18 Ekim 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

TÜRKİYENİN ZİHNİ TEMBELLİK HARİTASI

İsmet Özel "Zor Zamanda Konuşmak" kitabında sanatsal üretimi, münevverin kendini açık ya da kapalı bir hapishanede hissetmesine bağlar. Bizim lügatimizde konu dertli olmak şeklinde ifade edilir.

Bir ülkenin istikbaldeki durumu ülkenin yetişmiş insanının çapına ve çabasına bağlıdır. Bu iyi yetişmiş insan gücü meyvenin çekirdeği gibidir. Tekrar o meyveden yemek isterseniz çekirdeğini toprağa dikmeniz gerekir.

Son yıllarda Türkiye'nin temel meseleleriyle ilgili olarak bir zihni tembellik ülkeyi teslim almış durumda. Ülkenin iyi yetişmiş insanlarının bir kısmı iktidarın söylediğini desteklemekle diğer bir kısmı da reddetmekle meşgul.  “Muhafazakâr kesimin münevverlerinin” de göbeğinden iktidara bağlı olmaları sorunu epeyce derinleştirmektedir.Hal böyle olunca bu ülkenin problemlerini çözme yükü tamamen Sayın Erdoğan’ın omuzlarına yüklenmektedir. Batı dünyasında ise yetişmiş insanların zihin dünyası devletin önündedir. Bilgiyi üretir ve ülkeyi yönetenlere bilgiyi arz ederler. Maalesef Türkiye'de durum tam tersiistikamettedir.

Türkiye'deki yetişmiş insanlarının bulunduğu organizasyonları sayacak olursak;  üniversiteler,  sendikalar, siyasi patiler, ticaret ve meslek odaları ve diğer STK’larülkenin zihin haritasının ciddi bir kısmını oluşturmaktadır. Bu kurumların zihni faaliyetlerini özetlersek;;

Türkiye'de 190’dan fazla üniversite, 160 bin civarında akademisyen var. Bunların yaklaşık 25 bini profesör, 15 bini doçent ve 37 bini de doktora yapmış olanlardır.  Hâlihazırda kayıtlı yaklaşık    90 bin doktora öğrencisinden bu yıl yaklaşık5 bin kişinin mezun olması beklenmektedir.

Üniversitelerde bugün maalesef en heyecan verici faaliyetlerrektörlük seçimleriolmaktadır. Ayrıca kooperatif toplantılarıda gene heyecanla takip edilenmeseleler arasında yer alır.  YÖKbütün bu yetişmiş insan gücünü sadece “personel”olarak görüp  çoğunlukla ‘’terfi-tayin’’işlerini düzenlemekle meşguldür. Elbette ki bu kurumlarda ciddi akademik çalışmalar yapılmaktadır. Toptancı bir yaklaşımla tümünü inkâr etmek insafsızlık olur. Lakin ülkenin temel meselelerinin çözümüne katkıları herkesçe malumdur. Batı’da doktora en önemli akademik kariyerdir. Doktora yapmak çok ciddi bir iştir. Her doktorada bir problemi bilimsel olarak çözersiniz. Örneğin; kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınması konusunda doktora yaptıysanız teziniz  ilgili  çevrelerinde ciddi bir karşılık bulur. Fakat Türkiye'de danışman hocanız ve kısıtlı bir kesimdışında kimsenin konudan haberi olmaz. 

Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 800 bin sendikalı işçi ve 1 milyon 700 bin sendikalı memur bulunmaktadır. Toplamda bu sayı yaklaşık 3,5 milyon sendikalı işçi ve memuru ifade eder. Her sendikalı, bir günlük brüt yevmiyesinisendikaya verir. Bu sayı ellerinde tuttukları kuvveti ve maddi imkânı gözler önüne sermektedir. Sendikalar Türkiye’de yıllardır sadece toplu sözleşme zamanlarında gündeme gelir.  Genelde de aynı siyasi görüşe sahipolan insanların oluşturduğu beraberliklerdir. Bu ülke, işçi haklarını savunurken işçinin 10 yıllık maaşıyla alamayacağı arabalarabinen sendika liderleri gördü. Şimdi de durum pek farklı değil. Elbette ki  sendikalar  işçi haklarının korunması ve çalışma barışının tesisinde bir katkı sağlıyorlar. Fakat potansiyelleri ve var oluş gerekçeleri nedenleriyle ülke meselelerinin çözümüne  çok daha fazla katkı sağlamak zorundadırlar.

Siyasi partiler açısından mesele çok daha vahimdir. Özetle ifade etmek gerekirse, Türkiye’nin temel meselelerini çözme iddiasında olmalarına rağmen kamuoyuna sundukları ciddi bir çözüm önerileri  yoktur. Muhalefet kendi doğal liderini bulma derdinde, AK Parti de muhalefetteki bu darmadağınık durumdan dolayı konuyu nerdeyse tamamen Sayın Erdoğan'a ciro etmiş durumdadır.

Ticaret odaları ve meslek odaları açısından da tablo pek farklı değil.  Türkiye'de hangi boyutta bir ticari işletme açarsanız açın Ticaret Odalarına veya Meslek Odalarına ödeme yapmakzorundasınız. Hadi açtınız diyelim,  kapasite raporundan faaliyet belgesine, sicil kaydından bilmem neye kadar bu odaların kıskacındasınız. Sahip olduğu maddi imkânlar telaffuzu zor rakamlar.  Aldıkları huzur hakları ve maaşlar insanın başını döndürecek cinsten.  Mimarlar Mühendisler Odası, Tabipler Odası vs. tam bir “istemezük”birlikleri.  “Sol slogan atma fırsatı kollamaktan”başka bir dertleri yok. Elbette bu organizasyonlar içinde ülke meselelerini dert edinen insanlar yok değil. Lakin bu devasa yapılarına nispetle icraatları, “dağın fare doğurması” gibidir.

Medya Türkiye'de 4. kuvvet olma özelliğini, çok az faaliyeti dışında, kaybetmiştir. Medyanın büyük bir kısmı ticarikaygılarla yayınlarını tamamen Batılıların entertainmentdedikleri dizi, film, müzik ve magazin programlarınaayırmış durumdadır.  Sosyal medyanın hızla yayılmasının bunda rolü olduğu muhakkak. Diğer kısım da yazının başında ifade ettiğim gibi ya teville ya da reddiye ile meşgul.   Üstelik “masaya yatırdıkları meseleler” genellikle ülkenin bir hafta sonra unutulan gündemkonuları oluyor. Bu programlarda konuşan insanların, sayısı da belli, kendi aralarında dönüp duruyorlar. Genelde program konuklarının ya bir siyasi etiketleri ya da siyasi bir amaçları bulunuyor.  Bir süre ekranlarda göründükten sonra belli görevler aldıklarını biliyoruz. Durum böyle olunca ortaya sadra şifa olacak bir sonuç çıkmıyor.Öyle görünüyor ki gelecekte ülke meselelerini çok fazla yayın maliyetleri olmayan sosyal medya kanallarındantakip edeceğiz.

Köy, belde, il ve ilçe dernekleri ve bunların oluşturdukları federasyonların yerel siyasette öne çıkarak ikbal kazanmak ve hemşerilerini bir araya getirmektenbaşka ciddi bir işlevi yoktur. İşadamlarının kurduğu vakıflar dışında diğer büyük vakıflara gelince,bunlar da ekseriyetle ülkemizdeki dini cemaatler tarafından etki alanlarını ve maddi imkânlarını arttırmakamacıyla kurulmuşlardır. Arap kültüründen içtimai hayatımıza kattığımız vakıf kültürü, temelinde bir “feda”kültürüyken günümüzde servet kültürühaline gelmiştir. Haksızlık etmeden bunun da istisnalarının (az da olsa) bulunduğunu belirtelim. Yazılarımızı yayınladığımız bu site de ümmete hizmetten başka hiç bir derdi olmayan, ARDEV vakfının eseridir.Bu vakıfların çoğunluğunun kendi cemaatlerini kutsamak ve insan-ı kâmilin veya mehdinin kendi şeyhleri olduğunu ispat etmeye çalışmaktanbaşka neredeyse topluma sundukları çok bir şey yoktur. Ülke meselelerini çözmek bir yana maalesef, zaman zaman kendileri çözülmesi gereken bir problemhaline gelmektedirler.

Yeni Başkanlık sistemiTürkiye'nin sahip olduğu bu yetişmiş insan gücündeki zihni statikliği dinamizme geçirmede çok önemli bir fırsattır.   Başkanlık sisteminde ülkenin temel meseleleri ile ilgili kurulan ofis ve kurulların altında, yukarıda saydığımız kurumlardan oluşan kurullar kurulmalıdır. Bu kurullardan ülke sorunları için çalışmalar istenmeli hatta buna zorlanmalıdırlar. Dahası, bu raporlar muhakkak kamuoyuna açıklanmalı ve kamuoyu önünde tartışılmalıdır.

YÖK idari bir kurum olmanın ötesinde, ülkede üretilen ve üretilecek bilginin değerlendirilmesinde daha etkin rol oynamalıdır.Üretilen bilgiyi koordine ederek ilgili  kurumlara aktarmalıdır. Rektör seçimlerinde, bilimsel başarıyı temel alan bir faaliyet planı istenmelidaha sonra da hedefler raporlanmalıdır. Özellikle ülkemiz için hayati önem taşıyan, geleceğin en önemli sektörleri olan  tarım ve tarım ekonomisi, bilgi işlem(yazılım ve sanal dünya), eğitim  ve sağlık alanında gerektiğinde doktora konularının belirlenmesinde dahil olmak üzere müdahil olmalıdır. Belirli süre bilgi üretmeyen akademisyenlerin görevlerine son verilmelidir.

Sendikalar geleceğin iş dünyasına katkı vermek için zorlanmalıdır. Geleceğin iş dünyasının bugünden çok farklı olacağı aşikardır. Yeni meslekler ve yeni iş kolları için geleceğin çalışma hayatına ilişkin konularda, sendikalar şimdiden kafa yormaya başlamalıdır.

Ticaret odaları ile meslek odalarının görev ve sorumlulukları kanunla yeniden belirlenmeli, Türkiye’nin temel sorunlarının çözümüne ilişkin kendi alanlarındaki sorumlulukları arttırılmalıdır.Ayrıca bu kurumların bir “istikbal kaynağı”olmasının önüne geçmek için gelir ve harcamaları denetlenmelidir.

Köy, belde, il ve ilçe derneklerinin oluşturduğu federasyonlarla, kırsal kalkınma planları hazırlanmasında ve yerel problemlerin çözümünde aktif işbirliği yapılmalıdır.Üniversitelerde kurulacak bölgesel iktisatkürsüleriyle beraber çalışmaları sağlanmalıdır.

Vakıflarla ilgili ana faaliyet konularına göre kanuni düzenlemeleryapılmalı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonundaülke çapında temel çözümlere katkı sağlamaya zorlanmalıdırlar.

Hakan DEMİRCAN
http://www.mirathaber.com/hakan-demircan-turkiyenin-zihni-tembellik-haritasi-195-4921y.html


Back To Top