12 Aralık 2017 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

En büyük felaket Allah’ı unutanlar gibi olmaktır

Bismillahirrahmanirrahim

Kalp huzurumuzu ve ebedi mutluluğumuzu fiili olarak kendisine yönelişimize bağlayan yüce Allah'ımıza hamd ederim. Her koşulda ve içten duygularla Allah'a yönelişin en sıcak örneklerini bizlere sunan aziz Peygamberimiz, biricik hayat önderimiz Hz. Muhammed'e salât ve selam ederim.
En büyük felaket Allah’ı unutanlar gibi olmaktır
Güzel kardeşlerim! Bilmemiz Gerekenler genel başlığı altında sunduğumuz sohbetlerimize -Rabbimize ne kadar hamd u sena etsek azdır,- devam ediyoruz. Bu sohbetimizde “En Büyük Felaket Allah'ı Unutanlar Gibi Olmaktır” veya “En Büyük Felaket Yaratanın Huzurunda Sorgulanmayacakmışız Gibi Yaşamaktır” konusunu inceleyeceğiz.

Bu sohbetimizin benim ve sizlerin hakkında hayırlı olmasını, bizler için âhiret yatırımı oluşturmasını yüce Rabbimden niyaz ederim.

 Şanı Yüce Allah bütün varlıkların ve bizim halikımızdır. O, varlığını kendi zatından alan Rabdir. O, bilendir, işitendir, görendir, maziyi, hali, istikbali kuşatandır. Ezelî ve ebedî olandır. İstediğini, dilediği an, arzu ettiği biçimde halk etmeye gücü yeten Rabdir. Özetlersek, Rabbimiz bütün yüceliklerle vasıflı tüm eksikliklerden de berî olan Rahmân ve Rahîm bir Rab’dir.

Allah’a Yöneliş Varlığımıza Kodlanmıştır

Sevgili kardeşlerim! Allah Zülcelal yüce zatına iman ve yöneliş yeteneğini bizim varlığımıza kodlamıştır. Her bir varlığı; yarattığı her bir nesneyi kendi varlığının âyeti kılmıştır. Bir diğer anlatımla, her bir varlık O'na, O'nun bilgisi, kudreti ve rahmetine bir işarettir, delildir, belgedir.

Zaman zaman Kur'an yönteminin dışına çıkıyoruz. Oysaki kullarını en iyi bilen, onlar üzerinde etkili olacak yöntemi en iyi bilen O'dur. Dolayısıyla O'nun verdiği örnekleri ön plana çıkarmak ihtiyacındayız. Kur'ân-ı Kerîm'in dünyasında bir gezintiye çıktığımızda, her bir varlığın bize nasıl bir âyet yani bir işaret, bir delil, bir belge olarak sunulduğunu görebiliyoruz.

Gökler ve yer; gece ile gündüz; insanlar- hayvanlar ve diğer canlılar; rüzgârlar – bulutlar ve yağmurlar; dağlar, ovalar ve denizler; güneş, ay ve yıldızlar, hülasa zerreciklerden galaksilere kadar her varlık Kur'an dilinde bir âyettir. Yaratan'ımıza işarettir, delildir, belgedir. Kur'an'ın hüküm, emir ve yasak içeren âyetleri bizi Hakk'a yönelttiği ve gerçeklerle kucaklaştırdığı gibi, aynen öyle yaratılan âyetleri de tefekkür edebilen insanları Hakk'a yöneltebilmektedir. Bunun içindir ki Kur'an, tekrar tekrar bizi bu yaratılan âyetlere yönlendirerek düşündürmektedir.

Rabbimiz; Kendi yaratılışınıza,güneşe, aya, geceye ve gündüze bakın, hayvanlara, bitkilere ve yiyeceklere nazar edin,  buyurur ve böylece onların her birinin bir âyet olduğu gerçeğine dikkatlerimiz çekilir.

Sevgili kardeşlerim; gerçeği ifadelendirmek gerekirse Rabbimiz canlı veya cansız her bir varlıktan kendi zatına yol bulmamızı istemektedir. Bereketlenmek için yalnızca Bakara sûresinin 164. âyetini müsaadenizle meal olarak arz edeyim. Bakınız bu ayette Rabbimiz ne buyuruyor:

 “Kuşkusuz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini takip edişinde, insanlara faydalı yüklerle denizlerde seyreden gemilerde, Allah'ın gökten indirerek onunla ölü toprağa can verdiği ve her çeşit canlının çoğalmasını sağladığı yağmurlarda, rüzgârların yönlerinin değişmesinde gökle yer arasında kendileri için tayin edilmiş belirli güzergâhlarda akan bulutlarda, bütün bunlarda düşünüp akıllarını kullananlar için âyetler vardır.

Rabbimizi Zâtı İle Kavrayamayız

Bir diğer anlatımla Yaradan'ın varlığına birliğine, rahmetine, kudretine delalet eden âyetler yani belgeler / işaretler / deliller vardır. Biz Rabbimizi zâtı ile kavrayamayız. Rûhumuzun derinliklerinde duyarız ama O'na ulaşmanın ana yolu yaratılmışlardan hareket etmektir.

Bu yaratılan varlık kendimiz olabiliriz. Aynanın karşısına geçiniz ve sorunuz: Ben kimim, nereden geldim, nereye gideceğim, hayat nedir, ölüm nedir, ölüm ötesi nasıldır? Sormaya şöylece de devam edebiliriz.

Isıtan ve ışığını saçan bu güneş nedir? Bu dağlar nasıl dikildi? Denizler ve onlardaki deki sayılamayacak türden canlılar nasıl oluştu? Evdeki çocuğunuz, torununuz, bakabildiğiniz, görebildiğiniz her bir varlık bizi Yaradan'a götürebilir.

Gereğince Düşünmemek

Ne var ki sevgili kardeşlerim; sizler de benim gibi -Allah bilir- bir tür gaflet içindesinizdir. Bazen kendi kendime sorarım. Namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, belli bir süreden beri zekât veriyorum. Adaletten sapmadım, zulme eğilim göstermedim, zina yapmadım ve benzerleri. Bunlar doğru ama inanın aziz kardeşlerim; gereğince düşünemedim, gereğince tefekkür edemedim, bunun acısını rûhumda duyuyorum.

Düşünebilen insan olarak sofraya oturduğunda her bir yediğin yiyecek, örneğin bir dilim peynir seni süte götürür, ineğe götürür. Oradan da Yaradan'a yükselmeniz mümkündür. Bir dilim domates sizi toprağa götürür, toprak güneşe götürür, güneş de Rabbinize ulaştırır, ama derin bir gaflet içindeyiz. Bu gaflete düşmememiz için Rabbimiz bizi Yusuf sûresinin 105. ayetinde şöyle uyarıyor:

“Göklerde ve yerde nice âyetler; işaretler, belgeler, deliller var. İnsanlar o âyetlerin önünden geçiverirler, fakat (bilerek veya bilmeyerek) onlar üzerinde düşünmeksizin yüz çevirirler.”

Aslında her bir oluş bir mucizedir. İnsanoğlu eşim hamile kaldı, gelinim gebe, inşallah nur topu gibi bir çocuğumuz doğacak, der. Doğal beklentimiz bu. Fakat bir çocuğun sağlıklı doğması mucize üstü mucizedir. Tabîi şartlarda bir kadının hamile kalması mümkün değildir. Milyonlarca spermin, özellikler taşıyan yalnızca bir tanesi, belli bir süre içerisinde dölleme yapacak. Bilim adamlarının ifadesine göre; matematik olarak bu mümkün değil. Hadi hamile kaldı. Ana rahminde döllenen hücre doğum gerçekleşinceye kadar üç milyar defa büyüyor. Döllenen ilk hücreden çoğalan aynı türden hücrelerin bir kısmı gözü, bir kısmı akciğeri, bir kısmı karaciğeri bir kısmı da kulağı oluşturuyor. Öyle bir ahenk, öyle bir nizam var ki anlatılabilir değil. Yaratılışı Allah’ın kudretine ilmine ve planlamasına bağlamaktan ve Allah, Allah, Allah, demekten başka akıllı insan için yol yok.

Rabbimiz Bizimle Beraberdir

Rabbimiz bütün varlıkların halikıdır ve O genelde bütün yarattıklarıyla ve özelde bizimle beraberdir.

Hadid suresinde; “Nerede olursanız olun, Rabbiniz sizinle beraberdir. Allah sizin yaptıklarınızı görmektedir,” buyrulur.Mülk sûresinde “Yaratan Allah, yarattıklarını bilmez m? “ diye sorulur.  Kaf suresinde ise Rabbimiz “…Biz insana şah damarından/ kendisinden daha yakınız…” açıklaması yapılır.

Aziz Kardeşlerim! Sıkıntılı olduğum, elemli olduğum dönemlerde imdadıma yetişen âyetler var. Asında yaratılan ve indirilen her âyet gönül tellerine dokunur. Her bir âyet öyle de, ama sizin o anki rûh dünyanıza uygun olan âyetlerle karşılaştığınız zaman daha bir vecde geliyorsunuz.

Daha bir etkilendiğim âyetlerdn biri Nur suresinin 64. âyetidir. Bunaldığınız zaman bu ayeti siz de hatırlayabilirsiniz sevgili kardeşlerim. Şöyle buyrulur:

Çok iyi bilmelisiniz ki göklerin ve yerin içindeki bütün bu varlıklar Allah’ındır. O sizin içinde bulunduğunuz durumu; inanç, yaşam, mutluluk ve ıstırap halini çok iyi bilir…”

İnsan yalnızlaşıyor. Bazen eşi ve çocukları arasında bile öksüzleştiğini hissedebiliyor.

Ama Allah var, gam yok. Rabbimiz bize bizden yakın, bizimle beraber. Yaratanımız bizim halimizi bilir. Biz de aklî yöntemlerle onu bilmeye, gönüllerimizle sevmeye, dilimizle sözlü olarak zikretmeye, emirleri ve yasaklarına uyarak da fiilen anmaya muhtacız ve vazifeliyiz.

Allah’ı Unutmak Felaketi

Bütün varlıklar Her bir varlık ona yönlendirirken, Yaratan'ı unutmak, Yaratan yokmuş, O'nun yasaları yokmuş gibi bir hayat sürmeye kalkışmak felaketlerin en büyüğü değil de nedir ki? Allah'a inanmak yetmez aziz kardeşlerim; O'nu emirleri ve yasaklarıyla kabullenmek gerekir.

Yaratan'ın varlığı ve yüceliği her bir varlığa kodlanmıştır. Siz Kur'an'ın indirildiği câhiliye toplumunda Allah inancı olmadığını mı sanıyorsunuz? Bakın bir örnek verelim, Ankebût sûresi ayet 61 de şöyle buyruluyor:

Onlara, gökleri ve yeri kim yarattı, güneşe ve aya kim boyun eğdirdi, diyerek sorsan  Allah'tır diyecekler. Peki, nasıl oluyor da haktan sapıyor ve saptırılıyorsunuz?”

 Nasıl oluyor da Allah ve yasaları yokmuş gibi yaşayabiliyorsunuz? Allah'ı unutup O'ndan uzaklaşma, akıl tutulması, gönül kararması değil de nedir?

Sevgili kardeşlerim; sözün özü, yaratılan âyetler olan her bir varlık ile Kur'ân'ın bize yön veren âyetleri birliktelik içinde bizi Rabbimize yöneltir. Rabbimizi unutmamaya yönlendirir. Rabbimiz tam bu konuda bizi Haşr suresinin 18 ile 19. âyetleriyle şöylece uyarmaktadır:

Ey iman edenler! Rabbiniz olan Allah'ın emirleri ve yasaklarına aykırılıktan korunun. Her bir nefis ölümle başlayacak ahiret hayatı için hangi amelleri hazırladı, ona bir baksın. Sakın ha Yaradan'ın emirleri ve yasaklarına aykırı gitmeye kalkmayın. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Sakın ha Allah'ı unutanlar gibi olmayın. Eğer Allah'ı unutanlardan olursanız, Allah da size kendinizi unutturur.Allah’ı unutanlar doğru yoldan sapanların ta kendileridir.”

 19. âyeti biraz açalım: Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki Allah da size nefislerinizi unutturmasın.  Yeryüzünde Allah'ı ve O'nun emirleri ve yasakların unutmadan daha büyük bir zulüm tasavvuru mümkün müdür?

Bakınız Rabbimiz Kehf suresinin 57. âyetinde ne buyuruyor:

Rabbininyarattığı ve indirdiği âyetleri ile Hakk'a yönlendirildikleri halde öğüt almayıp bu âyetlerden sapan ve yaptığı amellerden sorgulanacağı gerçeğini unutandan daha zalim kim vardır…?”

Hangi cüretle Yaradan'dan kopuk yaşanabilir. Yaratan'ın dünyasındayız. Yaradan'ın var ettiği nimetler içindeyiz. Her an Onun rahmeti ve kudreti altındayız. Hayat O'nun, ölüm O'nun, ölüm ötesi O'nun, Mahşer O'nun, Cennet O'nun, Cehennem O'nun. Senin kendi zatından alabildiğin bir varlığın mı var? Sen yaratılansın. Yaratandan nasıl bağımsız olabilirsin?

Sevgili kardeşlerim; Allah'ı unutmak demek Allah'a emirleri ve yasaklarıyla birlikte inanmamaktır. Yaradan'ın insanlığa yönelik son ilahi mesajların bütünü olan Kur'an'a inanmadığın sürece Yaradan'a imanın -İslami sistem içinde- bir önemi yoktur. Neden biliyor musunuz? Yaratan'a iman varlığımıza kodlanmıştır. Akıllı olan bir insan yaratıcı olmadan varlık tasavvuru yapamaz. Aslında yeryüzünde inanmayan kişi yoktur. İnanmadığını söyleyen cüretkârlar vardır. Hiç unutmuyorum, ünlü bir tiyatrocumuza bir tv programında "Sen Allah'a inanmıyor musun?" diye sordular, ürperdi. “Ben elbette, yaratıcı evrensel bir güce inanıyorum," dedi. Allah diyemezsin ama evrensel yaratıcı bir güç demek zorundasın, demezsen varlığını izah edemezsin, yeryüzünü izah edemezsin. Güneşi, ayı, yıldızları, galaksileri izah edemezsin, yaşamı izah edemezsin.

Emirlerini çiğnemek, yasaklarından kaçınmamak Allah'ı unutmaktır. O'nu gereğince, her vesileyle anmamak da bir tür unutmaktır.

Yaratanı Unutmanın Neticeleri

Sevgili kardeşlerim; Allah’ı unutmanın iki sonucu vardır. Sen unutursan:

a. Yaradan da sana öz varlığını unutturur.
b. Bir de uğratılacağın azap içinde unutulursun ki bu felaketlerin en büyüğüdür. Rabbimiz; "Beni unutanları ben de uğratılacakları azabın içinde unutacağım, " buyuruyor.

Ümitlerin söndürülmesi, felaketlerin en büyüğüdür. Çünkü insan YaraTan'ı unutmakla bir suç işlemiyor. Evrende var olan varlıkların sayısınca cinayet işliyor demektir. Çünkü her bir varlık bir belge. Kendi nefsin sana unutturulursa anlamsız yaşar ve amaçsız mücadele verirsin. Sana verilen aklı işletemezsin. Mesela kendi nefsinin yaratılışını unutup ahiret gerçeğini inkâra yeltenirsin.

Hatırlayın, Yasin sûresindeki inkârcı prototipini. Şöyle buyruluyor:

"İnkârcı insan bize örnek verir ama yaradılışını unutur. Bu çürüyüp toprağa karışan kemikleri kim diriltecek." der.Ey Peygamber de ki; ilk defa kim yarattıysa o diriltecek."

Evet Yaratanı unutursan, sana nefsin unutturulur, yaratılışını düşünemez olursun. Sana nefsin unutturulursa ahiret gerçeğini büsbütün dışlarsın. Ben kimim, nereden geldim, nereye gideceğim türünden soruları vicdanına yöneltemezsin. Bağımsız yaşamaya kalkarsın, amaçsız hayat sürersin.

Allah’ı Unutursan Nefsin Unutturulur

Allah’ı unutmanın bedeli olan öz canını unutur olmanın Kur'an'da verilen bir örneği de Allah'ın men edilmesini istediği Münker işleri emreder konuma düşmektir. Münker; İslâm dininin, olgun aklın, bilimsel verilerin reddettiği işlerdir. Biz bunlardan men etmekle yükümlüyüz. Ama unuttuğun için sana nefsin unutturulursa Yaradan'ın men edilmesini istediklerini emretmeye kalkarsın. Faizi savunursun, içkiyi savunursun, zinayı savunursun, eşcinselliği savunursun, kapitalizmi savunarak sosyal adaletsizliğe meyledersin ama bunları Marûf diye yaparsın. Tevbe sûresinin 67. Âyeti şöyledir:

Yürekten inanmamış erkekler ve kadınlar olan münafıklar birbirinin benzeridir. Onlar (İslâm Dini’nin, olgun aklın ve ilmin ret ettiği Münker’e çağırır ve yönlendirirler.  (Münker’in zıddı  olan) Marûf’tan ise alıkorlar ve üstelik cimrilik ederler. Çünkü onlar Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar doğru yoldan sapanların ta kendileridir.”

Her Organın İşlevi Farklıdır

Bana şöyle soruldu: Hocam eşcinsellerin haklarını savunmak için onların aktivitelerine katılmak caiz midir? Eşcinsellik bir hak değil ki. Eşcinsellik fıtrattan/yaratılış düzeninden sapmadır. Allah her bir organı bir amaç için yaratmıştır. Ağzın görevi farklı, üreme organının görevi farklı, sindirim organlarının görevi farklıdır. Allah'ın koyduğu fıtrat düzenini bozmaya kalkmanın hakkı olmaz, bu hakkın savunması da olmaz. Bu bir hastalıktır, tedavi edilmesi gerekir.

Allah’ı unutursan Münker işleri savunduğun gibi Allah'ın yapılmasını emrettiği Marûf’un da karşısına çıkarsın. Marûf; iyi olan, güzel olan, doğru olan, İslâm'ın, olgun aklın ve bilimsel verilerin onayladığı işlerdir. Marûf işleri men etmeye kalkarsın.

İşte savunduğumuz hukukî sistem… İslâm’a göre münker olan marûf diye savunuluyor, sonra da neden kadına bu kadar şiddet uygulanıyor, neden bu kadar cinayetler işleniyor, deniyor? Suça denk bir ceza oluşturulamazsa yani caydırıcı bir ceza sistemi kurulamazsa, sonuç böyle olur.

Bir Kur’ân hakikati olarak “Allah'ı unutursan sana nefsin unutturulur” derken sadece belli zümreleri değil nefsimizi de hedef alıyoruz. Örneğin başkalarına öğüt verir, Hakk'a çağırırsın ama kendi nefsini unutursun. Kendi nefsini ateşe atarsın. Allah İsrailoğullarını yererken, Bakara sûresinin 44. ayetinde şöyle buyurur:

Siz nefislerinizi unutuyor da insanlara mı öğüt veriyorsunuz?”

 Şimdi seküler dünyanın ahlâkiyatçıları böyle. Yaşamları kapkaranlık. Söylenenler yaşananlar değil, yaşananlar söylenenler değil.

Azapta Unutulmak

Sevgili kardeşlerim; Allah'ı unutmanın bir diğer sonucu da uğratılacağın azap içinde unutulmaktır

Rabbimizin rahmetini en ziyade ümit etmeye muhtaç olduğumuz bir dönemde azap içinde unutulmak azapların en büyüğü değil de nedir?

Allah’ı unutursak unutulacağımız bize Kur’ânımızda açıklanıyor. Adil olan Mevlâmız şöyle buyurur:

Allah’ı unutanlar gibi olmayın. O’nu unutursanız O da size nefislerinizi unutturur. Unutanlar fâsıkların/kulluk çizgisini aşanların ta kendileridir.” (Haşr 59/19)
“ Sorgulama Günü’nde Allah’ı unutanlara şöyle denilir: Allah’ın huzurunda sorgulanacağınız bu günü unuttuğunuz gibi biz de sizi unutacağız. Kalacağınız yer ateştir. Hiç bir yardımcınız da olmayacaktır.”
(Câsiye 45/34. Ayrıca bak. Secde 32/14)

 Allah’ı Unutmamak İçin Allah’tan Yardım İstemek

Sevgili kardeşlerim; kasıtlı unutmalarımızdan sorumluyuz. Rabbimizi ve koyduğu yasaları unutmamak; İslami çizgiyi unutmamak için, Rabbimizden yardım talep etmek ihtiyacındayız.

-Allah kendisinden razı olsun- Sahabi Muaz ibn-i Cebel şöyle anlatıyor:

Hazreti Peygamber bir gün bana'Ben seni seviyorum ya Muaz' dedi.'Ya Rasulallah ben de sizi seviyorum' dedim. Bana şöyle öğüt verdi:'Namazlarının ardından sakın ha şöyle dua etmeyi unutma: Allah'ım, seni daima anıp unutmamak, verdiğin nimetlerden vererek sana şükretmek, emirlerin ve yasaklarına uyarak sana güzelce ibadet edebilmem için bana yardım et.'

Bitirirken…

Sevgili kardeşlerim; sizlere Allah'ı unutmamamız, O'nunla beraberlik içinde yaşayabilmemiz için ana vesile olan namazı bir daha hatırlatıyor ve sözlerimi Enfal sûresinden ayetlerle bitiriyorum:

Gerçek müminler Allah anıldığında kalpleri ürperenlerdir. Allah'ın Hakk'a yönlendirici ayetleri onlara okunduğu zaman imanları pekişip artar. Onlar sebeplere yapışmakla birlikte yalnızca Rableri olan Allah'a güvenirler. Ve onlar namazlarını yerli yerinde, gereğince kılarlar ve verdiğimiz rızıklardan verirler. İşte onlar hakiki müminlerdir. Onların Allah katında yüksek yüksek dereceleri, O'nun bağışlaması ve bitmez-tükenmez nimetleri vardır.”

Hepinize hayırlar, bereketler dolu bir ömür niyaz ediyorum aziz kardeşlerim.


http://www.mirathaber.com/en-buyuk-felaket-allahi-unutanlar-gibi-olmaktir-35-2038h.html