11 Aralık 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Hz. İsa Tanrı mı? Tanrı elçisi mi?

Hristiyan inancına göre İsa’nın kendisi “Tanrı Sözü”nün insan bedeni almış hali olduğu için ona ayrıca bir kitap verilmemiştir. Hristiyanlar İsa’yı ilah saydıklarından vahiy aldığını ısrarla reddederler. İncil İsa’ya indirilen kitap değil daha sonraları Kutal Ruh aracılığı ile seçilen kişilere yazdırılan İsa biyografisidir/siyer bilgisidir. Onlara göre İsa Allah’tan İncil isminde bir kitap/vahiy almamıştır.[1] Ancak Hristiyanların bu inanışı İncil’e aykırıdır. İncil pek çok yerde İsa (as)’dan Allah’tan vahiy alan ve aldığı vahyi insanlara tebliğ eden bir nebî olarak bahseder. [2] Onun kendi sözleri ve görgü tanıklarının beyanları şöyledir:

“… Ben kendiliğimden konuşmadım.Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu.O’nun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için ne söylüyorsam, Baba’nın bana söylediği gibi söylüyorum.”(Yuhanna, 12/49-50)
“Beni sevmeyen, sözlerime uymaz. İşittiğiniz söz benim değil, beni gönderen Baba’nındır.(Yuhanna, 14/24)[3]
"Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam... Amacım kendi istediğimi değil, beni Gönderenin [Allah'ın] istediğini yapmaktır." (Yuhanna, 5/30)
“… Beni gönderen gerçektir. Ben O’ndan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.”(Yuhanna, 8/26)
“Yahya’nın tutuklanmasından sonra İsa, Tanrı’nın Müjdesi’ni duyura duyura Celile’ye gitti. “Zaman doldu” diyordu, “Tanrı’nın Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjde’ye inanın!” (Markos, 1/14)
“İsa onlara, “Başka yerlere, yakın kasabalara gidelim” dedi. “Oralarda da Tanrı sözünü duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.” Böylece havralarında Tanrı sözünü duyurarakve cinleri kovarak bütün Celile bölgesini dolaştı.” (Markos, 1/38-39)
“… Kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba’nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız.(Yuhanna, 8/28)

İsa (as) Allah’tan vahiy aldığını bizzat kendisi söylemektedir. O, kendisinden daha yüce bir makamdan emir ve talimat alarak ulaşabildiği her yere tebliğ yapmaktadır. Bu durum İsa’nın Tanrı olduğu iddiasını ortadan kaldırır. Çünkü Tanrı’nın üzerinde bir makam olamaz, kimse Tanrıya vahiy gönderemez. İsa, vahyeden Tanrı özelliklerine değil vahyedilen nebî sıfatlarına sahiptir. İddia edildiği gibi Mesih tanrıysa, “Tanrı kimden vahiy aldı yoksa kendi kendisi ile mi konuştu? Ya da Tanrı, başka bir Tanrı’dan talimat mı aldı?” gibi çok tanrıcılığı doğuran ve aklen tutarsız pek çok soru ile karşı karşıya kalırız. İncil’de İsa (as)’ın nebî/resul olduğuna dair daha açık ifadeler de mevcuttur:

“Halk, İsa'nın yaptığı mucizeyi görünce, "Gerçekten dünyaya gelecek olan Peygamber budur"dedi.” (Yuhanna, 6/14)
“... Kalabalıklar, "Bu, Celile'nin Nasıra kentinden İsa Peygamber"diyordu. (Matta, 21/11)
“... "O adam, Allah'ın ve bütün halkın önünde gerek söz, gerek eylemde güçlü bir Peygamberdi." (Luka, 24/19)
“... Onu reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: "Bir Peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez." (Matta, 13/57)
“Onu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, onu Peygamber sayıyordu.(Matta, 21/46)
“Herkesi bir korku almıştı. "Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı!"... diyerek Allah'ı yüceltmeye başladılar. İsa'yla ilgili bu haberbütün Yahudiye'ye ve çevre bölgelere yayıldı.” (Luka, 7/16-17)

Bütün bunlarla birlikte o, vahye aykırı geleneksel yapıyla mücadele etmiştir:

İsa dedi ki: “Öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır. Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan töresine uyuyorsunuz. İsa onlara ayrıca şunu söyledi: "Kendi geleneğinizi sürdürmek için Allah buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz!"(Markos, 7/7-9)
“Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak” (Matta, 7/17-18)

Ayrıca Mesih İsa nebî olup birçok mucizeler göstermiştir. Ancak bu mucizeleri kendi bireysel gücü ile yapmamıştır/yapamamıştır. Allah’ın yardımı ve desteği olmaksızın hiçbir nebi -İsa (as) dahil- mucize ortaya koyamaz. İncil’de şunlar kayıtlıdır:

“… İsa, Rab’bin gücü sayesinde hastaları iyileştiriyordu.” (Luka, 5/17)
“Çünkü Babada yaşam verme gücü olduğu gibi, Oğula da yaşam verme gücü bağışlamıştır. Ayrıca ona hüküm verme yetkisini de bağışlamıştır, çünkü o İnsanoğludur” (Yuhanna, 5/26-27)
“Yahudiler’in Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisiler’den olan bu adam bir gece İsa’ya gelerek,“Öğretmenim, senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz” dedi.” (Yuhanna, 3/1-2)
“İsrailli arkadaşlar!Bu sözleri dinleyin. Nasıralı İsa Tanrı'dan sizlere güçlü eylemler, göz kamaştırıcı işler ve belirtilerle belgelenen insandır...” (Elçilerin İşleri, 2/22)

Görüldüğü gibi İsa’nın ölüleri diriltmesi, körlere şifa vermesi, cüzzamlıları iyileştirmesi kendi eseri değil Allah’ın yardımı ile olmuştur. O hayat boyu şöyle demiştir: “Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam...”Ona hüküm/hikmet yine Allah tarafından verilmiş, “İnsanoğlu/insan” olduğu da belgeli olarak ortaya konmuştur. İsa (as), İncil’de kendisi için seksenden fazla yerde “İnsanoğlu” diye bahseder.[4] Mesih ile birlikte olanlar, mucizelerine tanıklık edenler onun Allah’tan vahiy alan bir elçi olarak kabul ediyorken Hristiyan âleminin “İsa Tanrı’nın oğludur” inancı, İncil ile Hristiyanlık arasındaki derin uçurumu ortaya koymaktadır.

Kur’ân, Hristiyanlara şu gerçekleri hatırlatır: “Meryem oğlu Mesih sadece Elçi’dir. Ondan önce gelmiş elçiler de vardır. Annesi ise doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Şimdi sen şu ayetleri nasıl açıkladığımıza bak; bir de onların nasıl yanlışa sürüklendiklerine bak. De ki "Size zararı veya faydası olmayacak birini Allah ile kendi aranıza koyup ona kulluk mu ediyorsunuz?" Allah, her şeyi dinleyen ve bilendir.”(Maide 5/75-76)

a) İsa (as)’ın Şirkle Mücadelesi

Allah’ın her elçisi gibi İsa (as)’da şirke karşı durmuş putlaştırma hastalığı ile sonuna kadar mücadele etmiştir. İsa’nın en temel gayesi kendisinden önceki nebîler gibi tek tanrı inancını korumak olmuştur. Kitab-ı Mukaddes’de Allah şöyle buyurur:

“Gökler de, göklerin gökleri de, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RAB'bindir” (Yasanın Tekrarı, 10/14)
“Artık anlayın ki, ben, evet ben O'yum, Benden başka tanrı yoktur! Öldüren de, yaşatan da, Yaralayan da, iyileştiren de benim. Kimse elimden kurtaramaz.” (Yasanın Tekrarı, 32/39)
“Gökleri yaratan RAB, dünyaya şekil veren, ve onu yaratan, onu pekiştiren, ve onu boşuna yaratmayan, üzerinde oturulsun diye ona şekil veren Allah şöyle diyor: RAB benim; ve başkası yoktur.” (Yeşaya, 45/18)
“Tanrı benim, başkası yok. Tanrı benim, benzerim yok” (Yeşaya, 46/9)

Mesih anlatılan tevhit prensibine sonuna kadar sadık kalmış, insanları Tevrat yasalarına uymaya çağırmıştır. Mesih (as) Allah’tan başkasına kulluğa çağıranlara “Şeytan!” damgası vurmuştur. Onun gözünde kendisine kulluk ettiren şeytan gibidir. Bu tiplerin çağrısına uyanlar da şeytanın davetine icabet etmiş olurlar. Bu durum İncil’de şöyle anlatılır:
“İblis bu kez İsa’yı çok yüksek bir dağa çıkardı. O’na bütün görkemiyle dünya ülkelerini göstererek, “Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim” dedi. İsa ona şöyle karşılık verdi: “Çekil git, Şeytan! ‘Tanrın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır.” (Matta, 4/8-10)
“Onların tartışmalarını dinleyen ve İsa'nın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp ona, "Buyrukların en önemlisi hangisidir?" diye sordu. İsa şöyle karşılık verdi: "[Allah'ın buyruklarının] en önemlisi şudur: 'Dinle, ey İsrail! Allah'ımız Rab tek Rab'dir… Din bilgini İsa'ya, "İyi söyledin, öğretmenim" dedi. "'Allah tektir ve O'ndan başkası yoktur' demekle doğruyu söyledin." (Markos, 12:28-32)

İsa (as) birbirlerine övgüler düzen ve Allah’ı aramayan/kalpleri katılaşmış kimselerden şikâyetçi olmaktadır. O kendisinin övülmesine de razı değildi:
“Birbirinizi yücelten ve tek olan Allah'tan gelen yüceliği aramayan sizler, bana nasıl iman edebilirsiniz? (Yuhanna, 5:44)
“İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp O’na, “İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?” diye sordu. İsa, “Bana neden iyi diyorsun? İyi olan yalnız biri var, O da Allah’tır!” dedi.O’nun buyruklarını biliyorsun: ‘Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, kimsenin hakkını yemeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.’ ”(Markos, 10:17-19)
İsa’nın kendi ifadesine göre Allah ondan üstündür: “Baba benden büyüktür” (Yuhanna 14/28)

Aşırı övgüyü kabul etmeyen, Allah’ın kendisinden büyük olduğunu vurgulayan, kendisini kutsallaştırıcı en küçük davranışa dahi izin vermeyen İsa (as), kendisine "Allah" denilmesinden hiç razı olur muydu!? Acaba İsa (as), kendisi için "Allah'ın oğlu" diyenleri görseydi ne derdi? Tevhid esasını koruma noktasında son derece titiz olan Mesih (as) kurtarıcı olmadığını net olarak ifade etmiştir:
“… İsa kadına, “Ne istiyorsun?” diye sordu. Kadın, “Buyruk ver, senin egemenliğinde bu iki oğlumdan biri sağında, biri solunda otursun” dedi. “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz” diye karşılık verdi İsa. “Benim içeceğim kâseden siz içebilir misiniz?” “Evet, içebiliriz” dediler. İsa onlara, “Elbette benim kâsemden içeceksiniz” dedi, “Ama sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil. Babam bu yerleri belirli kişiler için hazırlamıştır.” (Matta, 20/21-23)

İfadelerden anlaşıldığı üzere İsa kendi egemenliğine (buna ister dünyevî ister uhrevî saltanat diyelim) dahil olma noktasında kimseye şefaatçilik yapamayacağını, burada tek söz sahibinin Allah olduğunu açık bir dille beyan etmiştir. Allah’ın emir ve yasaklarına uymayanlardan uzak olduğunu ve kıyamet günü bunları tanımayacağını söylemiştir:

“Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği’ne girmeyecek. Ancak göklerdeki Babam’ın isteğini yerine getiren girecektir.O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’ O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.”(Matta, 7/21-22)

Bununla da yetinmeyen İsa (as) kıyamet saatini bilmediğini söyleyerek Allah ile eşit tutulmasına da karşı çıkmıştır:
İsa kendi ağzı ile şunları söyler:“O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez.” (Matta 24/36, Markos 13/32)[5]

Hristiyan inancına göre Oğul=İsa aynı zamanda Tanrı'dır. Baba kavramı hakkında bir tartışma yoktur, baba ile Allah kast edilmektedir. Kıyamet vaktini Baba biliyor, Oğul bilmiyor demek; Allah biliyor, Tanrı (!) İsa bilmiyor demektir. Öyleyse, ya zorunlu olarak kıyametin tarihini bilen ve bilmeyen "iki tanrı"dan bahsedeceksiniz ya da "İsa bilmez; çünkü tanrı değil, insandır" diyeceksiniz. Burada “Ruhen biliyordu bedenen bilmiyordu” gibi bir ayrıma da gidilemez zira bilgi bedenin bir parçası değildir. Bedensel bir eksilikten değil bilgi açısından yetersizlikten bahsediyoruz. İlah olan için böyle bir şey kabul edilemez, öyleyse İsa kesin olarak tanrı değildir/olamaz.

Hz. İsa’nın kıyametin saatini bilmemesi gayet normaldir. Çünkü kıyametin vaktini belirleyen kendisi değildir. İncil şöyle der: “İsa onlara, «Baba'nın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri sizin bilmenize izin yoktur» karşılığını verdi.” (Elçilerin İşleri, 1/7) Hz. İsa kıyametin tarihini kendisinin değil, Allah’ın belirlediğini açıkça söylemiştir ve böylelikle Allah ile kendisi arasındaki farkı da ortaya koymuştur. Bilgi açısından kendisini Allah ile değil, bilgisizlik açısından meleklerle eşitlemektedir.[6]

Mesih’in halkını şirkten sakındırması Kur’ân’da şöyle geçer:

“… Mesih şöyle demişti: “Ey İsrail oğulları, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kul olun. Kim Allah’a ortak oluşturursa Allah ona cenneti yasak (haram) eder. Onun gideceği yer cehennemdir. Yanlış yapanın yardımcısı olmaz.”(Maide 5/72)[7]

Devam edecek…

---------
[1] Daniel Wickwire, Yahudi, Hıristiyan ve İslam Kaynaklarına Göre Kutsal Kitabın Değişmezliği, s: 23-24, İsa Karataş, Gerçekleri Saptıranlar, s: 18, Carlos Madrigal, Apologia/İncil ve Hıristiyanlık Sorgulanıyor, s: 116-118.
[2] Bkz: Muhammed Tarakçı, “Hıristiyanlık'ta Vahiy Anlayışı”, Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2003, c: 12, sy: 2, s: 171-201.
[3] İfadeler Necm suresinin 3 ve 4. Ayetlerini anımsatmaktadır.
[4] Mehmet Bayraktar, Bir Hıristiyan Dogması Teslis, s: 167-168.
[5] İsa’nın Kıyamet saatini bilmemesi ile sözde tanrısallığı arasındaki çelişkiyi daha detaylı görmek isteyenler Kitap ve Hikmet Dergisinin 8. Sayısında tarafımızca kaleme alınan (s: 90-95) “İsa Mesih Kıyametin Vaktini Biliyor muydu?” isimli makalemize başvurabilirler.
[6] Hıristiyanlar İsa’nın sözde tanrılığının ortadan kaldıran bu cümleleri “Bilgi kişiliğin temel unsuru değildir”şeklinde tevil edip kendilerini de tatmin etmeyen izahlar yapmaya çalışırlar. Ancak bu açıklamanın Allah’ın indirdiği hiçbir kitapta yeri olmayan bir yanılgı olduğunu söylemeliyiz. Tersine bilgi kişiliğin en temel unsurudur, kişi kendisine, öz benliğine ait bilgilerden mahrum olamaz. İnsan ile Allah arasında ve doğa ile insan arasındaki ilişkiler ağı bilgi üzerine kurulmuştur. Medeniyetleri ayakta tutan ve ilerleten yine bilgidir. Durum böyleyken nasıl olurda bilgi temel unsur olmaz? Bu söylem daha vahim bir iddianın savulabilmesi için ortaya atılmış delilsiz bir felsefi yaklaşımdır. Ayrıca bilginin kişilikle bir ilgisi yok, ya da kişiliğin temel unsuru değilse, neden Kutsal Kitap’ta Allah’ın sıfatları arasında “Bilgi” sıfatı sayılmaktadır?
[7] Bu sözlerin İsa’nı dilinden aktarılması boşuna değildir. Allah İncil’de var olan tevhit mücadelesine gönderme yapmaktadır. Tıpkı Mekkeli müşriklere, ataları İbrahim’in tevhit mücadelesinin hatırlatılması gibi.

Fehmi İlkay ÇEÇEN
http://www.mirathaber.com/fehmi-ilkay-cecen-hz-isa-tanri-mi-tanri-elcisi-mi-144-2741y.html


Back To Top