All for Joomla The Word of Web Design

En İyi İkinci Yönetim Şekli Demokrasi (1)

Churchill; “En iyi ikinci sistem Demokrasidir, birinciyi bilmiyorum” diyor. Doğru! Gerçekten şu an için en iyi yönetim şekli demokrasi. İnsanlık daha mükemmelini bulana kadar, demokrasiyle idare edeceğiz.  İsterseniz bugün bizler, en iyi ikinci sistem olarak kabul ettiğimiz demokrasinin aksayan yönlerinden bahsedelim ki, en iyi birinci yönetim şeklini bulmada, küçük bir adım atmış olalım.

Demokrasi, “halkın kendi kendini yönetme biçimidir” diye tarif edilir. Ama bazen bu kâğıt üstünde kalır, bazen de lafta. Keşke hepimiz, gerçek demokrasi ile yönetilen bir ülke bulsak da,  oraya hicret ederek mutlu ve huzurlu yaşayabilsek. Ya da hiçbir yere gitmeden kendi ülkemizde gerçek demokratik bir ortam oluşturup, demokrasinin keyfini çıkarabilsek. Ama maalesef demokrasiyle yönetildiği iddia edilen toplumlar, dünyayı elinde bulunduran Siyonist güçlerin, o topluma müsaade etiği kadar demokrasiyi yaşayabiliyorlar. Örnek mi istiyorsunuz? Hadi birkaç örnek verelim.

Siz tam, “Yeter, söz milletindir” dersiniz, bu, birilerinin işine gelmez ve 27 Mayıs darbesi olur, bakanlar ve başbakan darağacına gider. “Şartların oluştuğu” kanaatinde olanlar 12 Eylül darbesini yaparak, ülkeyi en az 40 sene geriye götürüverirler.  Siyasi ortamı gerdikçe geren birileri, Müslim Gündüz, Fadime Şahin senaryosu ile ortaya çıkar da 28 Şubat Post-modern darbesi oluverir ve arkasından birileri 26 bankanın içini boşaltıverir. Ülkemiz tam düzlüğe çıkıyor dediğiniz anda, 15 Temmuz olur ve halkın üzerine bombalar yağar. O zaman;

1-Demokrasimizi, kanun ve nizamlarında yapılacak düzenlemeler ile darbelere kapalı bir hale getirmemiz gerekmektedir.

Demokrasi ile yönetildiğimiz bu güzel ülkemizde, zaman zaman karşılaştığımız en büyük sorunlardan bir tanesi, özgürlükler noktasıdır.  Kişi hak ve hürriyetleri noktasında, beslendiğimiz ana kaynak Kuran ve sünnet olmayıp; 14. Yüzyılda İtalya da ortaya çıkan Hümanizm olunca, sorunlarımız bitmez ve bu sorunlar katlanarak büyür. Zira Hümanist yaklaşımda, insanlar için sınırsız bir özgürlük vardır. Darwin ve Freud’un temsilciliğini yaptığı hümanizm, Hıristiyanlığa bir tepki olarak doğmuş “Zincirleri kır, özgür yaşa” ilkesiyle ortaya çıkmıştır. İlk etapta “Özgürlük” kavramı kulağa hoş gelse de Hümanizm’e göre, insanlar başkalarına zarar vermemek kaydıyla, kendilerine bile zarar verebilirler. Özgürlüğün kutsal sayıldığı bu anlayışta, ahlak’a ihtiyaç yoktur ve lüzumsuzdur. Onun için Avrupa’nın birçok kentinde, belli miktarda uyuşturucu kullanmak serbesttir ve ya buna göz yumulur. Zina zaten bir suç değil, kişinin en tabi özgürlüğüdür.

Hümanizm dediğimiz yaklaşım ile İslam medeniyeti taban tabana zıt prensipler içerir. İslam kültüründe İnsan, en değerli varlıktır ve toplumda belli başlı kural ve kaideleri gözetmek zorundadır. İnsan, İslam’a göre bedenen ve ruhen değerli bir varlık olduğu için, içki, kumar ve uyuşturucu kullanarak kendine zarar veremez. İslam medeniyetin de asıl olan, temiz bir neslin idamesi olduğundan, zinaya da yaklaşamaz. İslam’ın yasakladığı bu zararlı alışkanlıkları yapmak, insan için bir özgürlük değil, tam tersi büyük bir esarettir. Ama şunu da hemen belirtelim ki, ahlaki kurallar içinde her insan, gezebilir, eğlenebilir, istediği bir eş ile hayatını birleştirebilir. O zaman;

2- Modernizm dediğimiz olgu, ahlak kurallarını bilerek ve isteyerek dışladıysa; kişi hak ve hürriyetleri noktasında hümanist ilkeleri benimsemek yerine,  Kuran ve sünnet merkezli hak ve hürriyetler benimsenmelidir.

Yazımızın ikinci bölümünde buluşmak duası ile…

Şaban DOĞAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir