All for Joomla The Word of Web Design

Habertürk’te Ece Üner’le

ECE ÜNER (Beyoğlu Belediyesinin düzenlediği ve Gayr-ı müslim cemaat önderlerinin de katıldığı ) Bir kardeşlik iftarından geldiniz. Dolayısıyla bu aslında ne demektir kardeşlik iftarı, yeryüzü sofraları… hep konuşuyoruz ya belki biraz ona da değinmek lazım.

DEMİRCAN Efendim Ramazan bir huzur iklimi, barış iklimi, kaynaşma iklimi… İslâm dini zaviyesinden bakıldığında ötekiler gayrimüslimler değildir. Ötekiler ister gayrimüslimlerden ister Müslümanlardan olsun zalimlerdir. Kur’an ifadesiyle; “Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir..” (Hûd 11/18)

Zalim olursanız yani insanların hakları ve hürriyetlerini çiğnerseniz, insanlık onurunu çiğnerseniz o zaman öteki olursunuz. Müslüman olduğumuz için bize savaş açılmadıkça ya da İslâmi çizgide yaşadığımız yurdumuz işgal edilmedikçe hiçbir gruba savaş ilan etmeyiz. Barış Yaradan’ın buyruğudur. Bütün insanlar da Yaradan’ın kullarıdır. Gayr-ı müslimler de fıtrat kardeşlerimizdir. Bu sebeple iftar buluşması olmuştur.

ECE ÜNER Şimdi barış Yaradan’ın buyruğudur deyince aslında Müslüman coğrafyasında çok ciddi çatışmalar var. Dolayısıyla Yaradan’ın buyruğuna karşı mı geliniyor?

DEMİRCAN Gayet tabii karşı geliniyor. Bizim bugün İslâm dünyası dediğimiz dünyanın bir bölümü maalesef İslâm inancından da yoksundur, İslâmi yaşam kurallarından da yoksundur. İslâm ülkelerinde uluslararası emperyalizm yalnızca ekonomik, askeri ve kültürel boyutları ile değil, inanç boyutuyla da egemendir. Biz İslâm dünyası diye yekpare bir dünya tasavvur ediyoruz. Oysaki öyle değil ama bu insanların ismi Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin olduğu için biz bu insanların bütününü Müslüman olarak görüyor ve değerlendiriyoruz. Şimdi Batı penceresinden bize bakıldığında  ne deniyor? 76 milyon Müslüman Türkiye’den söz ediliyor ama biz biliyoruz ki bu ülkede İslam’ın inançlısı olup İslâm’ın kurallarına göre yaşayanlar yanısıra   İslâm karşıtı olan insanlar var. İslâm karşıtı sistemlerin, rejimlerin bağlıları var. Mısır’a, İran’a ve Pakistan’a  baktığımız zaman da böyle görüyoruz.

Biliyorsunuz benim  iktidara da muhalefeti de yandaşlığım yok. Hakikatten yanayım, bu özelliğimle de iftihar ediyorum. Şimdi düşünebiliyor musunuz (Mısır’da) bir taraftan 200 insan Şehit ediliyor 4000, 5000 yaralı var ve diğer tarafta işlenen cinayetleri kutlarcasına şenlikler yapılıyor. Şimdi  Mısır’da Sisi öncülüğünde yapılan darbenin İslâmi temeli yok. Demokrasinin işletilmesi bizim için tercih edilmesi gereken yol ve yöntemse darbe demokrasiyi de çiğnemiştir. Şimdi bu insanlara ne oluyor? Hem İslâmi ilkeler çiğnenmiştir, hem demokratik ilkeler çiğnenmiştir. İslam’a ve demokrasiye karşı gelinirken temel haklar ve özgürlükler çiğnenmiştir. Peki, kutlanan nedir burada? İnsanlığın özgün özellikleri içinde nereye oturtabiliriz bu kutlamaları? Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın bu ifadeleri gerçekten bir gerçeği yansıtıyor. Fevkalâde üzücü yani darbenin kendisi kadar verilen şehitlerin neden olduğu ıstırap da  mustarip kılıcı bir durum. Biz İslam dünyası diye yekpare bir dünya görüyoruz. Müslümanlar diyoruz oysaki hakikat böyle değil, farklı inançlar, farklı kültürler var, üstelik İslâm’a İslâm’a karşı tavırlar var ama bu tavrı sergileyenler biz Hristiyan’ız demedikleri için, biz Marksistiz  demedikleri için biz onları Müslümanlar olarak değerlendiriyoruz.

Sorunuzdan koptuk, biz böyle bir kültürden geliyoruz. Yani Osmanlı yönetimini İslâm zaviyesinden pek çok noktada eleştirebilirsiniz ama adalet noktasında eleştiremezsiniz zalimleşmedikleri sürece, farklı inançları,  ötekileştirmediler. Böylece büyük bir insanlık medeniyeti sergilediler ve ülkemizde/tarihimizde farklı inançlar, farklı diller, farklı mezhepler bir arada yaşayabildi, düşünebiliyor musunuz? Yahudilerin bu ülkeye gelişlerinin geçen yıllarda 500. yıl dönümü kutlandı. Ve hala varlıkları devam ediyor. Dolayısı ile bu akşam ki iftar asırlardır yaşatılan bu geleneğin yansıması gibi oldu. E tabi ki mutluluk verdi. Yanımda bir gayri Müslim cemaat başkanı vardı. Oğlumu da (Beyoğlu Belediye Başkanı) methu sena edercesine şöyle dedi:

Biz vakıflarımıza  sahip değildik bu iktidar döneminde vakıf mallarımıza sahip olduk, ve uzun yıllardır sahip olamadığımız, kullanamadığımız, gelirlerinden yararlanamadığımız vakıflarımızı  kullanır hale geldik, oğlunuz da bize pek müzahir/yardımcı oldu.

Ben de kendilerine oğlum  hoca oğludur ben oğluma; adalet, adalet, adalet uygulayacaksın, diyorum.

ECE ÜNER Hocam şimdi iftar deyince aklımıza oruç ve ramazan boyunca da bu oruç tutuluyor tutanlar tutabilenler için anlamlandırmak adına şunu söyleyeceğim; şimdi geçen gün İskender Pala Hoca ile sohbet ederken kiloları değil kemalimizi arttıralım diye onun bir yazısı var. Peygamberimiz açlık Allah’ın ziyafetidir demiş. Yani en büyük nimetlerden biri açlıktır ve açlığa hükmettiğiniz ölçüde hazine değerinde bir sıfatınız olacak, sadık kul olacaksınız. Bunu açıklar mısınız bize ne ile sınanıyoruz bir ay boyunca?

DEMİRCAN Bendeniz bu gibi tasavvufi ifadeleri yerinde bulmam. Bize açlık diye bir kulluk görevi yüklenmemiştir. Eğer bu dinin merkezinde Kur’an varsa ki bu dinin merkezinde Kur’an vardır. Kur’an ne diyor bize? Denilen şu:

 “Ey iman edenler size verdiğimiz rızıklardan helal ve tayyip olarak yani  hem helal maddeleri hem genleri ile oynanmamış helal maddeleri helal yollarla kazanarak yiyiniz ve eğer ibadetli kullar olacaksanız Rabbinizin nimetlerine  şükredin.” (Bakara 2/172. Ayrıca bak. Maide 5/87)

Şimdi açlık ne? Açlık bizde bir ölçü olamaz. Aziz Peygamberimiz Efendimiz; “Allahım! Kâfirlikten ve fakirlikten sana sığınırım.” şeklinde dua ediyor. Fakirlik iman hayatını tehdit eder, ahlak hayatını tehdit eder, ailelerin oluşumunu ve sürdürülmesini tehdit eder. Şimdi açlığı nereye oturtacağız. Yenilir, içilir ama israf sınırlarına vardırılmaz. Vücudumuzun ihtiyacı ölçüsünde yenir. Orucun sahuru yok mu, iftarı yok mu? Ama siz ölçüsüz yerseniz kendinize yazık edersiniz. Keşki  iki çeşit yemekle yetinebilseydik ne güzel olurdu diyorum. Aziz Peygamberimiz biricik hayat önderimizin yemeklerinde bir çeşidi tercih buyurduklarını  öğreniyoruz, hurma yediyse ikinci bir çeşit yemezler, et yedilerse ikinci bir çeşit yemezlerdi. Şimdi bu fevkalade bir sağlık ifadesidir. Malumunuz beyin mideye emir veriyor. Siz mideye on çeşit gıda aldığınız zaman beyin hangi madde için emir versin? Bir madde için mi yoksa hazım süreleri değişik on madden için mi? Az uyku, az konuşma ve az yeme ruhi kemalin yollarındandır.  

ECE ÜNER Hocam zekâttan biraz bahsedelim. Zekât ve fitrenin önemi ve bilmemiz gerekenler var. Nedir bunlar? Zenginler daha bir verici olmakla mı yükümlüdür ve toplumumuzda da öyle midir hakikaten?

DEMİRCAN Zekât verme  her Müslümanın  şartları oluştuğunda yapması  gereken farz bir görev. Zekât bilinmesi gereken bir görev de toplumumuzun bilmesi gereken çok önemli bir konu daha var. Biz verici olarak daima zenginleri, daima bilginleri, daima yöneticileri anlıyoruz. Oysaki böyle değil. İslâm toplumunda her fert ama her fert yani zengin, fakir, alim, cahil, kadın, erkek, güçlü, güçsüz, öğretmen, öğrenci herkes ben ne verebilirim mantığıyla hayatını yaşamak zorundadır. Müslüman olmak ben ne verebilirim sualini cevaplandırmak demektir. Asıl olan vermektir.

İşin garibi en zenginlerimiz bile kredi ile iş yapmanın yani ne alabilirimin peşinde. Siyasilerimiz de ben toplumumdan nasıl yararlanabilirim demekte.

Aziz Peygamberimiz efendimiz bir hadislerinde herkes her bir gün  sadaka vermekle yükümlüdür, buyurur. Sadaka aslında imanımızın doğruluğunu belgeleyen davranış, iş, özveri anlamına gelir. Sadakayı maddi yardım manasına anladıkları için, sahabiler şöyle sorarlar:

–         Ya Resulellah, siz her bir gün herkes bir sadaka vermekle yükümlüdür diyorsunuz. Her birimiz nasıl yardım edecek bir maddi imkanı bulabiliriz?

–         “Eğer bunu yapamıyorsanız bir insana bedenen yardım ederseniz.”

–         Ya Resulallah, herkes bedenen yardım edecek kişiyi nereden bulacak?

–         Bildiği doğruları açıklasın, bildiği yanlışlardan sakındırsın, bu da kişi için sadaka olur.

–         Ya Resûlellah, Eğer bunları yapacak imkanı  bulamazsak,?

–         Zarar vermesin, sözleri ile davranışlarıyla, işleri ve ilişkileriyle zarar vermesin bu da bir sadakadır, topluma yönelik hayırdır, Allah’ın rızasına götürecek bir köprüdür.”

Peygamberimiz her bir ferdinin yapabileceği hayırlardan örnekler vererek de şöyle buyuruyor:  Bir bilgiyi öğrenip öğretmek sadakadır. Güleç yüz göstermek sadakadır. Tatlı bir çift söz sadakadır, yedirmek, içirmek selam vermek sadakadır.

Esselamu aleyküm şeklindeki  selam cümlesini nasıl anlıyoruz bilmiyorum ama barışı yansıtan,bir cümledir, “barış üzerinize olsun” kardeşim demektir. Zaten İslam barışa girmek demektir. İslâm’ın birr anlamı Yaradan’ın egemenliğine teslim olmak, onun emir ve yasaklarına teslim olmak olduğu gibi diğer anlamına Barış sever olmaktır..Kur’ân’ın temel emirlerinden biri de  Barışçı olmaktır. (Bakara 2/208) Peygamberimiz Medine-i Münevvere’ye ilk geldiğinde insanlar çevresini kuşatıyorlar, onlara yaptığı ilk konuşma, felsefi derinliği olmayan bir konuşmadır. Şöylece öğüt verir:

Ey insanlar aranızda barışı yayın. Yedirin, içirin, gece kalkın Rabbinize, ellerinizi, gönüllerinizi açın, böyle yapın ki esenlikle Rabbinizin Cennetlerine giresiniz.”

Şimdi vermekten söz ediyorduk. Herkes verebilir. Tebessüm verilemez mi, bir çift söz verilemez mi, bir bilgi aktarılamaz mı, akşam eve gittiğimiz zaman eşimizin gönlünü alacak bir çift söz edemez miyiz? Telefonu açıp da bir dostumuzun hal ve hatırını soramaz mıyız? Şu dilimizi yalandan, gıybetten, iftiradan, yericilikten koruyamaz mıyız? Burada bir mesaj da verelim, Ramazan ikliminde ne olur siyasilerimiz de tansiyonu düşürsünler, güzel güzel konuşalım. Birbirimize saygı duyalım. İnsan onuruna özen gösterelim. Nedir bu kavga, hayat akıp gidiyor 3 gün sonra Ali Rıza Demircan için, bir başka gün bir başkası için ömür takviminin son yaprağı düşecek. Biz bütün hayatımızın sözlerinden, davranışlarından, işlerinden sorgulanacağız.

Sevgili kızım seninle görevli melekler konuşmalarını  anında kayda alıyor benimle görevli melekler de benim konuşmalarımı kayda alıyor. Şu anda ben konuşurken siz beni dinlerken, melekler bizi yakın çekimle filme de alıyorlar ve arşivlemek üzere hayat dosyamıza koyuyorlar. Rabbimizin huzurunda biz bu hayat dosyamıza göre sorgulanacağız. Rabbimiz bize “işte bu hayat dosyanı diyecek,         insanlar izlemeye başlayacaklar, feryat edecekler; bu sözler bu görüntüler  benim değildir diyecekler. Diyecekler ama Kur’an’ın Yasin sûresindeki beyan da şöyle:

Biz insanın ağzını mühürleyeceğiz, bize elleri konuşacak, ayakları da yaptıklarına şahid olacak. ” (Yasin 36/65)

Siyasi olmak, iktidar olmak, muhalefet olmak, fabrikatör olmak, medya sahibi olmak kurtulmak mıdır? İmkânlar büyüdükçe Yaradan’ın katında sorgulama da büyüyecek. Habertürk’ün her yayınından  ötürü Habertürk’ün sahibi de yöneticileri de Yaratan katında sorgulanacak. Ben de sorgulanacağım, peygamberlerde sorgulanacak. Dokunulmazlık yok. Kur’ân’ın şu muhteşem yaklaşımına bir bakınız:

 “Biz. Peygamberlerin gönderildiği toplulukları  da Peygamberleri de sorgulayacağız.” (Araf 7/6)

Sevgili peygamberimizin Veda Haccı konuşmasını biliyorsunuz Veda haclarında İslam’ın özünü yansıtan muhteşem hitabeleri var, o hitabelerinin sonunda sahabilere dönüyor şövlece soruyor: “Ey insanlar Rabb’imizin huzurunda benden de sorgulanacaksınız. Ben hakkımda ne diyeceğinizi bilmek isterim.” Sahabiler; Ya Rasulallah sen bize elçilik görevini yaptın, Allah’ım sana indirdiği buyrukları örneklendirerek bize tebliğ ettin, derler Bu cevabı alınca, ellerini kaldırıyor, Şahit ol Ya Rab, şahit ol Ya Rab, şahit ol ya Rab buyuruyor. Hepimiz sorgulanacağız. Dolayısıyla bizi dinleyenler içerisinde 15 yaşında liseli genç yavrumuz bana” hocam ben de mi bende mi vermekle yükümlüyüm, ben de mi vereceğim” diyebilir. Evet diyeceğim, güzel kardeşim, güzel yavrum sen de vereceksin Sen de arkadaşlarınla güzel geçineceksin, sen de öğretmenlerine öğretmen olduğu için saygı göstereceksin. Anneni üzmeyeceksin, böylece sen de verici olacaksın.

Hocam şimdi burada temel hedefimiz olmak ya ne kadar olursa artık. Onun genel ölçüsü kendimiz için istediğimizi bir başkası için de isteyebilmek mi?

DEMİRCAN O, vericiliğin muhteşem bir ölçüsüdür. Biri geliyor diyor ki Ya Resulellah beni Cehennemden uzaklaştıracak ve beni cennete yaklaştıracak sözleri, işleri, davranışları bana özetler misin? Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

Her kim Cennet’e yakın, Cehennem’e uzak olmak  istiyorsa Allah’a ve ölüm ötesi ahiret hayatına iman üzerinde can vermeye baksın. Bir de kendi nefsi için istediklerini diğer insanlar için de istemeye çalışsın.

Hiç unutmuyorum bir sanat tarihi hocamız vardı İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde. çok duygulu coşkulu bir adamdı. Kendisi 1960’larda Süleymaniye Camii restorasyonunda yetkili olarak görev yapıyordu. O dönem Nato Genel Komutanı İstanbul’a gelmiş Süleymaniye Camii’ni gezerken bir hat tablosu görmüş. Yazının anlamı ne diye sormuş. “Sizden biriniz kendi nefsi için sevdiğini diğer insanlar için de sevemezse gerçek Müslüman olamaz” demişler. Bunun üzerine Nato Başkomutan’ı şöyle diyor: Bütün anayasaları ve yasaları kaldırsak da sadece bu ölçüyü insanlığın gündemine taşısak yeter olurdu.

 Kendine yapılmasını istediğini  başkalarına yap, kendine yapılmasını istemediğini başkalarına yapma. Bu ölçüden hareket ettiğimiz zaman inanın barış gelir, uzlaşı gelir. İnanın bu hayat kavga etmeye değer bir hayat değil. Asıl hayat ölümle başlayacak ahiret hayatıdır. Biz ihtilaflara girmekle, kavgalara düşmekle, birbirlerimizin haklarını, toplumun haklarını çiğnemekle hem dünya hayatını kendimize zehrediyoruz hem ahiret hayatımızı mahvediyoruz.

 Şunu unutmayalım Allah kullarına merhametlidir. O kendisine yönelik olan günahları bağışlar ama adaleti gereği insanın insana yaptığını bağışlamaz ta ki insan, insandan hak helalliği almadıkça. A güzel kardeşim sen nasıl terör eylemi yapıyorsun. A güzel kardeşim sen nasıl insanların haklarını ve hürriyetlerini çiğniyorsun, nasıl sömürebiliyorsun Yani bu insanları sahipsiz mi zannediyorsunuz, bu dünya hayatındaki davranışlarınızdan ve işlerinizden sorgulanmayacağımızı mı zannediyorsunuz?

Sevgili kızım gerçekten asıl problem burada. Yaradan’a imanımızın sıcaklığını duymaya çalışalım. Gönül almayı bilmeyen insan var mı? 3 yaşındaki çocuk bile gönül almayı biliyor. Allah bütün güzellikleri bizim fıtratımıza kodlamıştır. Hiçbir eğitim almasa dahi insan varlığına kodlanan güzellikler dolayısıyla iyiyi, güzeli kavrar, yaşamaya başlayabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir