15 Ekim 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Yasin Sûresi gönül okumalarım

Yasin Sûresi gönül okumalarım-I

Sohbeti Kur’an Olanın Yolu Aydınlık Olur:

İnsanın hikmet dolu Kur’anla hem hal olup Yaratıcının razı olacağı yol üzere yaşamını sürdürmesi gerektiği;


İslam Dini’nin nesilden nesile aktarılma imkanı ortadan kalksa bile; Kuran sayesinde öğrenilebilecek ve yaşanabilecek bir din olduğu;

Dünyevi ve uhrevi hususlarda karar verme noktasında tercihte uygunluk arayanın Kuran’a müracaat etmesi halinde isabet kaydedeceği;

Kur’anın öğütlerini, hükmünü, buyruğunu ve yasaklarını öğrenen, öğreten İnsanın; sapık da olsa bir toplumu iyilik ve güzellikler içerisinde hayat süren bir topluluğa dönüştürebileceği;

Yardımı dokunacak diye özel ihtimam gösterilenlerin Kişi için “Tanrısı” olabileceği;

Yardımı dokunacak beklentisiyle bir topluluğa ve topluluk liderine bağlanmanın gerektiğinde kendisine katkı sağlayacağını düşünen Kişinin tam aksine o topluluğa katkı sağladığı;

Kur’anın her kelimesinin insan hayatında mutlaka bir karşılığının var olduğu;

İnsanlar aralarında ki çıkacak meselelerde Kur’ana müracaat ettiklerinde tarafsız ve doğru bir hükümle karşılaşacakları;

Kur’anın hakimliği İman Ehlini yanlış işlerde dizginleyeceği;

Kur’an vahyi ile tanışıp bütünleşemeyen insan vicdanı, dünyada parmakla gösterilen Kişi de olsa hayatı dayanıksız, kusur ve noksanlıklarla dolu bir şekilde yaşayacağı;

Her insan her ne okuyorsa okudukları kadar bilgileneceği;

Her insan Kur’anın hikmetini, hükmünü, bilgeliğini kavrar O’nun belirlediği sınırlar içerisinde kalmak şartıyla doğru yol üzere yaşamını sürdüren bir elçi konumunda olabileceği;

Hz. Muhammed’in (SAV) elçiliği ve nebiliği Kur’an üzerinden insanoğlu var olduğu müddetçe varlığını sürdüreceği;

Hz.Muhammed’i (SAV) insanlar arasında özel ve istisnai yapan hususun vefatına kadar Elçi kıyamete kadar Nebî olması olduğu;

Nebi ve Elçi Muhammed’in (SAV) Kur’an olarak insanlar arasında her daim yaşadığı ve kıyamete kadar yaşayacağı;

Kur’an vahyine dayandırılan aynı konuda ki farklı düşünce ve görüşlerin ilahi değil insani olduğu;

Kur’an vahyi ile kendisini yetiştiren her insanın felsefi manada konu bazında nihayetinde aynı noktaya geleceği;

Kur’an mesajıyla kendisini yetiştiren insanın “Kur’anın Elçisi” statüsüne kavuşabileceği;

İnsanların çoğunun Kur’an mesajıyla ilgilenmeyeceği;

İnsanların iman sahibi olup olmamaları Kur’a mesajına olan ilgi ve alakalarına bağlı olduğu;

Yaratıcının yarattığı insanlara verdiği özelliklere binaen, imanda tercihi kendilerine bıraktığı; ancak kendi istekleriyle iman etmelerini çok istediği;

İnsanın doğru iman hakikatına ulaşmasının yolunun Kur’an mesajına olan ilgi ve alakasından geçeceği;

Müslümanın doğru bir iman sahibi olup olmadığını Kur’an mesajıyla test edebileceği;

İnsanların kibir ve bencillik içerisinde ki azgınca yaşantılarının Yaratıcıdan kaynaklanmadığı;

Kendisini bencil bir yaşamın tutkusu haline getiren Kişinin, yaşantısının kölesi olacağı;

Kibirli bencil bir hayat tarzının Kişinin kendi bireysel tercihi olduğu;

Kibir ve bencil bir yaşam tarzını  benimseyen Kişinin iman hakikatlarına otomatikman kapalı olacağı;

Kibir dolu bencil bir yaşam tarzının insana manevi hakikatları asla göstermeyeceği; Dini nasihatların tesir etmeyeceği;

İnsanlık her daim Kur’an, Nebi Muhammed (SAV) ve tasdikleyici üçüncü şahısla birlikte  üçlü elçinin tebliğine muhatap olduğu;

Kur’an ve Nebi Muhammed (SAV) den müteşekkil iki elçinin ücrete gerek kalmaksızın insanlığa her daim sunulduğu ve bu iki elçinin doğruluğunu bulunduğu topluma karşı tasdikleyici üçüncü bir elçiyle birlikte her daim yeryüzünde var olacağı;

Ölmekte olan Müslüman bir insana gideceği yerle ilgili hatırlatmalarda bulunulmasının inancını sağlamlaştıracağından  başında Yasin Suresinin okunmasının gerekliliği;

Müslümanın ömrü hayatında hiç olmazsa Yasin Suresinin içerdiği mesajı öğrenmesinin şart olduğu;

Kişi ölümü esnasında ki zihinsel meşguliyetiyle ölüm uykusuna dalacağı;

Müslüman bir Kimse ölüm uykusuna dalarken zihninin meşguliyetini Yasin Suresinin belirlemesi için manasını ya kendisinin bilmesi veya manasını anlayacağı şekilde başında okunmasının amaca uygun olacağı;

Müslümanlar arasında ölmekte olan insanın başında Yasin Suresini okumanın gelenekselleşmesinin nedeninin; Surede Ahiretin varlığına ve ona inanmanın gereğine yönelik özel mesajlar içermesinden kaynaklandığı;

İnsan için yaşamın akıldan ibaret olduğu; Aklın da mantıkla doğrudan ilişkili bulunduğu; Bu doğrultuda kişinin işlediği her hal ve hareketin mantıki bir gerekçeye dayanması gerektiği;

Bir topluluğu uyarmanın en güzel yolu işini en güzel şekilde hile karıştırmadan yapması ve çevresine merhametli olmasına bağlı olduğu

Bir Müslümanın mensubu olduğu İslam Dinini tebliğde etkili olması konuşmaktan ziyade bulunduğu toplumda işini en güzel şekilde hile karıştırmadan  yapması ve çevresine karşı son derece merhametli olmasına bağlı olduğu;

Dini tebliğde her ne adla olursa olsun kurumsal veya kişisel muhatapla hatip arasında irtibat süresince  parasal alışveriş söz konusu olduğu an asıl gayeden uzaklaşılacağı;

Hiçbir dini topluluğun veya otoritenin kuruluş sermayesinin veya sürdürülebilir topluluk sermayesinin kaynağının İslam Dini olmaması gerektiği;

Amacı dini tebliğ olan her kimse parasal bir bütçeye ihtiyacı olacağından kurumsallaşmaması gerektiği;

Tercihi insanın kendi elinde olan hal ve hareketlerle ilgili olarak "Alın yazımmış" demek Yaratıcıya atılan bir iftira olduğu;

Halk arasında "alın yazımmış" olarak ifade edilen meşhur anlayışın suçlunun suçunu itiraf ve tövbe edeceği yerde şeytanlaşmasına neden olacağı;

İnsanoğlunun tercihe konu hal, hareket ve niyetinin şıkları Allah cc tarafından önceden belirlendiği, ancak tercih edeceği şıkkın an itibariyle yazıldığı;

İnsanın zihinsel düşüncelerini de eylemlerini de Allah'ın cc kayıt altına aldığı;

İnsanın yaşantısının yaşadığı kendi çağıyla sınırlı sorumlu olmadığı; Kendinden sonraki nesle bıraktığı iz ve eserlerden de nasipleneceği;

İnsanın yaptığı eylemlerin gelecek nesillere bıraktığı olumlu veya olumsuz etkilerinin de kayıt altına alındığı;

İnsanın kendisi Allah'a cc ait; düşünce ve eylemlerinin ise kendisine ait bir eser olduğu;

İnsan kendi çağını yaşarken atalarından intikal eden iz ve eserlerin doğuracağı iyi veya kötü neticelerine göre seçici olması gerektiği;

İnsanların din ile ilgili takip ettikleri kanaat önderlerinden sıra dışı olağan üstü hal ve hareketlerin sadır olması beklentisi içerisinde olacakları;

Dinden konuşan veya konuşmak isteyen Kimselerin Kuran mesajını muhatabının aklını ikna edebilecek şekilde konuşma becerisine ve bilgisine sahip olmaları gerektiği;

Konusu her ne olursa olsun sohbetlerde konuşanın karşısında ki insanlara muallak, kapalı, mantıksız iknadan uzak konuşmaması gerektiği;

İnsanı ilgilendiren her ne konu olursa olsun ilgilendiği alanda uzmanlaşan Kişinin Kur'an vahyi ile irtibatlandığı takdirde elçi konumunda olacağı;

İnsanlar manevi önder arayışlarında insan üstü keramet hikayeleri bol vasıflara haiz dini önderler tercih edecekleri;

İstikameti şaşan topluluklar dünyevi uhrevi her türlü beklentileri karşılık bulması için manevi yardımı, kutsadıkları şahsiyetler den bekleyecekleri;

Dini istikametin doğruluk şartının birincisi; parasal talebi bırakınız beklentisinin dahi olmaması gerektiği;

Beyin fonksiyonunun tüm canlılarda mevcut olduğu; Canlıların tamamında, yaşamsal varlığını sürdürmek için gerekli zaruri bilgi kullanımının yaratılıştan programlanmış olduğu;

İnsanoğlunun sahip olduğu beynin diğer varlıklardan farklı olarak ergenlik yaşından itibaren bilgi güncelleme ve bilgiyi menfaatine kullanma  özelliğine sahip olduğu;

İnsanoğlunun sahip olduğu sınırlı sorumlu yaşantısının beyninin akıl nimetinden istifade edip tasarlayarak işledikleri eylemlerden ibaret olduğu;

Yeryüzünün her neresinde olursa olsun açlık çeken insanların varlığı tok olan insanların sınavı olduğu;

“Allah’ın doyurmadığını sen mi doyuracaksın?” “Allah’ın vermediğini sen mi vereceksin?” gibi sözlerin; imkanları ölçüsünde gücünün yettiği kadarıyla paylaşımdan kaçan insanlara ait şeytani sözler olduğu;

Kendi kazanımlarımız da dahil tüm mevcudatın Allah’a ait olduğunun söz de değil özde ispatının sahip olduklarımızdan imkanlar ölçüsünde çevremizle paylaşmaktan geçtiği;

Bu dünyada İnsanoğlunun bencilleşmesine sebep olan en önemli nedenlerin başında maddi zenginlik geldiği;

Maddi zenginliğe sahip insanın bencilleşmesini engelleyecek olanın sahip olduğu imkanlardan gerektiği kadarıyla yakın çevresinden başlamak üzere paylaşmak olduğu;

Allah’ın yaşayan elçisi Kur’an dan yana taraf olanların ilahi affa uğrayıp cennetle mükafatlandırılacakları;

İnsan, dünyevi olsun uhrevi olsun beklentilerine yardımcı olması için manevi kurtarıcı olarak hiçbir şahıs veya kuruma yönelmemesi gerektiği;

Müslüman Kişinin usul ve yöntem bakımından sadece ibadetlerin yapılış şeklini öğrenmek ve uygulamak için bilen kişilere yönelmesi gerektiği;

Din anlatan Kişinin asla karşısında ki insanın manevi feyzine vesile olduğunu ima dahi etmemesi gerektiği;

Manevi etkiye her kim veya kurum vesile olursa olsun kaynağın o kişi veya kurum olamayacağı;

Kişi veya kurumlar vesilesiyle manevi etkileşime giren kişinin bu halinin sürdürülebilir olması için Kur’anı anlayarak okumaya yönlendirilmesi gerektiği;

Kişi Dünyada cenneti hak eden bir hayat yaşamışsa öldüğü an itibariyle cennete gireceğinin kendisine söyleneceği;

İnsanın ölüm anında ki zihinsel ve bedensel meşguliyetinin durumu ahretteki konumunu belirleyebileceği;

İstikameti doğru, davasında haklı olan insanı destekleyen bir kimse o an için bu tavrından dolayı öldürülürse ahrette kurtuluşa erenlerden olabileceği;  

Bu dünya da insanoğluna ait keşiflerin ve bu keşifler doğrultusunda yapılan her türlü cihaz, alet ve edevatların  akıl sayesinde Allah’ın izni ile görev yaptığı;

Allah’tan gelen söze insanların çoğunluğunun itibar etmeyeceği;

Doğrudan veya dolaylı menfaatlerini ilgilendirmediği sürece insanların çoğu doğrunun, hakkın, hakikatin, liyakatin ve haklının yanında yer almayacağı;

İnsanların yalan sözle çok çabuk kandırılacağı; Çoğunluğunun doğru sözün peşine gitmeyeceği;

Kişinin yalancı olması, dürüst davranmaması, ailesinden başlamak üzere çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, fitneci fesat bir kişiliğe sahip olması; Allah’tan gelen söze  itibar etmemek demek olduğu;

Allah’ın cc insanın yapacağı tercihleri bilmemesinden değil insanoğlunun sorumluluk üstlenmesinden dolayı müdahale etmeyeceği;

Uzun süre Kur’andan uzak kalan Müslümanların Tanrıyla ilgili düşüncelerinde yanlışlıklara düşecekleri;

Kur’andan uzak kalan toplumların zamanla yaşadıklarının  “Din”e dönüşeceği;

Din haline dönüşen toplumsal kabullerin insanların çoğunun yanlış inançlara sürükleyeceği;

İnsanların çoğunluğu çıkarları zarara uğrar korkusuyla söylenen sözün doğruluğuna yanlışlığına değil söyleyen Kişiye göre tavır takınacakları;

Kur’andan bihaber insanların oluşturdukları topluluklar bozuk inanışlarında inatçı ve ısrarcı olacakları;

Aklını ve vicdanını karşılaştığı zihinsel düşüncelere kapatan, kendisini de mahrum bırakan insanların çevresel uyarılara kapalı olacağı;

Aklını kullanmayan insanların iki duvar arasında ömür tüketen cezaevi mahkumlarına benzeyeceği;

Aklını fikir ve düşüncelere karşı sabitleyen, kapatan; zihnin engin düşüncelerinden kendisini mahrum eden insanların karşılıklı iki set arasında mahsur kalacağı;

Yaratılmış olan insanın gözünün gördüğü her ne güç, kuvvet, kudret görürse görsün; elde ettiği ilmin boyutu nerelere kadar giderse gitsin; zihnin  tespit ettiği veya duyduğu her ne söz olursa olsun  hiç birisiyle Yaratıcının zatını, mekanını ve muradını asla tasvir edemeyeceği;

Savurgan milletlerin eninde sonunda çaresizliğe düşecekleri;

Savurganlıklarından dolayı çaresizliğe düşen toplumların aralarında inanç kavgası yapacakları;

İnsanları, ruhaniyetler ve gaybla  ilgili bilinmezlikler üzerinden beklentilere sokularak  din üzerinden  kolay ticaret yapacakları;

İnsan oğlunun dünya hayatında yapacağı tercihlerin önceden yazılmadığı; tercih yapıldığı anda kayıt altına alındığı;

İnsan oğlunun dünya hayatında yaptığı tercihler nedeniyle insanlığa sağladığı katkı veya açtığı zararla ilintili olarak ahret hayatının şekilleneceği;

İnsanoğlunun dünyada yaptığı tercihler kendi karakterini şekillendireceği gibi kendinden sonra ki gelecek neslin şekillenmesini de sağlayacağı;

İlk insandan en son insana kadar iyiliğin ve kötülüğün esas itibariyle değişmeyeceği,usul açısından farklılıklar göstereceği;

Kişinin bu dünyada tercih ettiği kötü hal ve hareketlerin, yapan kişiyi iyilik ve güzellikten alıkoyacağı;

Kişinin hal ve hareketleriyle ilgili olarak an itibariyle hem iyilik hem de kötülük olamayacağı;

Çirkinlik ve kötülük içeren hal ve hareketlerin, kişinin iyi bir insan olmasını engelleyeceği, kalbinin, vicdanının, gözlerinin ve kulaklarının iyiliklere kapatılmasına sebep olacağı;

Kur'an sohbetiyle ömür tüketip gereğini yapanların şehitlik mertebesinde ahirete intikal edeceği;

Hak eden Müslümanların (Şehit) ölüm anıyla birlikte doğrudan cennete intikal edeceği;

Günümüzün her anında gördüğümüz, yaşadığımız, hissettiğimiz hatta daha da ötesi bizi bu dünyaya bağlayan vücudumuzun işleyişi üzerinde Yaratıcının mührünü hissetmenin düşünmenin her birinin zikir olduğu;

Karşılaştığımız veya karşılaşmamız muhtemel gücümüzü aşan korkutucu, ızdırab verici her hal ve hareketten netice itibariyle ölümle de olsa kurtulmamız Yüce Rabbimizin merhametinden dolayı olduğu;

Hayatımız da  olumlu veya olumsuz etkilendiğimiz her olayın akabinde, olumsuzluklar da, kurtulmak için yardım dilemenin, olumlularda teşekkür etmenin  Allah’ı anarak yaşamak demek olduğu;

Allah’ı anarak yaşamanın ve bir ömür tüketmenin  ahirette bağışlanmaya ve mükafata vesile olacağı;

İnsandaki korkunun kaynağı, merhamet sahibi bir yaratıcının zatının gaybiliğinden kaynaklanmayacağı;

İlmin ve bilimin artmasının gaybi bir mutlak varlık olan Allah'ın cc insan tarafından tanınmasına vesile olacağı;

Kur’an vahyinin insanlığı kısa yoldan Allah’ın katında kabul görecek Dine kavuşturacağı;

Dogmalarla değil akılların kullanımıyla, ortak aklın ulaşacağı inanç değerlerinin neticede insanlığı Kur’an vahyine götüreceği;

Kainatın yaratılış ve işleyişinde ki ahengin istisnasız tüm insanlığın yaratıcı tasavvurunu birleyeceği;

Ferdi olarak insan aklının tarif etmeye çalıştığı yaratıcı tasavvurunun insanları tek bir ilahtan uzaklaştıracağı;

Yeryüzü nimetlerinin yaratıcısının tartışmasız tüm insan zihniyetinde ki tasavvurunun aynı yaratıcı varlık olacağı;

İnsanların istisnasız tamamında ki bozulmamış zihinlerde (fıtrat) yaratıcı varlık tasavvurunun aynı olacağı;

İnsanları toplumsal olarak inanışlarından yanlış da olsa vazgeçirmenin mümkün olmayacağı;

Toplumu yöneten otoritenin dini inanışla ilgili görüş, düşünce ve fikirlerin özgürce konuşulmasını sağlaması gerektiği;

İnsanların benimsedikleri inançlarından kolay kolay vazgeçmeyecekleri gibi hiç bir otoritenin de zorla vazgeçiremeyeceği;

Çarpık bir din anlayışının yerleştiği toplumları değiştirmeye devlet otoritesinin bile gücünün yetmeyeceği; Düzelmenin tepeden değil tabandan olması gerektiği;

Dini hususlarda insanların inanma ve ibadet mecburiyeti bulunmadığı;bu  yüzden zorlanamayacağı isteğe bağlı olduğu;

İnsanların karşılaştığında gücünü aşan ve korkutan bazı yaşamsal olayların ahiret hayatı için uyarıcı nitelik taşıdığı;

Yaratıcıya kulluk ve ibadetin tamamen kişinin kendi isteğine bırakıldığı; yapılmamasından dolayı hiç bir şekilde ceza uygulanamayacağı;

İnsanların inançlarından dolayı alaya alınmamasının İslam’ın emri olduğu;

İnsanları inançları dolayısıyla ayıplayan alaya alan toplumların kendi inançlarında bir çarpıklık olabileceği;

Çarpık ve sapık inancın genelleştiği toplumlarda fıtrata uygun çağrıların, ilahi afetlerin sebebi olarak görülmeye başlanacağı;

Zihnimizde ki yaratıcı ilah tasavvurunun çarpıklaşmaması için katı ve sıvı halde minnacık tohumlardan bin bir çeşit canlının yaratılış seremonisini akıldan çıkarmamak gerektiği;

Günümüz teknolojisinin sahip olduğu imkanlar sebebiyle "ashabül karye"nin اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ yeryüzü halkı olarak nitelendirilebileceği;

Yeryüzü nimetlerinin elde edilmesi ve paylaşımının zenginlik aracı yapılmadığı bir beşeri sistemin kurulmasının mümkün olacağı;

Yeryüzü nimetlerinin insanlık arasında hakça paylaşımının ancak otoriter bir gücün müdahalesiyle gerçekleşebileceği;

İnsanlık üzerinde kurulan otoritelerin elde ki yeryüzü nimetlerinin hakça paylaşılması amacıyla kurulabildiği ancak zaman içerisinde nimet paylaşımının otoriter gücün lehine batıl bir sistemle bozulduğu;

Yeryüzü nimetlerinin insanlığın tamamı arasında hakça paylaşılabilecek, tüm insanlıkça kabul edilebilir bir sistemin kurulabileceğini söyleyen kişilerin veya insan topluluklarının her daim yeryüzünde bulunacağı;

Yeryüzü insanlığını yönetecek devlet dediğimiz otoriter güç kurulurken onay verilecek sistemin nimet paylaşımının da külfet paylaşımının da tüm insanlık arasında eşit bir şekilde paylaşım iddiasında olanlarının tercih edilmesi gerektiği;

Yeryüzü nimetlerini de külfetlerini de eşit bir şekilde paylaşacak bir beşeri sistemi insan ortak aklının kurabileceği;

İnsanlık yönetimini elinde bulunduran güçlerin insanlığın ortak aklından istifade etmemesinden dolayı güç çarpışmalarının yaşandığı;

Komünizmin ve kapitalizmin ilk çıktığı yıllar incelendiğinde insanlığın külfet ve nimet paylaşımının hakça paylaşılacağı iddiasıyla ortaya çıktığının görüleceği;

Yeryüzü nimetlerinin ve külfetlerinin eşit paylaşımında Komünizmin mübadele aracı olarak “para” ve “mülkiyet hakkı” kullanmaksızın; Kapitalizm ise tam aksine kullanarak gerçekleşebileceği iddiasıyla kurulduğu;

Çağımızda gelinen noktada insanlığın genelinde Komünizm de Kapitalizm de hakça paylaşımı gerçekleştiremediği; Belirli bir çevreyle sınırlı kaldığı

Birinci ve ikinci dünya savaşlarında güçlerin doğrudan çarpışmalarının veya günümüz de taşeronlar marifetiyle yapılan güç çarpışmalarının insanlığın sorunlarını çözmediği aksine daha da keşmekeş hale dönüştürdüğü;

Başta insanoğlunun kendi vücudu olmak üzere çevremizde gördüğümüz her ne varlık var ise Allah’ın cc bizlere gönderdiği elçileri olduğu;

İnsanın başta kendi varlığı olmak üzere çevresinde gördüğü her ne varlık var ise Allah’ı hatırlatıcı birer elçi konumunda olmasının insanlar tarafından küçümseneceği;

Yemek-içmek ihtiyacının sürekli olmasının baş nedeni; her daim insana yaratıcısını tanımak ve hatırlamak için elçilik görevi yapıyor olması olduğu;

Mevsimlerin, yeryüzü nimetlerinin her türü, gece ve gündüzün, güneş, ay ve gökyüzünün insanoğlunun yaratıcısını tanımak ve hatırlamak için gönderilmiş elçiler olarak her birinin ayrı ayrı birer ayet olduğu;

İnsanoğlu için aklı erdiği günden ölümüne kadar yaşamında ki her anın özel olarak kendisine gönderilmiş elçilerle dolu olduğu;

İnsanoğlunun yaşamının her anını maneviyatla irtibatlandıramadığı için ilahi azara muhatap olacağı;

Kişi, taptığı inandığı ve iman ettiği İlah’la Kendisini ve tüm mevcudatı yaratan İlah’ın zihin dünyasında aynı olup olmadığına bakması gerektiği;

 

Yasin Suresi okumalarımdan zihnime yansıdı.

Estağfirullah... Estağfirullah... Estağfirullah…

 

Kuran Okuyunuz. O'nu okudukça kişiye özel zihinsel yansımalarını keşfedeceksiniz. Doğrusunu Allah (cc) bilir.

Söz konusu bu ve benzeri çalışmalarım kesinlikle meal veya tefsir çalışması olmayıp, İlgili Kur'an Suresi okumalarım esnasında zihinsel olarak fehmettiğim tespitlerdir. Kişisel olarak ibadet ve zikir amaçlı yaptığımız derslerin paylaşımından kastımızın ümmeti Kur'an okumaya yönlendirmede faydası olacağı düşüncesiyle, ayetlerin ruhuna ve surenin bütünlüğüne uygun akıl ve gönül okumaları yapmak olup Kur’an’ın ibadet muamelat ve fıkhına aykırı tespitlerin varlığı halinde ehlince uyarılmaya her zaman açık ve tashihimin beyanı olduğunu belirtmek isterim.

 

Fehmi YAĞLI
http://www.mirathaber.com/fehmi-yagli-yasin-suresi-gonul-okumalarim-16-2277y.html


Back To Top