18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Erdoğan: “Ilımlı İslam’ın patenti Batı’ya ait”


Siyasal ve Sosyal İslâm kavramları da batıya ait, ancak bir farkla…

Beştepe’de, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Kadın Danışma Konseyi Genç Kadınlar Liderlik ve Girişimcilik Programı Sertifika Töreni'nde konuşan Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, şunları söyledi:
Erdoğan: “Ilımlı İslam’ın patenti Batı’ya ait”
“Son zamanlarda yeniden bir şeyi tekrar köpürttüler. Ilımlı İslam. Bunun patenti Batı'ya ait. O ifadeyi kullanan şahıs bu bana aittir gibi de düşünüyor olabilir. Sana ait değil. 15 yıl önce AB ülkelerini dolaşmaya başladığımda AB Parlamentosu'nda benden konuşma istemişlerdi ılımlı İslam hakkında ne düşüyorsun diye sormuşlardı. İslam'ın ılımlısı ılımsızı olmaz demiştim. Ne oldu da yeniden bu üflendi? Mesele İslÂm’ı zaafa düşürmek dinimizi zaafa düşürmek. Bizim dinimizin ılımlı ılımsız böyle bir yanı yok. İslam bütün müesseseleri ile kitabullahta kendini bulmuş orada ifade edilen dinin ta kendisidir. Onun dışında kimse dinimize tanım yapmasın.”


SİYASAL VE SOSYAL İSLÂM KAVRAMLARI DA BATIYA AİT, ANCAK BİR FARKLA…

Bir sosyal siyaset uzmanı olarak evrenselliği ile mevcut sistemlere alternatif oluşturabilecek İslâm’ın her asra uygun bir sosyal, iktisadî ve siyasî model sunabileceğine inananlardanım. Bu gerçeği, dünyayı bir medeniyetler savaşına dönüştürmek isteyen İslâm düşmanları da aslında gayet iyi biliyor. Onun için, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği üzere İslâm’ın fıtrî gücünden ve yayılmasından korkuyorlar. İslâm’ın gerçek gücünün ortaya çıkmasını önleyecek plânlarından birisi de İslâm’ın başına bir sıfat eklemek suretiyle ya İslâm’ı kendi seküler/materyalist dünya görüşleri içinde eritmek (örneğin Ilımlı İslâm kavramı üzerinden), ya da İslâm’ın siyasî, iktisadî ve sosyal hayattaki etkinliğini azaltmaya yönelik olarak kasıtlı ve bilinçli bir şekilde dinimiz hakkında yanıltıcı ve aşağılayıcı tezler üretmektir (mesela Siyasal ve Sosyal İslâm kavramları üzerinden).

Siyasal İslâm’dan Kastettikleri Nedir ve Doğrusu Nedir?

Genelde İslâm’ın siyasî/idarî görüşün varlığından veya bu doğrultuda bir uygulamaya geçilmesinden rahatsız ve tedirgin olan İslâm düşmanları, ürettikleri “Siyasal İslâm” kavramı üzerinden bir toplumsal algı oluşturmak ister. Onlara göre “Siyasal İslâm”, İslâm dininin politik emeller uğruna istismar edilmesi, bazı siyasî partilerin İslâm’ı kendi dünyevî amaçları doğrultusunda kullanması ve(ya) ikiyüzlü politikacıların dinî istismarcılıktan nemalanmak istemesinin genel bir adıdır. Dolayısıyla İslâm dininin, toplumsal gerginliğe yol açmamak adına her türlü siyasî-ideolojik görüş ve faaliyetlerden uzak tutulması gerekmektedir. Siyasal İslâm kavramı, çoğu zaman laiklik ve hatta demokrasi gibi başka ilkeleri tehdit ettiği iddiasıyla, İslâm’ın siyasîleştirilmesinin önüne geçilmesi bu kesimlerce gerekli görülmektedir. Halbuki bunun hiç de böyle olmadığını Ali Rıza Demircan’ın “İslâm ve Cumhuriyet” yazısından öğrenmek mümkündür.

http://www.mirathaber.com/ali-riza-demircan-islam-ve-cumhuriyet-1-2183y.html

Madem bu kavram ortaya atıldı, bunda da bir hayır vardır demek suretiyle bu kavramın hakkını vermek gerekir. Hangi dinden veya görüşten olursa olsun dürüst ve objektif bir bilim insanı, Siyasî İslâm’ı, İslâm’ın siyasî ve idarî düzen ile ilgili temel esaslar ve âdil devlet yönetimi ile ilgili evrensel değerlerin bir bütünü olarak tanımlayabilir. Hayrettin Karaman Hocamızın da ifade ettiği üzere bu bağlamda Siyasal İslâm'ın temel referansı, Müslümanların oluşturduğu bir kamu yönetimi, idarî sistem ve(ya) bir devlettir. Dolayısıyla Siyasî İslâm'ın nihaî hedefi, din ile devleti, siyaset ile toplum hayatını birbirinden ayırmayan İslâmî devletin oluşturulmasıdır. İşte İslâm düşmanları da Müslümanların İslâmî bir devlet kurma bilincine varmalarından korkmaktadır.

Sosyal İslâm’dan Kastettikleri Nedir ve Doğrusu Nedir?

Şahsen “Sosyal İslâm” kavramını ben ilk kez 28 Şubat sürecinde kurulan Anasol-M Hükümeti tarafından ilgili birimlere gönderilen “gizli” ibareli bir yazıda görmüştüm. Bu yazıda yetkililere mealen kısaca şu bilgi ve talimatın verildiğini okudum: “Dinî cemaatler yoksul ve zeki öğrencilere topladıkları zekât paraları ile burs vermektedir. Bununla mücadele edebilmek için (Sosyal İslâm), mülkî idare birimlerinin çatısı altında kurulmuş olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla okullarda tespit edilen yoksul ve zekî çocuklara burs bağlanmalıdır.”

Dönemin hükümeti, Sosyal İslâm’ı, islâmî cemaatlerin eğitim hayatında bulunan yoksul öğrencilere maddî destek sağladığı bir realiteye olarak görmüş ve bu durumu devletin rejimi açısından bir tehdit olarak algılamıştır. Anlaşılan o ki devletin resmî ideolojisini korumak adına, tıpkı Siyasal İslâm kavramıyla yapılmak istendiği gibi “Sosyal İslâm” kavramı üzerinden dinî özgürlüklere de bazı engellemeler getirilmek istenmiştir. Bu art niyetli girişimi fark ettiğim için, “Sosyal İslâm” kavramını bilimsel bir alana çektim ve SOSYAL SİYASET TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ’nde şu şekilde tanımladım:

“Sosyal İslâm, ümmetinin fertlerinden gerek kamusal, gerekse sivil hayatta uygulanmasını istediği Kuran ve Sünnete uygun bir sosyal koruma ve yardımlaşma modelidir. Buna bağlı olarak Sosyal İslâm, yoksulluk, yoksunluk, yozlaşma ve yolsuzluk gibi günümüzün sosyal ve ahlâkî sorunlarına çözüm üretebilecek nitelikte çağdaş bir kavramdır. Bu sorunların çözümü, Siyasal İslâm (İslâmî Devlet) yoluyla yani kamu otoritesinin sosyal müdahaleleri ve(ya) sivil alanda dinî grupların örgütsel faaliyetleri ve toplumsal dayanışma araçlarıyla mümkündür.”

Daha sonraki yıllarda Sosyolog ve ilahiyatçı Ali Bulaç, bu kavrama dinî cemaatlerin özellikle eğitim hayatına yaptıkları katkılar şeklinde ele almış ve "Sosyal İslâm"ın temsilcileri olarak klâsik ve yeni olmak üzere iki dinî grup üzerinde durmuştur. Tarihsel kimlikleri ve özellikleri dolayısıyla tasavvuf kültürü ile ilintili olan tarikatlar ve göç bağlantılı olarak ortaya çıkan çarpık ve(ya) modern kentlerin ürünü olan cemaatler. Buna göre Türkiye özelinde klâsik veya modern bir hayat tarzını tercih eden dinî grupların ortak faaliyet alanları, daha çok maneviyat, ahlâk, yayın ve eğitim hizmetleriyle ilgili olmuştur veya olmaktadır. Siyasal İslâm gibi Sosyal İslâm da kentin azami ölçüde şiddetten arındırılmış olarak yeni bir toplumsallaşmaya sahne olmasını sağlamıştır.

İlahiyatçı Prof. Dr. Faruk Beşer ise Sosyal İslâm’a günlük hayatımızda ortaya çıkabilecek değişik meselelere fıkhî çözümler getiren bir yaklaşım olarak görür. Sosyal İslâm isimli kitabında "Sosyal İslâm"ı, "hayatın toplumsal boyutunun bazı önemli meselelerini İslâm açısından ele alınması" olarak tanımlayan Beşer, İslâm'da gıda güvenliği, tüp bebek uygulamaları, madde bağımlılığı (sigara, alkol), ticaret, yaşlılık, kadın, sanayileşme, sosyal yardımlaşma aracı olarak zekât gibi değişik sosyal konuları fıkıh penceresinden ele almıştır.

Velhasıl

Bazı Müslüman düşünürler, İslâm’ın içinden "farklı İslâm’lar" türeyebileceği ve dolayısıyla İslâm’ı parçalar endişesiyle başına değişik sıfatların eklenmesini sakıncalı bulur. Diğer yandan bizim gibi akademik çalışmalara önem veren bazı Müslüman bilim insanları ise, İslâm’ın ihmal edilmiş bir boyutuna işaret eden bu gibi kavramların oluşturulmasını ve dünyaya tanıtılmasını gerekli görür.

Kanaatimce nasıl ki İslâm'ın bir bütün olması, bütün yorumların ve uygulamaların tek tip olmasını gerektirmediği gibi İslâm’ın ağırlıklı olarak bir yönünü ele alan fikrî yaklaşımların da bir kavram ekseninde toplanmasında beis görülmemelidir. Yeter ki bu kavramlaştırma çalışmaları, Kuran ve Sünnete uygun olarak iyi niyetli, samimî ve ihlâslı Müslüman bilim insanları tarafından yapılsın.

Aksi takdirde İslâm düşmanları, özellikle kendi gelecekleri açısından bir risk unsuru olarak gördükleri “Siyasal ve Sosyal İslâm” kavramları üzerinden Müslüman toplumlarını hipnotize etmeye devam edecek ve “Ilımlı İslâm” projeleri üzerinden de bizleri kendilerine benzetmeye uğraşacaktır. Halbuki Peygamberimiz (sav), bu gibi menfi teşebbüslere karşı bizleri şu sözleriyle uyarmaktadır:

“Kim, (farklı bir medeniyete sahip olan) bir kavme benzemeye çalışırsa ondandır.” (Müsned: II: 50).

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/erdogan-ilimli-islamin-patenti-batiya-ait-5-2301h.html


Back To Top