14 Ağustos 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Türkiye’de ziraatin bittiğinin delili: Şeker fabrikaları

Çok değil, bundan 4-5 sene evvel Anadolu’da bir kasabada eşraftan ve Devlet erkanından bazı kimselerle şöyle bir yürüyüş yapalım dedik.

Yürürken dikkatimi çekti, uçsuz bucaksız araziler sürülmediğinden toprak taş gibi olmuş, üzerinde de envaî çeşit yaban otları boy atmıştı. Beraberimizdeki kasaba eşrafına sordum, dedim ki “yahu bu topraklar nadasa mı bırakıldı?” Aldığım cevap çok manidar olup, Türkiye’de ziraat politikalarının çöktüğünün acı ifadesiydi: “Efendim, bir zamanlar insanlar bu toprakların bir karışı için cinayet işliyorlardı, bugün bu toprakları ekip biçecek kimse kalmadı, gübre, yem, mazot işçilik... Hep zarar...”

Yine Anadolu’da zaman zaman köy evlerine misafir olduğumuzda kurulan sofralara getirilen şehir ekmeğini gördüğümde şaka yollu hane sahiplerine takılırdım: Yahu köy yerinde ekmeği de mi bakkaldan alıyorsunuz artık? Elcevap: Efendim günlük ekmek geliyor artık köylere, eskisi gibi değil... Sormadım artık yumurtayı, sütü de bakkaldan mı alıyorsunuz diye... Ama acı, çok acı...

Hani Kızılderili Şefi Seattle’a atfedilen bir söz var ya: Beyaz adam Annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur. Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz. Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak... 

Bugün Allah'ın kurduğu tabii nizama o kadar müdahale eder olduk ki... Ne ekmeğin, ne domatesin, ne kıvırcığın, ne elmanın, ne de şekerin tadı var... Kapitalist prensiplere göre çalışan özel teşebbüs, tamamen kâr elde etme saiki ile toprak mahsullerinin genetiğini değiştirdi. Bir domatesi ektiğiniz zaman ondan tekrar tohum elde edemiyorsunuz. Yumurtadan çıkan civcivi kırk günde ekmek arası yapıyoruz. Bir biber fidesi dikildikten bir hafta sonra mahsul veriyor. Allah'ın emrini eda etmek için aldığımız kurbanlıklar türlü ilaçlarla şişirilip bize pazarlanıyor. Ne yediğimiz, ne içtiğimiz belli değil artık. İnsanlar bu gayri sıhhî beslenme sebebiyle daha otuzlu yaşlarda hastane kapısından ayrılamaz hale geldi. Türlü hormonal bozukluklar, kanser ve türevi hastalıklar artık baş edilemez boyutlara ulaştı.

1980’li yıllara kadar dünyaya ziraî mahsuller ihraç eden bu ülke, temel tarım ürünlerinde bile dışa bağımlı hale geldi. Bir yerlerde ciddi yanlışlar var. O sebeple Devlet enerji, teknoloji, otoyol, telekomünikasyon, okul ve hastane konularında özelleştirmeye ağırlık verse bile tarım konusunda özelleştirmeden kaçınmalıdır.

Bugün gelinen noktada, bereketli Anadolu topraklarında, kalender-meşrep insanımızın ziraat ve hayvancılığa yönlendirilmesi şarttır. Anılan gerekçelerle tarım, gözünü para bürümüş özel sektörün inisiyatifine terk edilemez. Bırakalım şeker fabrikaları örneğinde olduğu gibi özelleştirmeyi, tarihinde hiç olmadığı kadar ziraat Devletleşmeli, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım Müdürlükleri her ilçede azami derecede fonksiyonel hale getirilmelidir. Hormonsuz, ilaçsız, tamamen tabii (moda ifadesiyle organik) tarım lüks ve tercihli olarak değil, mecburi üretim şekli halini almalıdır. Üniversite-Devlet-çiftçi ekseninde tamamen tabii yollarla nasıl tarım yapılır bu hususta köylere kadar çalışmalar yapılmalı. Sürme, ekme ve biçme süreçleri sıkı denetlenmeli, tamamen tabii yollarla elde edilen mahsuller ve hayvanlar köylünün kâr edeceği fiyatlarla alınmalı, köylüye alım garantisi verilmeli. Köylüden alınan çay, şeker, buğday, fındık, mısır, ayçiçeği, zeytin ve diğer mahsullerle hayvanlar Devlete ait fabrikalarda işlenmeli, önce iç piyasaya, artanı da dış piyasaya yine Devlet eliyle arz edilmelidir.

Aksi halde tabiatı bozulmuş, genetiği değiştirilmiş eti, sütü, meyveyi, sebzeyi tükete tükete insanoğlu da tükenecek. Övündüğümüz devasa onkoloji hastaneleri bozulan insan fizyolojisini tamir edemeyecek. Anatomik olarak mutasyona uğramış nesiller dünyaya gelecek.

 O sebeple, hiçbir saikle değilse bile sıhhî sebeplerle, gıda güvenliği kaygısı ile Devlet şeker fabrikalarını ve diğer tarımsal sektörleri özelleştirmeden kaçınmalıdır.

Hakan ÇIRAK
http://www.mirathaber.com/hakan-cirak-turkiyede-ziraatin-bittiginin-delili-seker-fabrikalari-19-3657y.html


Back To Top