16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Feminizmin yükselişi Batı’nın sosyal çöküntüsüne işarettir


Feminizm yılın kelimesi seçildi

ABD'nin önde gelen sözlüklerinden Merriam-Webster, 2017 yılında internet aramalarında büyük bir atış olması sebebiyle'feminizm'i yılın kelimesi seçti.
Feminizmin yükselişi Batı’nın sosyal çöküntüsüne işarettir
Merriam-Webster, bu kelimeye olan ilgiyi, kadınların düzenlediği protesto yürüyüşlerine, televizyonlardaki kadın hakları üzerine olan programlarla filmlere ve cinsel taciz iddialarına bağladı. Kelimeye olan ilk ilginin, ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve gelmesinden sonra Ocak ayında Washington ve diğer ülkelerde kadınların düzenlediği yürüyüşlerin ardından ortaya çıktığı belirtiliyor. Yürüyüşü düzenleyenler, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmesinden sonra kadın haklarının tehlikede olduğunu savunuyor.

Beyaz Saray danışmanı Kellyanne Conway, kendini feminist olarak görmediğini söylediğinde feminizme olan ilgi yeniden arttı. Muhafazakâr kesim tarafından düzenlenen bir toplantıda konuşan Conway,"erkek karşıtı" ve "kürtaj yanlısı" olmadığı için kendini feminist olarak tanımlamada zorluk çektiğini söylemişti. "Durumunun kurbanı değil, seçimlerinin ürünü" olduğunu söyleyerek kendini "muhafazakâr feminist" ilan etmişti.


FEMİNİZMİN YÜKSELİŞİ BATI’NIN SOSYAL ÇÖKÜNTÜSÜNE İŞARETTİR

Latince “femina” (kadın) kökünden gelen feminist (kadınsı) hareket, esas itibariyle, Fransız ihtilâli yıllarında 1791'de Olympe de Gouges'in "Kadın Hakları Beyannamesi" ile ortaya çıkmıştır. 19. asrın ortalarından sonra büyük sosyal çalkantılar yaşamış olan Batı dünyasında ortaya çıkan ve kadın hareketi ile özdeşleşen feminizm (kadınsılık), başta eğitim ve çalışma alanında olmak üzere kamusal alanın bütün safhalarında, cinsiyet farkı gözetilmeksizin, eşit haklar talep etmekteydi.

Toplumun gidişatına müdahale konusunda kendilerine eşit fırsatın verilmesini ısrarla talep etmeye başlayan feminist kadınlar, geniş bir yelpazede ele alınan konulara, genellikle eleştirel ve alternatif bir biçimde yaklaşmaktaydı. Feminizm, daha sonra kadın ile erkek arasındaki iktidar ilişkisini değiştirmeyi hedefleyen siyasî ağırlıklı bir kadın hareketine dönüşmüştür. Erkek merkezli toplumsal normları ve kadın-erkek arasındaki ayrımda erkek üstünlüğünü sona erdirmeyi amaçlayan ilk feminist kadınlar, sosyal hayatın bütün alanlarına rahatlıkla girebilmek için, hukukî, sosyal, çalışma ve eğitim haklarının eşit bir biçimde kendilerine de verilmesi konusunda birlikte hareket etmişti. Feminist kadınlar, yeni oluşan toplumda gelişen parlamenter rejimde aristokrasiden alınarak, erkeklere verilen egemenlik haklarından kendileri de pay almak istemiş ve oy hakkını da tâlep etmişti.

19. yüzyılın feminist hareketlerinin temel hedefi, kadına toplumsal her alanda eşit haklar elde etmek iken, 1960 sonrasındaki feminist grupların söylem ve mücadeleleri farklılaşmıştır. Modern diyebileceğimiz bu feministler, kadını, toplumun her alanında özgür kılmayı, çocuk doğurma ve yetiştirme faaliyetleri de dâhil olmak üzere, cinsiyetle bağlantılı tüm sosyal rolleri terk etmeyi temel gâye olarak görmektedir. Kadın kimliğini ve cinsiyetini yeniden ele alırken, adaletsiz toplum yapısının sebebini de toplum içinde halen ezici bir unsur olarak gördükleri erkek egemenliğine, bir başka deyişle patriarkal sisteme bağlamaktaydılar. Modern kadın hareketi içinde yer alan kadınlar, her türlü kalıptan sıyrılmayı temel eksen sayan bir yaklaşımla teorik çerçevelerini oluşturup, siyasî eylemlerini de buna göre düzenlemekteydiler.

Feminizm, Batı Toplumlarında Hem Sosyal Sorunların Varlığına İşaret, Hem de Yeni Sosyal Sorunların Oluşmasının Kaynağıdır

Bugün, cinsel eşitlik, yani kadınlarla erkekler arasında, örn. eğitim, sağlık, idarî mevkiler, bakanlık görevleri ve parlamentodaki sandalyelere erişim bakımından iktidarın ve fırsatların eşit paylaşımı, feminist kadın politikalarının başında gelmektedir. Ancak, feminist politikalar da kendi içinde bazı kollara ayrılmıştır. Meselâ, liberal feminizm, temel sosyal, siyasî ve ekonomik kurumlarda çok radikal değişiklikler talep etmeksizin, daha çok kanunî reformları savunurken, radikal feminizm, cins-temelindeki yapısal eşitsizliklerle ilintili derin sosyal, siyasî ve ekonomik değişiklikleri savunmaktadır.

Cinsiyet kökenli farklılıkları dikkate almadan yürütülmek istenen feminist kadın politikaları, her ne kadar cinsiyet rollerini değiştirmek ve cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak amacını gütse dahî, hakikatte cinsel ayrımcılığını ortadan kaldırma noktasında yetersiz kalmaktadır. Diğer taraftan, istatistikî anlamda eşitlikçi bir yaklaşım ve uygulama dayatmaları da bazı durumlarda (örn. meslek tercihlerinde) kadınları daha çok dezavantajlı konuma getirebilmektedir.

Kadınlarla ilgili sosyal sorunlara sadece kadın bakış açısından bakılarak, bir çözüm bulunamayacağı ortadadır. Üstelik her alanda mutlak eşitliği savunan feminist politikaların etkinliği hususunda toplumsal tereddütler ve tepkiler oluşmaya başlaması ile birlikte sosyal politika çalışmaları, fırsat eşitliğinin kadın ve erkeklerin benliğine ve oluşan sosyal rollere uygun bir şekilde sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Her sosyal sorunda olduğu gibi kadın problemlerinin çözümünde de siyasî, sosyo-ekonomik, ahlakî, fıtrî ve dinî unsurların da dikkate alınması gerekmektedir.

Kadın ve Erkeği Bir Bütünlük İçinde Ele Alan Fıtrat Odaklı Sosyal Politikalara İhtiyaç Var

Cinsiyete dayalı yapısal ayrımcılığın ortadan kaldırılması, toplumsal dokunun yanında fıtratı dikkate alan kadın, aile ve genel anlamda sosyal politikalarla mümkündür. Feminist kadın politikalarıyla, sadece kadınlara dönük politika ürettiği sürece, özellikle erkeklerin geniş desteğini alamadığı için, sosyal politikaların hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayan toplumsal mutabakat da sağlanamamaktadır. Erkeklerin, kadın sorunlarına daha duyarlı olabilmeleri de, kadın politikalarının içeriğinin genişletilmesi, bir başka ifadeyle kadın politikalarından kadın ve erkekleri de içine alan cinsiyetler politikasına geçiş ile mümkündür.

Bu doğrultuda kadınların ve erkeklerin özel bedenî, fizyolojik, ruhî, zihnî ve fıtrî hasletleri ve spesifik potansiyelleri dikkate alınmalıdır. Kadınları ilgilendiren konularda katılımcı demokrasiye uygun olarak fikrî sürece her iki tarafın katılımı da sağlanmalıdır. Kadınlara karşı ayrımcılığın giderilmesi ile ilgili mücadele, toplumun bütün sosyal kesimlerini ilgilendirdiği için, toplumsal konsensüsün sağlanması gerekmektedir. Bir başka deyişle ihtiyaç duyulan aile ve toplum odaklı sosyal politikalar, her iki cinsiyetin mahiyetini, aile ve toplum içindeki sosyal sorumluluğunu esas alan, sosyal gerçekleri de göz ardı etmeyen bütüncül bir anlayışa dayanmaktadır.

Kadın ve Erkek Sorunlarına Fıtrat Odaklı Bütüncül Bakış İslâmî’dir

Değişik hayat şartları içinde yaşayan ve psiko-sosyal yönden farklı ihtiyaçları olan kadın ve erkelerin sosyal sorunlarıi fıtratın kabul edebileceği bir denge içinde ve karşılıklı rıza çerçevesinde sağlanması gerekmektedir. İşte İslâm, kadın ile erkek arasındaki sosyal münasebetin bozulmadan, aile ve toplumsal yapıya zarar vermeden cinsiyetlerle ilgili şahsî görevlerin Allah’ın emrettiği bir çerçevede çözülmesinin önemine vurgu yapmaktadır. Kadın ve erkek ilişkilerini konu edinen onlarca âyet ve yüzlerce hadis-i şerif vardır. Burada örnek olsun diye birkaç âyet takdim edeceğiz:

Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir.” (Nur: 32).

“Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaktır.” (Nisa: 124).

Mümin erkekler ve mümin kadınlar, birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe: 71).

Bu âyetler bile, Müslüman bir kadını, erkek düşmanı olmaktan, Müslüman bir erkeği de kadın düşmanı olmaktan uzaklaştırmaktadır. İslâm, kadın veya erkek fark etmez, insanî/manevî üstünlük olarak takvayı esas almaktadır. Takvaya ulaşmada ise kadın da erkek de fıtraten eşit yaratılmıştır.

Son tahlilde feminizm, akl-ı selim (iyiyi ve kötüyü birbirinden ayıran akıl ve kalbî düşünce) ve zevk-i selim (meşru dairede idrak ve sezme kabiliyetinin geliştirilmesi) ile yeniden gözden geçirilmeli ve bunun yerine fıtrat ve takva ekseninde kadın ve erkeklerin maddî ve manevî tekâmülünü isteyen bütüncül bir tevhidî çözüm geliştirilmelidir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/feminizmin-yukselisi-batinin-sosyal-cokuntusune-isarettir-1-2622h.html


Back To Top