All for Joomla The Word of Web Design

Gençlerin Acıklı Hali, Kendilerinin mi Suçu?

Geçen ay, ING Bankın tertibettiği bir toplantıda Euler Hermes grubunun önemli iktisatçılarından Ludovic Subran’ın  mevcut  iktisadi sistemin, yeni yetişen gençliğin düşünceleri, yaşama tarzı ve anlayışı sebebiyle artık geçerli olamayacağı ile ilgili görüşleri  whatsap gruplarında yer aldı. Bu açıklamaların,  bizim insanımızda bile, geleceğe ümitsiz bir çerçeve içinde bakmaya yol açtığını  anlamamak mümkün değil..

Subran, gençlerin disiplinden uzak, önemli konulara karşı ilgisiz, sorumluluk taşımayan, otoriteye tabi olmak istemeyen, kendine has doğruları olan ve birçok anlaşılamaz özelliklere sahip olduğunu ve  bu nesil  ile  eski iktisat sistemlerinin değişeceğini ifade ediyor.

Sanıyorum, birçok kimse  gençlerdeki bu değişimden dolayı  içten bir “ah” çekmiş ve  bütün örnekleri içine almasa da, söylenenlerin kendi çevrelerinde de gerçekleştiğini düşünmüşlerdir. Evet, ilk bakışta böyle bir sonuca doğru yönelmek, kaçınılmaz gibi.  Fakat, sosyal ilimler bize  her sosyal gerçeğin aynı sebepler ve şartlar içinde benzer olacağını, farklı  şartlarda ise  gerçeklerin farklılaşabileceğini söylemektedir.  Dolayısıyla, bu sonuçları hazırlayan batılı düşünce ve değer sistemindeki eksiklik ve yanlışların sonucu olduğunu belirtmek durumundayız.  Ama, tabii ki  durum; bizim gençliğimizin de bu gelişmelerden etkilendiği gerçeğini değiştirmiyor.

Subran’a söyleyeceğim şey şudur:  Batılı bir ilim adamı olarak; gençleri, tabii ve yaratılış gerçekleri dışında yönlendiren bir sistemin, onları böyle acıklı ve çaresiz  bir duruma getireceğini tahmin etmiyor muydunuz?..

Her ne kadar gençlerimizde böyle bir farklılığın varlığı  kabul edilebiliyorsa da,  kültürler ve hayat tarzları üzerinde sürekli sahte, yanlış bilgi ve olayların  ruhlara ve beyinlere yerleştirildiğinde, sosyal değerlerin farklılığına rağmen insanlar, kendilerine sunulan bilgi ve yaşama tarzlarının etkisi altında belirli bir değişime yönlendirilebiliyorlar.

Bir insan düşünelim. Bir kuleden etrafı seyrediyor. Ama seyrettiği pencere, sadece belirli bir alanı ve o alana ait  manzarayı görebilmesine imkan veriyor.  Bu kişiye, bulunduğu yeri tarif et dediğimizde, sadece gördüğü bölümü açıklayacak ve diğer  alanlardan haberi olmayacaktır. İşte, bilgi ve kültür olarak, sadece batı’nın bilgisiyle ve yaşama tarzıyla zihni ve ruhi dünyası kaplanan genç insanımız, gerçek diye, sadece batının penceresinden hayatı görmekte ve diğer kültür ve hayat dünyasından habersiz bulunmaktadır.

Subran, aslında Batı toplumundaki gençliği ve onların hayata bakışı ve yaşama anlayışlarına ait bir tespit yapmaktadır.  Her ne kadar, batı dışı ve özellikle bizim toplumumuzda da bu özellikteki gençlerin varlığı görülüyor ve bundan dolayı sıkıntılar yaşanıyorsa da, bizim gençliğimizin hali  batıdaki gençlikten farklıdır. Bizim gençliğimiz kültür, ahlak ve dini inanç  temelli bir gençlik olup; farklı kültür, sanat ve bilgileriyle  “zihni ve ruhu uyuşturulmuş” bir haldedir.  Onlara iyi bir rehberlik hizmeti, onların bu uyuşukluktan kurtulup, kendilerine dönmelerini sağlayabilecektir.

İşte, asıl konuşulacak konu  işin bu yönüdür:  Anneler, Babalar, Hocalar ve Fikir ve devlet adamları.. Artık gençlerimize uzaktan ve yüksekten değil; onlarla yüzyüze ve gözgöze bir çalışma ve yönlendirme içine girmemiz gerekiyor.

İnsan yetiştirmenin, zahmetsiz ve emeksiz olduğunu size kim söyledi?..  Bir çocuğun ve gencin yetiştirilmesi ne kadar hassasiyet ve emek istiyor. Bunu, birçoklarımız biliyor. Ama, asıl iş; onun ruhi, fikri ve sosyal yönünü inşa etmek. Bunun da, en az  fiziki ve organik yönünü geliştirmek kadar meşakkatli ve hassas bir çalışma olduğunu bilmek gerekiyor.

Milli Eğitim, Kültür, Aile  ve  Sosyal çalışmalar gibi hayati bakanlıklarımızın eksiklikleri, sadece metot değil, başarısızlıkları aslında bu kuruluşlarda çalışan insanların  bilgi ve kişilik  özellikleriyle de ilgilidir. Fakat en önemlisi, hala kendi  medeniyetimizin değerlerini, bilgi kaynaklarını ve ruhunu  eğitime, kültüre ve aileye yansıtamayan “kararsız”  ve “kafası karışık”  hükümet politikalarının  eksikliğidir.

Evet sayın yöneticiler. İnsanı geliştirmekten bahsederken, hangi gelişmeyi ve bu gelişmeyi hangi değer ve bilgi sistemi üzerine kurduğunuzu gerçekten iyi biliyor musunuz?.. Kendini muhafazakar addeden siyaset, ticaret ve ilmi gruplar. Artık, kendimiz olmayı bilmek ve bunun şartlarını hazırlamak zorundayız. Maalesef, bunlar bilinmediği ve anlaşılamadığı için, hala  batı’nın  problemlerini yaşamaya devam ediyor ve bu problemlerin çözümünü yine onların reçetelerinde aramaktan başka bir şey yapamıyoruz..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir