20 Ekim 2018 Cumartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Katılımsız katılım bankaları

16-17 Kasım 2017 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde yoğun bir lansman ile; Cumhur Başkanlığı himayesinde, MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği), TKBB (Türkiye Katılım Bankaları Birliği), TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği), öncülüğünde GPAS İstanbul – İnsani Finans Zirvesi düzenlendi.

Finans dünyasının parıltılı atmosferine uygun tasarıma sahip bir organizasyon oldu. Günün sonunda insani katılımın sayısal yeterliliği tartışılsa bile çok önemli değil. Zira önemli olan böyle bir çalışmanın yapılmış olması ve amacın etkinliğidir. Alınacak kararlar ve atılacak adımlar çalışmanın etkisini ileride gösterir...

İki gün boyunca hem ana oturumlardan bir kaçını hem de teknik konuları ele alan dar kapsamlı birkaç oturumu izledim...

.......................

Türkiye’de Katılım Bankaları kategorisinde tam bir elin parmakları sayısında katılım bankası mevcut. 

Finans sektöründeki cesametleri ise 2017 Ekim[1] ayı itibariyle; 

-       Toplanan Fonda %6

-       Kullandırılan Fonda %4,9

-       Toplam Aktifte %4,9

-       Öz Varlıkta %3,8

-       Net Kârda %3,3

Finans kurumlarımızın fon kullandırması ise işlem türü olarak %97,5 oranında MURABAHA yöntemi ile gerçekleşiyor.

TKBB (Türkiye Katılım Bankaları Birliği) sitesinde yer alan finans kurumlarının 2017 tarihli son denetim raporlarında tek tek yaptığım kelime aramasında MUDARABA ve MÜŞAREKE kelimesine dahi rastlayamadım!..

TKBB resmi sitesinde yapacağınız kelime aramasında ise MURABAHA kelimesi için 27 konu başlığı çıkıyor. MUDARABA kelimesi için biri sözlük olan 6 makale var. Sitede MÜŞAREKE kelimesini arattığınızda ise tek bir makale ile karşılaşıyorsunuz. O da; “En çok kullanılan İslami finans ürünleri / Borsa Gündem” başlıklı makale. Burada alt başlıkta geçen ibare bile “Müâreke” şeklinde yanlış yazılmış... Müşareke kavramına bir de finans sözlüğünde rastlayabilirsiniz.

Bu görüntü 2017 yılında İslami Finans konusunda gelinen durumun fotoğrafıdır!

Faizsiz Banka sistemi olarak Türkiye de 1985 yılında başlatılmış olan modelin, bugün geldiği noktanın değerlendirmesini yapmak içimi acıtsa da, birilerinin bu uyarıları yapması gerektiğine yürekten inanıyorum. Bu değerlendirmeyi de ekonomi tahsili yapmış birey sorumluluğuyla Allah’a bir mazeretim olsun diye[2] yaptığımı belirtmeliyim...

......................

Kurulduğu dönemde fonlarını, %60’ı Murabaha, geri kalanını da Mudaraba ve Müşareke yöntemleri ile kullandırmayı amaçlayarak çıkılan yolda gelinen seviye ortadadır. Sadece bu da değildir. Düzgün yapıldığında İslami aynı zamanda İnsani olan her üç yöntemin uygulamada nereye evrildiğini görmek, nasıl bir kuşatma altında olunduğunun göstergesidir ve can sıkanda burasıdır...

1994 krizinden sonra Katılım Bankaları; kullandırdıkları fonları geri almakta dönemsel sıkıntı yaşayınca, AK Parti iktidarını fırsat bilip Bankalar Kanununda değişiklik yapılması için siyasi iktidara baskı kurdular. 2005 yılında kanunları değişti. O döneme kadar sadece ticaret yapabilen Katılım Bankaları o tarihten itibaren hem finans pazarlayan banka hem de ticaret yapabilen bir finans kurumuna dönüştüler. 

İnsani Finans Zirvesinde kimi duayenlerin; bu tarihi değişikliği milat kabul edip, işlem hacmindeki gelişme açısından önlerinin açılmasını sağladığı için  övgüyle söz etmeleri hayret uyandırıcıdır. Keşke bir konuşmacı da çıkıp "2005’deki Katılım Bankaları Kanunu değişikliği ile boynumuza bir ip bağladık" diyebilseydi!..

Çünkü; Katılım Bankaları(mız) bu tarihten itibaren ticari faaliyetlerini (neredeyse) sıfıra indirip risksiz yolu tercih ederek bankacılık faaliyetlerine yöneldiler. Halihazırda işlerinin neredeyse tamamını oluşturan Murabaha uygulamasını da bankalar ile benzer modelde yürütmekteler. 

Adı Faizsiz Banka olduğu için inancını ciddiye alanların önceliği olan sistemin para kullandırma yöntemi şu şekildedir..

İhtiyaç sahibi, alacağı malın proforma faturasını Katılım Bankasına götürür. Katılım bankası bu meblağa dönemsel kâr payı üzerinden fon kullandırma maliyetini ekler. Para satıcıya, mal da borçluya gider. Borçlu temerrüte düşmeden borçlarını öderse sorun olmaz. Aksi durumda temerrüt yani gecikme cezası, aynı bankacılık sistemindeki kurallara uygun olarak kanırtarak tahsil edilir. Böyle bir durumla karşılaşılıp da imzalamak zorunda bırakılacağınız yapılandırma sözleşmesinin maddelerini görmenizi dahi istemem...

Katılım Bankası’nın günümüzdeki Murabaha uygulamalarında mala karşı hiç bir sorumluluğu yoktur. Zira bankaya iletilen sadece proforma faturadır ve hukuki bağ kurmaz. Fiktif bir anlaşma ile mal banka tarafından alınmış ve borçluya satılmış gibi yapılır. Bu mallar Katılım Bankaları’nın aktiflerinde yer almaz. Dolayısıyla mal ile ilgili olası bir olumsuz durumda satıcı ve borçlu karşı karşıyadır. Katılım Bankasının işlemin mal tarafına karşı hiçbir sorumluğu yoktur. Katılım Bankası sadece fon kullandırarak, parasının peşinde koşan bir finansördür.

Yapılan Murabaha işleminin usulü ise ayrı ve başlıbaşına sorunlu bir eylemdir. İşlem borsa üzerinden gerçek ürünü temsil etmeyen kağıtların alınıp satılması yöntemiyle yürütülür. Yöntem banka aracılığı ile müşterilerin fonlanması için kullanılan bir usuldür. Banka peşin bedelle bu kağıdı alır müşterisine vadeli satar. Sonra bu kağıt müşteri adına peşin fiyatla borsada broker aracılığı ile satılır. Bedel müşterinin hesabına geçilir. Bu işlem tamamen gerçek mal teslimi söz konusu olmadan, bir kaç dakikada borsada brokerler ile halledilen bir hesap aktarım sürecidir. Aşağıda işlemin uygulamasını anlatan banka murabaha sözleşmesinin bir bölümünden alıntı mevcuttur.

1.1.1. İşlemler aşağıdaki şekillerde cereyan edecektir: 

1.1.1.1. Banka, Müşterinin talebi ile ilgili maden (metal) borsasından (LME) peşin bedelle satın aldığı madeni, işbu protokol hükümleri dâhilinde Müşteriye vadeli olarak satacaktır. 

1.1.1.2. Banka, Müşteriye vadeli olarak sattığı sözkonusu madeni, ilgili borsada Müşterinin vekili sıfatıyla paraya çevirip, tutarını Müşterinin Banka nezdindeki hesabına aktaracaktır. 

1.1.1.3. Müşteri, vade sonunda geri ödeme borcunu; madenin peşin bedelinin üzerine mutabık kalınan kârın ilavesi suretiyle bulunacak vadeli satım bedelini ödemek suretiyle ifa edecektir.

1.1.1.4. Alım satıma konu madenin sertifikaları Banka adına düzenlenecektir; madenin peşin alınması ile paraya çevrilmesi borsa dâhilinde, Bankanın Müşteriye vadeli satımı ise borsa haricinde işbu protokol hükümleri tahtında gerçekleştirilecektir. Dolayısıyla, Müşterinin talebi ile Bankanın madeni satın alması ve sertifikalarının Banka adına düzenlenmesini müteakip, tarafların vadeli alım satıma ilişkin iradelerinin birleştiği ve vadeli alım satım işleminin tamamlandığı; mülkiyetin Müşteriye işbu protokol hükümleri tahtında teslimsiz (hükmen) geçtiği kabul olunur. 

.....................

Katılım Bankalarının asli işlevleri arasında yer alan kâr ve zarar ortaklığı yöntemlerinden olan Mudarabe ve Müşareke yukarıda da belirtildiği gibi işlemler arasında eser miktarda dahi mevcut değildir.

GPAS-İstanbul İnsani Finans Zirvesi’ne katılanlar sıklıkla, Mudaraba ve Müşareke uygulamalarının yapılmadığını, konuşmacılardan duymuşlardır. Hemen ardından istisnasız aynı cümleler ile bunun gerekçesi olarak, borçlanan ortakların iyi niyetli olmadıkları ve Katılım Bankalarını zarara soktukları bahanesi ileri sürülmüştür. Bu bahane Katılım Finansçıları tarafından sanki bir günah çıkarma ritüeli gibi o derece ezberlenmiş olmalı ki aynı sözleri dış ortamda da aynı kelimeler ile çok kez işitim!..

Zirvede sadece bir sunumda, sunucunun; riskten kaçmak için bu yaklaşımın bahane olamayacağını Cumhuriyetin kuruluş yıllarında İş Bankası’nın ortaklık yöntemi ile çok sayıda sanayi kuruluşunu desteklediğini, müşareke yönteminin o dönemin muhasebe koşulları ile gerçekleştirilebildiğini ve çok da başarılı sonuçlar elde edilerek kalkınmanın lokomotifi kuruluşların ortaya çıkarıldığını söylediğinde şaşırdım. Sunucu, bugünkü gelişmiş muhasebe ve kontrol yöntemleriyle bu işin yapılmayışının sebebinin proje sahiplerinin art niyetinden değil Katılım Bankaları’nın kolaycılığa alıştıklarından dolayı olduğunu söylediğinde ise yeni bir kanaate sahip oldum!

GPAS-İstanbul İnsani Finans Zirvesi bende; önümüzdeki dönemde Türkiye’nin kalkınması için projelere ortaklık desteklerinin artacağı, işletmeleri rekabetçi hale getirecek ortaklık modellerini geliştirecek mudaraba ve müşareke yöntemlerine işlevsellik kazandıracak bir fikir jimnastiği ortamı oluşturmak için düzenlendiği izlenimi uyandırdı. Hatta bir kaç arkadaşa projelerini bu yönde hazırlamalarını, Katılım Bankalarının asıllarına rücu edeceklerini, bu alanda hızlıca bazı uygulamaları gündemlerine alacaklarını tahmin ettiğimi, hararetle söyledim.

Sonrasında ki süreçte ise bu beklentinin Katılım Bankalarında hiçbir karşılığının olmadığını fark ettim. Alım garantili bir enerji santrali için görüş alınan en üst düzey katılım bankası yöneticisinin, somut ve her yönüyle garantili bir proje için bile Mudaraba ve Müşareke uygulamalarına hazır olmadıklarını, bunun için yeni firma kurmaları gerektiği bunun yerine Murabaha ile dört yılda geri ödemeli fon temin ettiklerini söylediğini öğrendim. Katılım bankalarının hali hazırda kâr zarar ortaklığı modeline sahip uygulamalara ışık dahi yakmadığını görünce, İnsani Finans zirvesinin Katılım Bankaları üzerinde bir katma değer oluşturmadığına kani oldum.

Bu sektörü domine eden en üst düzey yöneticilerin, Faizsiz Bankacılık konusunu benimsemediklerini görmek gerçekten rahatsız edici bir durum. Görünen o ki bu yöneticiler idealist falan da değiller!.. Onların faizsiz çalıştırılması zaruri olan bu kurumları bir ticarethane gibi değil, bir finans kurumu olarak gördükleri ortada. Çünkü amaç, ticaret yapmaktan tamamen çıkarılmış... Bugün Katılım Bankaları gelişmiş bankacı refleksleriyle sadece finans pazarlamacılığı yapıyorlar. Kesinlikle kâr zarar ortaklığı işlemlerine girmiyor ve risk almıyorlar. Bu hallerinden de son derece memnunlar!..

Oysa ki bu kuruluşlar her türlü desteğe ve kanun zeminine sahipler. Ancak, faizsiz kâr zarar ortaklığı işlemleri yapma iradesi ortada yok! 

Zannediliyor ki bu iş sadece Müslümanların tekelindedir. Kesinlikle değil!.. Keşke faizsiz banka işlerini Müslümanlar sapına kadar düzgün yapıyor olsalar...

Maalesef ufukta da, 1985'ten 2005'e kadar uygulanan ticaret esaslı gerçek faizsiz bankacılık modelini anımsatan bir gelişme görünmüyor!

Önemli olan söylem değil, sistemin uygulamasıdır. Yarın bir gün yabancıların ya da İslâmi hassasiyeti olmayan kimi bankaların İslami Finans modellerini tüm kurallarıyla takır takır uygulamaya başlamalarına hiç şaşırmayacağım!

 

Hasan Mustafa ARSLAN
http://www.mirathaber.com/hasan-mustafa-arslan-katilimsiz-katilim-bankalari-149-2907y.html


Back To Top