20 Ekim 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Erdoğan: “Âlim olmak başka bir şeydir, arif olmak başka bir şeydir.”


Âlimlerin görevi, irfanın kalbini dinlemektir

Boğaziçi Üniversiteliler Derneği'nin 14. Genel Kurulu'na katılan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,konuşmasında şunları ifade etti: “Âlim olmak başka bir şeydir, Arifolmak başka bir şeydir. Âlim olabilirsin ama Arif olamazsın. Arif irtifa makamıdır. İkisi olmak, başka bir şey. Hep duamız şu olsun; "Ya Rab, bizi bilgive hikmetle birleştir." Çünkü hikmetsiz bilgi âdeta yok mesabesindedir. Karşısına İslâm'ın terakkiyi emrettiğini ifade eden ne kadar âyet, hadis,örnek koyarsak koyalım bunların fikri değişmez. Bunların derdi selamlama değil, tek gayesi kurdukları tuzaklara çekebildikleri kadar insanı çekmektir. Ne olduğunu, kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gittiğini bilmeyen insanlar, bu tuzaklara düşebilir. Biz düşmedik, düşmeyeceğiz. Hele hele bir Boğaziçilinin bu tuzağa düşmesine asla gönlüm razı gelmez.”
Erdoğan: “Âlim olmak başka bir şeydir, arif olmak başka bir şeydir.”



ÂLİMLERİN GÖREVİ, İRFANIN KALBİNİ DİNLEMEKTİR

Muhterem Okuyucularım;

Cumhurbaşkanımızın ekseriyeti akademisyenlerden oluşan bir topluluğun karşısında yapmış olduğu konuşmasında âlim (ilim), arif (irfan), bilgi, hikmet, terakki, âyet ve hadis gibi çok önemli ilmî ve dinî kavramlar kullanılmıştır. İlim, elbette terakki (ilerleme) için son derece önemlidir. Ama hayatın gayesi aslında (b)ilim değil, hakikati keşfetmektir. Bu yönüyle (b)ilim, hakikat yolculuğunda doğru adımlar atabilmemizi sağlayan hemen hemen tek vasıtadır. Hakikat, (b)ilimsiz olmaz, ilmî (bilimsel) yöntemlere müracaat etmeden de hayatın manası, yaşamının hikmeti anlaşılmaz.

Bilim İlim Farklılığı

Bilim, kâinatta olup biten her şeyi kapsayacak bir şekilde, bütün olgu ve hadiseleri tasvir ve izah yoluyla sistemli bir şekilde inceleme ve kavrama yoludur. Gözlemler, deneyler ve fikir yürütme sonucu elde edilen malumattan hareketle ve kişiden kişiye değişmeyen bilimsel yöntemlerle yeni ve objektif bilgi üretimidir, bilim. Bu yönüyle bilim, maddî dünya ve keşifle sınırlı bir bilimsel alandır. Halbuki derinliği ve bütünlüğü ile daha kapsamlı olan ilim, maddî bilgilerin ötesinde hakikati keşfetme gayesiyle irfan ve hikmetide esas alan ilmî/manevî bir yolculuktur. İslâm, bilim insanı olmanın ötesinde ilim insanı yani âlim olmanın yollarını göstermekte ve âlimleri övmektedir. Nitekim Peygamberimiz (sav) Kuran ve Sünnetin yolundan giden âlimlerin, hakikatin zirvesinde olan peygamberlerin vârisleri olduğunu beyân etmiştir. Bildiği ile amel eden âlimlerin mürekkebi, ahirette şehitlerin kanıyla tartılır ve onların mürekkebi ağır gelir.

İlim, İrfan ve Hikmet İlişkisi

İrfan, genel kültür ve bilginin ötesinde bazı bilimsel konuların, kavramların, hadiselerin ve meselelerin manevî/dinî iç yüzünü ve hakikî boyutunu bilmektir. Genelde irfan, kendiliğinden elde edilmez. İrfan sahibi yani ârif olabilmek için, bilgi sahibi âlim olmanın ötesinde, iman, ihlâs, takva, feraset gibi ahlâkî/manevî birikimlerle de donanımlı olmak gerekir. Ârifler, aynı zamanda hikmet sahibidir yani ilim ile amel ettikleri için, Hak ve Bâtılı, iyi ve kötüyü ayırt edebilecek güçtedir. Bu bağlamda hikmet, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmaya yarayan doğru ve derin bilgidir. Dolayısıyla ceht ve gayret sayesinde ilimle elde edilen irfan ve hikmet sayesinde kişi, hakikate erişebilir. İslâm Peygamberi, “Hikmetin başı, Allah korkusudur” demekle hikmetli düşünceye, ilahî bir boyut kazandırmıştır. Bilim, daha çok rasyonel akıl dairesinde dönüp dolaşırken, irfan ve hikmete dayanan ilim, maneviyat atmosferinde çimlenir ve gelişir. Hikmet'in mutlak biçimi, Allah tarafından Peygamberlerin kalbine melekler vasıtasıyla ilka edilen vahiydir (ilâhî hikmet). Aklını ve düşüncelerini, Kuran ve Sünnetin emrine tâbi kılan âlimler, irfan ve hikmet yolunda ilerler.

İlmin Gayesi Hakikattir

Fârâbî (870-950) hakikati, “bir şeyin kendine has varlığı” olarak açıklar. İbn-i Sinâ'ya (980-1037) göre hakikat, her bir varlığın kendisi için gerekli olan ve ona belli bir gerçeklik değeri kazandıran özelliğidir. Hakikati olmayanın ne dış dünyada, ne de zihinde herhangi bir gerçekliğinden söz edilebilir. Mücerret (soyut) bir kavram olan hakikat, olması gereken bir durumdur. Kişi, bakar yine de göremeyebilir. Belki görür ama bazen yine de kavrayamaz. Hatta içinde yaşasa dahî, yine de bazen onu hiç fark edemeyebilir. Hakikat derinlerde gizlidir, onu aramak ve bulmak herkesin harcı değildir. Ancak tefekkür ve feraset sayesinde bir kişi, hakikati fark edebilir. Maddî gerçeklerin ötesine gitmek istemeyen bir bilim adamı, hakikati keşfedemez. Halbuki en küçük bir bilimsel gerçek/bulgu dahî insanı az bir manevî gayretle hakikate götürebilir. Materyalist zihniyetli bilim insanları, görmezden gelse bile hakikat hep var olmayı devam edecektir çünkü o, bir hâlden başka hâle geçmez. Maalesef materyalist/seküler bilim (insanları), hakikati parçalamıştır. Her bir bilim dalında belki hakikat zerrecikleri halen mevcuttur, ama onları arayıp bulmak ve birleştirmek hayli güçtür. Halbuki en hakikî ilmî kaynak olan Kuran ve Sünnetin deryasında akıl, ruh, madde, insan, toplum, dünya ve ahiret gibi terakki için ihtiyaç duyduğumuz bütün unsurlar mevcuttur.

Aklı Selim Sahibi Bütün Âlimler Hakikatin Peşindedir

Batı dünyasında tahrif olmuş Hıristiyanlığa karşı bir bilimsel tepki meydana gelmiştir. Ancak aydınların dinden ziyade kilisenin icraatlarına yönelik olan tepkisel çıkışının asıl gâyesi, bilimi özgürleştirmekti. Kilisenin tekelinden uzaklaştırılan din, yine de bir değer olarak kendini koruyabilmiştir. Nitekim İngiliz düşünür Sir Francis Bacon (1561-1626) gibi akl-i selimce düşünen her (b)ilim insanı, ilmin de dinin de aynı nur kaynağından gelen bir ışık olduğunu kabul etmiştir. İkisinin birbirinden ayrılması, hakikatin önüne engel koymak anlamına geleceğini birçok gayri-Müslim düşünür, zamanında fark edebilmiştir. Nitekim Fransız düşünür, Jean-Jacques Rousseau (1712-1778), teknik bilimlerin ilerlemesini müşahede ederken, manevî/ahlâkî boyutuna da dikkate çekmiş ve “Maddî yönden terakki ettik ama ruhlarımız bozuldu.” itirafında bulunmuştur. Hakikat meraklısı Fransız düşünür Victor Hugo (1802-1885) ise “Terakki etmek isteyenler, Allah’a iman etmelidir. Faziletin dinsiz hizmetkârı olmaz. Düşünürlerin görevi, medeniyetin (dinin) kalbini dinlemektir.” deme ihtiyacı duymuştur.

Velhasıl-ı Kelâm

Sayın Cumhurbaşkanımız, ilmin ana gayesini doğru tespit etmiş ve üniversitelere hakikat yolunda ilerlemeleri için, isabetli bir açılımda bulunmuştur. Ne var ki gerek YÖK, gerekse MEB mevzuatının eğitimin ilkeleri, temel esasları ve amaçları ile ilgili bölümlerine baktığınızda hakikati esas alan bütüncül ilimden ziyade bilimsel gerçekliğe dayanan laik(çi) bir bilim anlayışının varlığını göreceksiniz. Böyle olunca eğitim sistemimiz, İslâm âlimleri değil hakikî bilgiden, irfandan ve hikmetten nasibi olmayan rasyonalist bilim insanları yetiştirmeye devam edecektir. Hakikat gayesine dayanmayan bir eğitim sistemi tesis edilmediği ve uygulanmadığı sürece maddî ve manevî terakkide diğer ülkelere göre hep geri kalacağız.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/erdogan-alim-olmak-baska-bir-seydir-arif-olmak-baska-bir-seydir-alimlerin-gorevi-irfanin-kalbini-dinlemektir-14-2874h.html


Back To Top