aynı yer, 39.
[5] Bkz. Aynı yer, 39
[6] Ahzab, 33/66-68
[7] Nursî, aynı yer, 39
[8] İbrahim, 14/ 40-41
[9] Bkz. Hud, 11/43

Dr. Vehbi KARAKAŞ
http://www.mirathaber.com/dr-vehbi-karakas-cagimiz-egitiminin-buyuk-yanlisi-118-3883y.html


Back To Top