15 Ekim 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Ruhuna Fatiha İstanbul!

Ne diyordu divan şairimiz Nedim bu güzel şehir için:

“Bu Şehr-i İstanbul ki bi misl ü behadır,
Bir sengine yekpare acem mülkü fedadır”


Gel gör ki, bu dizelere hayat veren ruh, çoktan terk edip gitti bu şehri. Yıllar içerisinde şu güzel İstanbul şehrinin başına gelenler, İmparator Neron’un elinden Roma’nın başına gelmemiştir desek yeridir. Hemen her gün bir yerde yeni bir gökdelenin, bir sitenin, bir alışveriş merkezinin temelleri atılıyor. İstilacı karıncaların kaşla göz arasında köre (yer üstünde yükselen büyük karınca yuvası) dikmesi gibi durmadan İstanbul semalarına hançer gibi saplanan binalar yükseliyor.

İki binli yıllara gelene kadar İstanbul imarsız (gecekondu) yapıların elinden muzdaripti, şimdilerde ise imarlı (!) yapılardan... Köyden kente göç eden Anadolu insanının şehre tutunma refleksinin bir neticesi olarak tezahür eden gecekondulaşma, son zamanlarda getirilen sıkı imar denetimleri sayesinde neyse ki artık durdu. Kaçak yapılara elektirik, su, telefon, doğalgaz dahi bağladı Devletimiz sağolsun. Hatta zaman zaman çıkarılan imar affı kanunları ile bu yerleri işgal edenlere tapu bile verildi. Yani Devlet baba, bükemediği eli öperek bu işe çare bulmuş oldu (!) Kaçak yapılara tapu verilmesinin, asfalt yol getirilmesinin, elektirik, su, doğalgaz bağlanmasının ve hatta toplu taşıma hatları getirilmesinin neticesinde nasıl bir çarpıklık meydana geldiğini anlayabilmeniz için sizi İstanbul’da bir şehir turuna davet ediyorum. Tabi bu tura çıkmadan evvel de elinize, istanbulun 1970’li yıllardan evvelki fotoğraflarını içeren bir kitap almanızı tavsiye ederim. Çünkü bu şehrin ruhunun nasıl katledildiğini anlayabilmeniz için elinizdeki fotoğraflarla, gezdiğiniz yerlerin bugünkü halini kıyaslamanız gerekecek.

Bir gün şöyle Haliç’in iki yakasından birinden başlayın gezmeye... Kasımpaşa ve Eyüp sırtlarını seyredin... Cendere boyunca Kağıthane vadisinin sağ ve sol yamaçlarına bakın... Nurtepe, Hamidiye, Çağlayan, Mecidiyeköy, Çeliktepe, Gültepe.... Devamında Ayazağa... Ecdadın otağ kurduğu ve nice şehitlerin yattığı Edirnekapı’dan başlayın TEM bağlantı yolu boyunca Mahmutbey gişelerine doğru gidin: Bayrampaşa, Esenler, Yüzyıl, Bağcılar.... Yine Edirnekapı’dan tranvay yolu boyunca Rami, Gaziosmanpaşa üzerinden Habiplere bir varın... Topkapı’dan başlayarak E-5 karayolunu takip edin: Zeytinburnu, Merter, Güngören, Bahçelievler, Bakırköy... Boğaz’a da bir göz atın: Sarıyer, Kocataş, Küçükarmutlu, Rumelihisarüstü, Bebek, Arnavurköy, Ortaköy ve Beşiktaş sırtları... Dip dibe, sırt sırta, cam cama, birbirine güneş yüzünü haram kılmış beton yığınları....

Dedik ya, bu saydıklarımız, gariban Anadolu isanının boğazını doyurmak için şehre tutunma gayretinin bir neticesi... Ya bugün yapılan imarlı (!) inşaatlara ne demeli? Kentsel dönüşüm adı altında kaçak binayı yık, daha makyajlısını dik. Ne yeni yeşil alan kazanımı, ne mahalleye yeni otopark kazandırma, ne binalara nefes aldıracak yeni bir meydan... Böyle kentsel dönüşüm mü olur?

Kentin tarihi ve tabii mayasını bozan gökdelenleri hiç telaffuz etmiyorum bile... Geçin Salacak sahilden Sarayburnu’na bir bakın. Tarihi yarımadadaki minarelerin arasından göğe mızrak gibi saplanan o gökdelenler... Üsküdar Paşalimanı sahilinden karşıya bakıldığında, aynı soğuk yükseltilerin Taksim, Harbiye, Şişli, Zincirlikuyu, Levent, Maslak boyunca devam ettiğini, o gökdelenlerin Boğaz sırtlarına çakılmış devasa çiviler gibi durduğunu göreceksiniz.

Mecidiyeköy’deki stadyum Seyrantepe’ye taşındığında sevinmiştim. Dedim, şu Mecidiyeköy gibi Gayrimüslim mezarlığından başka yeşil alanı olmayan semte, Newyork’taki Centrel Park’ın minyatürü bir park yapsalar bari... Stadın yerine ne yapıldığını oradan geçtikçe görüyorsunuz ve yapılanları milletin vicdanına havale ediyorum.

Bir de altyapı, köprü, viyadük, metro adı altında yapılan tabiat katliamları var. Bunlar devasa projeler olması münasebeti ile göğsümüzü kabartsa da kesilen ağaçların, kaybolan yeşil alanların hüznü sinemize bıçak gibi saplanıyor.

Bizim çocukluğumuzda İstanbul’un köyleri vardı. Çok erken dönemden bahsetmiyorum, 90’lı yılları söylüyorum. Zekeriyaköy, Uskumruköy, Rumelifeneri, Gümüşdere, Kısırkaya köylerinde insanlar bildiğiniz köy hayatı yaşıyordu. Fakat buralar da imara açıldı ve villa siteleri bu güzelim köyleri yok etti.

Pekiyi İstanbul’a yapılan bu ihanet tamir edilebilir mi? Çok zor, ama zamana yayarak bunu yapmak mümkün. Nasıl mı? İşte reçete:

- Bugünden tezi yok İstanbul il sınırları içerisine (Tekirdağ’dan Kocaeli’ne) yeni bina yapmak yasaklanacak.

- İmar ve şehircilik ile toprak politikaları ilkokuldan üniversiteye kadar müfredata ders olarak konulacak. Böylece yeni neslin zihnine bu işin kurallara bağlı olduğu şuuru kazınacak.

- İnsanları babasının memleketinde doyuracak politikalar üretilecek ve iş sahaları oluşturulacak. Örneğin İstanbul’da asgari ücretle özel güvenlik personeli olarak çalışıp, maaşının büyük kısmını kiraya veren adama köyde beş tane inek besleyip, elli tane tavuk bakmayı öğreteceksiniz. Bu üretim Devlet alım garantisine bağlanacak. Böylece İstanbul’a göç engellenecek ve hatta geri göç de sağlanmış olacak. Geri göçe paralel olarak, kırsal kesimde bu ailelerin çocuklarının okuyabileceği kaliteli yatılı okullar tesis edilecek.

Geri göç sağlanır ve İstanbul’un nüfusu azaltılrsa bu kadar çok yola, köprüye, metroya vs ihtiyaç kalmayacak. Tabiat katledilmeyecek ve bunlara yapılan yatırımlar geri göçen Anadolu insanına kaynak olarak aktarılabilecek.

- İmar planları en az 20 senelik yapılacak ve ilk plan bahsettiğimiz ilkeleri içeren ıslahı hedef alacak.

- Hazine, Belediye, vakıf ve diğer kamu arazileri üzerine yapılmış gecekonduların sahipleri, Anadoluda seçecekleri bir şehirde çiftlik kurabileceği veya daire sahibi olabileceği şekilde 20 sene faizsiz geri ödemeli borçlandırılarak tahliye edilecek, yıkılan gecekondusu yeşil alana çevrilecek.

- İstanbulda denize kuş uçuşu 10 km mesafe içerisinde kalan tüm gökdelenlere 30 sene ömür biçilecek ve 30 sene sonra devlet tarafından yarı fiyatına kamulaştırılıp yıkılacak, yerlerine yeşil alan yapılacak.

- Tarihi yarımada içerisindeki, mahalle ihtiyaçlarını karşılar mahiyette olanlar ile turistlere hitabedenler dışındaki, toptancılar ile diğer işyerleri kaldırılacak. Cep telefono aksesuarları ile mefruşat toptancılarının, oyuncakçıların Süleymaniye eteklerinde ve Eminönü’nde ne işi var?

- Boğaziçi öngörümün ve etkilenme bölgesine 1950’den sonra yapılmış tüm binalara 30 sene ömür biçilecek ve 30 sene sonra yarı fiyatına kamulaştırılacak. Bu yerler de yıkılıp yeşilalana çevrilecek.

- İstanbul il sınırları içerisinde otomobil tamir işi dışındaki tüm sanayiler, atölyeler ve fabrikalar Anadolu’ya kaydırılacak. Anadoluya giden sanayi esnafına teşvik primi ile vergi muafiyetleri sağlanacak.

- Kentsel dönüşüm parsel bazlı değil, İstanbul gibi her imar adasının 4-5 binadan oluştuğu mevcut zeminde en az on imar adasını içine alarak yapılacak. Böylece saydığımız ilkeler doğrultusunda boşalan alanlarda yeni meydanlar, yeni geniş yeşil alanlar ve yeni otoparklar oluşturulacak.

Saydığımız düsturlar elbette radikal gibi görünebilir. Ama şu da var ki Peygamber Efendimiz’in müjdesine konu olmuş, ecdadın uğruna şehitler verdiği, şairlerin methiyeler dizdiği bu şehri kurtarmanın da başka yolu yok!

Hakan ÇIRAK
http://www.mirathaber.com/hakan-cirak-ruhuna-fatiha-istanbul-19-2256y.html


Back To Top