19 Haziran 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Erdoğan: Tevfik Fikret’in oğlu halûk, benliğini kaybedenlerdendir


Halûk’un papaz olması, Tevfik Fikret’i ruh hastası mı yaptı?

Birleşik Krallık ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İntercontinental Otel'de Anadolu Ajansı (AA) ve TRT World'ün Genç Yetenek Geliştirme Projesi kapsamında İngiltere'de eğitim gören öğrencilerle bir araya geldi. Erdoğan,yurt dışında tahsil gören ve görmüş olan gençler hakkında şunları söyledi:
Erdoğan: Tevfik Fikret’in oğlu halûk, benliğini kaybedenlerdendir
“Bu gençlerimizin bir kısmı vatanlarına dönerken, bazıları da gittikleri ülkeleri kendilerine yurt eyledi. Hem vatanlarına dönenlerin, hem de yurt dışında kalanların içinde başarıları ve duruşlarıyla ülkemizi gururlandıranlar olduğu gibi benliğini ve yolunu maalesef kaybedenler de mevcut. Mehmet Akif'in gençlerimize rol model olarak gösterdiği Asımile Tevfik Fikret'in eğitim için İskoçya'ya gönderip hayatını papaz olarak tamamlayan oğlu Halûk, bunun en çarpıcı örnekleridir. Merhum Akif, 'Zulmü alkışlayamam' diyerek gençlerimize nasihat ederken, adeta bu iki örneğin hikâyesini de anlatır."


HALÛK’UN PAPAZ OLMASI TEVFİK FİKRET’İ RUH HASTASI MI YAPTI?

Değerli okuyucularım;

Mirat-Haber olarak geçmişte “Tevfik Fikret’in Melankolik Bir Şair Olduğunu Biliyor Muydunuz?” başlığı ile Tevfik Fikret hakkında bir yazı kaleme alınmıştı.

http://www.mirathaber.com/tevfik-fikretin-melankolik-bir-sair-oldugunu-biliyor-muydunuz-tevfik-fikretin-hayati-belgesel-oldu-9-1074h.html

Bugün ise mezkûr haberden yola çıkarak, zaten melankolik olan Tevfik Fikret’in hayatının son dönemlerinde hangi sebeplerden dolayı ruhî ıstıraplar çekmiş olabileceği konusunu ele alıp inceleyeceğim. Bu bağlamda dinî saplantılarının yanında bilhassa çok sevdiği oğlu Halûk’un din değiştirmesine bağlı olarak kendisinin bundan ötürü ruhen nasıl sarsılmış olduğu üzerinde durmak istiyorum.

Tevfik Fikret’in Dinî Saplantıları

Başlangıçta şuurlu Müslümanlar gibi oruç tutan, beş vakit namaz kılan, Cuma akşamları Yasin-i Şerif okuyan ve diğer dinî vecibeleri gönülden yerine getiren Tevfik Fikret, Avrupalı pozitivist, rasyonalist ve nihilist düşünürlerin etkisi altında kalarak, 25 yaşlarından sonra mizacı gereği zamanla inkâr hastalığına yakalanır.

Bu dönemden sonra aslında dindar, çok neşeli ve şakacı olan Fikret’in dinî duygularının yanında neşesi ve huzuru da kaybolmaya başlar. Bunu şiirlerine da açıkça yansıtır. “Tarih-i Kadim” şiiri dikkatlice incelenirse Tevfik Fikret’in dinî konulardaki görüşlerinin zihinleri zorlayacak kadar karmaşık olduğu söylenebilir. Birçok araştırmacıya göre, o dinsizliğe yatkın hatta imansızlığı hür iradesiyle seçmiş birisidir.

Gerçek şu ki, şiirlerinde Allah’ı inkâra kadar giden görüşlerinin yanında cin, şeytan ve meleklerin varlığını da açıkça reddeder. Dinî telkinlere aldandığına ve kandırıldığına inanmaya başlayan Tevfik Fikret, karmaşık bir mantıkî zorlama ile Allah’a başka yollardan varılacağını ve peygamberlerin mucizelerinin de birer “zekâ büyüsü” olduğunu şu sözleriyle iddia eder.

“Mucizeler birer zekâ büyüsüdür ki, insan aklı şimdi durmadan onun sırlarını açmaktadır. O mucizeleri yapanlar, bugünlerin geleceğini düşünmemişler. O İsa, Musa dediğin kimseler, aldatılmış ve aldatmışlar. Asa şimdi eskimiş bir tılsımlı yalandır. İnsanoğlunun böyle sapıklıkları vardır”...“Benim ayinim, düşünüp işlemektir. Benim dinim, yaşamak dinidir”... “Bugün hak din, bence hayatın dinidir.”

Tevfik Fikret’in Oğlu Halûk’un Hıristiyan Olması

Tevfik Fikret, aklı metafizik ve fıtrattan ayrı bir unsur olarak gördüğü için, kendi hayatını manen zehirlemiş olduğu gibi, belki de hiç farkına varmadan ve hiç arzu etmeden biricik evladının da İslâm dininden uzaklaşmasına sebebiyet vermiştir. Hâlbuki Halûk, Tevfik Fikret’in bütün emellerini kendisine adadığı çok sevdiği tek oğludur. Babası, çok önemsediği oğlu için, mesaj yüklü şiirler yazar ve ona büyük ümitler beslerdi. Babasının gözünde Halûk, dinî-manevî değerlerden ziyade dünyevî-pozitivist-seküler değerlerle donatılmış yeni Türk gençliğinin bir “ideal örneği ve sembolü” olacaktı.

Babası, bu vasıflara sahip bir vatan evladı olarak memleketine hizmet etmesi için, onun çok iyi bir eğitim almasını sağlar. İlk önce babasının öğretmenlik yaptığı Robert Koleji’nin orta kısmını başarılı bir şekilde tamamlar Halûk. Sonra Royal Technical College’de elektrik mühendisliği alanında eğitim almak üzere 1909 yılında 15 yaşındayken İskoçya’yanın Glasgow şehrine gönderilir. Babası arkasından “Elveda” ile başlayan “Halûk’un Veda-ı” (Halûk’un Gidişi) şiirini yazar.

Halûk, Müslüman bir aileden gelmesine rağmen babasının dinî meselelerdeki olumsuz tavrı yüzünden manevî yönden boş olarak Glasgow’a gönderilir. Eğitim aldığı okulda ise Hıristiyan eğitimi ve kültürü hâkimdir. Daha önemlisi, inançlı bir Hıristiyan ailenin yanına yerleştirilir. Manevî bir boşlukta olmanın getirdiği merakla Hıristiyanlığa karşı meyli de işte bu dönemlerde ortaya çıkar. Muhtemel daha o yıllarda Hıristiyan ailenin telkinleriyle gizlice din değiştirmiş olacak ki, babasına Hıristiyanlık telkini yapan dinî motifli kartpostallar bile gönderir. Göndermiş olduğu bir kartpostalda yer alan “İhsan ettiğin bu armağanlar için Sana nasıl karşılık verebilirim Ey TANRIM? Parlak bir Noel ve şanslı bir yeni yıl için en iyi dilekler” cümlelerin altına İngilizce el yazısı ile şunları ilave eder Halûk: “O’nun oğlundan benim sevgili babama”.

Glasgow’da üç yıl eğitim almış alan Halûk, yurda döner dönmez ailesine Hıristiyan olduğunu söyler, memleketinde kısa bir süre kalır ve 1913 Temmuz ayında bir daha memleketine dönmemek üzere Glasgow üzerinden Amerika’ya gider ve 1916 yılında Michigan Üniversitesinde makine mühendisi olarak mezun olur. Halûk, bundan sonra Amerikalı bir kadınla evlenir, 1920’de nüfusa kendisini resmen Hıristiyan olarak kaydettirir, uyruğunu da terk eder ve ticaretle uğraşır. 1943’te verdiği bir kararla papaz eğitimi alır ve Presbiteryen Kilisesine bağlı olarak rahip yardımcılığına soyunur. 1956’da Orlando rahiplik rütbesine yükselir. Bu sıfat, o tarihe kadar doğuştan Hıristiyan olmayan sadece beş kişiye verilmiştir. Ömrünün sonuna kadar (1965) Kilisede ayinler tertipler.

Halûk, Talat Halman’a yazdığı 8 Ocak 1964 tarihli bir mektupta Hıristiyanlık dinine geçiş sürecini şu şekilde anlatır: “Babam dinî temayüllerimdeki değişmeleri biliyordu. Bir kere bu konuyu birlikte konuşmuştuk. Ama kendisi bu bakımdan çok açık fikirliydi. Kendi kararlarımı kendi vermemi istedi. Annem hiç memnun olmadı. Sofu Müslüman olan dedem (annemin babası) hayâl kırıklığına uğradı.”

Velhâsıl-ı Kelâm

Tevfik Fikret hariç aile fertlerinin hepsi, Halûk’un dinini değiştirmesi karşısında hiç de memnun kalmamıştır. Gösterdikleri tepkilerden de bu kolayca anlaşılmaktadır. Babasının bu duruma sessiz kalmış olması, buna onay vermiş olduğu anlamına gelmez. Paradoks gibi görünse de dinle beraber Halûk’un özellikle vatan ve millî kültürümüz ile bağını koparmış olması, Tevfik Fikret’i derin üzmüş olmalıdır.

Oğlunun yabancı bir ülkede başka bir topluma hizmet etmek istemesi karşısında Tevfik Fikret’in tarif edilmez hayal kırıklığına uğramış olduğunu düşünmekteyim. Mevcut sisteme ve geleneksel hayat tarzına karşı tepkisel yaklaşımı sebebiyle Fikret’in dinî duyguları gittikçe karmaşık hâle geldiği bir gerçektir. Hüsnü zan besleyerek, bunu zamanla ilerleyen ruhî rahatsızlığına bağlamak isterim. Kaldı ki oğlunun başka bir dinin ve kültürün bir parçası hâline gelmesi ile birlikte üzüntüye bağlı olarak ruhî rahatsızlığı daha da artmıştır.

Yanıldığı ve belki de hayatının son demlerinde en çok acı çekmesine sebep olan konunun, vatana hizmet şuurunun İslâm dinine sarılmakla ancak mümkün olabileceğini idrak edememiş olmasına bağlayabiliriz. İslâm dininin millî şuurun oluşumu üzerindeki etkilerini yeterince anlayamamış olan rasyonalist ve materyalist yaklaşımı, netice itibariyle oğlunun başka bir dinin, kültürün ve ülkenin temsilcisi olmasına sebebiyet vermiştir.

Biricik çocuğunun İslâm’ı ve vatanı terk etmesi karşısında suskunluğunu hep korumuş olan Tevfik Fikret’in, ölüm yatağında sessizce bir iki defa “Yavrum” demesi, gayri ihtiyari olarak bir babanın evlat kaybı ve acısının yol açtığı derin ıstırabı gösterir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/erdogan-tevfik-fikretin-oglu-haluk-benligini-kaybedenlerdendir-5-4187h.html


Back To Top