All for Joomla The Word of Web Design

Hayır, Fıtratı Temiz İnsanların İşidir

Bir Hayırsever Sayesinde Yoksul Çocuklar Kitap Ve Dergi İle Buluşuyor

Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinde yaşayan fabrika işçisi 32 yaşındaki Ahmet Yerlikaya, 3 yıl önce fuardan aldığı kitapları köyünde çocuklara dağıtıp bunu sosyal medyadan paylaşınca bağışçıların ilgi odağı oldu. 2 yıl önce başkanı olduğu “Kitap ve Çocuk Derneği”ni kurarak çalışmalarını kurumsallaştıran Ahmet Yerlikaya, 3 yılda kırsal alanda yaşayan 12 bin çocuğun kitapla buluşmasını sağladı.

Hayır, Fıtratı Temiz İnsanların İşidir

Kırsal alanda yaşayan yoksul çiftçi ailelerin çocukları, çoğu zaman kitap ve dergilere her zaman ulaşamaz. Haberde okunduğu üzere bu toplumsal sorunu fark eden gönlü zengin hayırsever bir vatandaşımız, üşenmemiş serbest zamanlarında imkânları dâhilinde köy köy dolaşarak, çocukların kitap ve dergi okumalarına yardımcı olmaktadır. Kitap dağıtımı, o kadar hayırlı bir teşebbüs ki, bunu duyanlar da bu maksat için kurulan derneğe yardım etmeye başlamış. Dolayısıyla kitap dağıtım ağı çevresel olarak daha da genişleyerek, bu sayede binlerce çocuk, kitap ve dergi ile buluşma imkânına kavuşmuş.

İslâm’a Göre Her İnsana İyilikte Bulunmanın Adıdır Hayır

Haberde ismi geçen Ahmet Yerlikaya gibi hayırsever insanlar, hep dikkatimi çekmiştir. Muhtaç insanlara maddî ve manevî destekte bulunmak, gariban çocukların eğitimine destek vermek maksadıyla onlara ücretsiz kitap ve dergi dağıtmak gibi hayır işlemeyi seven insanların, ortak özelliği nedir peki? Böyle güzel bir tutum ve davranışta bulunan insanlar, diğer bireylerden hangi yönleriyle farklıdır? Kanaatimce hayırsever insanların ruh dünyalarında merhamet, şefkat ve sevgi duyguları yoğun olmalıdır. Dolayısıyla topluma ve özellikle muhtaçlara faydalı olan her güzel işi, benimseyerek yapmaya hazır olurlar.

Bu bağlamda insanın eli, dili ve(ya) malı ile yapabileceği her olumlu etkinlik, hayırseverlerin ilgi alanına girer. Çünkü böyle örnek insanlar, başkalarının daha iyi olmasını can-ü gönülden ister ve bu uğurda ellerinden geldiği kadar çalışır. Hayırhahlık, hangi boyutta olursa olsun Allah rızasını kazanmak ümidiyle yapıldığında ise her atılan adımın ayrı bir manevî değeri vardır. Çünkü bu niyetle yapılan bütün güzel ameller, kişinin sevap hanesine işler.

Faydacı ahlâk ekolü, iyiliğe materyalist bir anlam vermek istemektedir. Buna göre, ferde yarar sağlayan her davranış, iyi olarak addedilirken, menfaat sağlamayan davranışlar da kötüdür. Ne büyük bir yanılgı. Tolstoy, buna ne güzel cevap vermiş: “Menfaat karşılığı yapılan iyilik, iyilik değildir. İyilik, sebep ve netice zincirinin dışındadır.” Peygamberimiz (sav) ise iyiliğe, manevî ve vicdanî bir boyut kazandırıp, iyiliği şu şekilde tarif etmiştir:

“Hayırlı bir iş, onu yaptığında içini ferahlatan, içinde huzur hissettiğin şeydir.” (İbn Hanbel; 4:227).

Zahirî menfaat elde edilmese bile insanın içinde huzur ve saadet hissetmesi, en büyük manevî kazanç değil midir? Kaldı ki Allah rızasına uygun bir şekilde yapılan bir iyiliğin, manevî hazzı bir bambaşkadır. Kul ile Yaratan arasında en yakın manevî bağ, her hayırlı teşebbüsün sonucunda daha etkin bir şekilde hissedilir. Onun için inançlı insanlar, Allah’a daha yakın olabilmek ve ruh dünyalarıyla barışık bir hayat sürdürebilmek için, mutlaka hayır işleriyle meşgul olmalıdır. Bu doğrultuda her hayırlı iş, Allah katında makbuldür.

Mesela İslâm’a göre bir fakiri doyurmak, giydirmek; Fikir danışana, doğru bilgi vermek; Zulme uğrayanı, zulümden kurtarmak; Zalimin zulmüne engel olmak, onu bu tür kötü davranışlardan alıkoymak; Komşunun hâl ve hatırını sormak; Sıla-i Rahim yapmak; Yetim çocuğu sevip okşamak; İnsanlarla selâmlaşmak onlara gülümsemek; İnsanların herhangi bir sıkıntısını gidermek için çaba sarf etmek; İnsanlara doğruyu, güzeli, hakikati göstermek veya öğretmek; Adaletli davranmak ve hak yoldan ayrılmamak gibi her türlü davranış, hayırdır.

İslâm âlimleri, hayır konusuna ağırlık vermiş ve genelde şöyle bir tasnif yapma ihtiyacı duymuştur:

1.) Hayrı Mutlak: Hangi niyetle yapılırsa yapılsın, yapılan bir iyilikten, başkaları istifade ediyorsa, bu mutlak anlamda bir iyiliktir. Mesela fakirlere maddî yönden yardımcı olmak, bu kapsama giren mutlak bir iyiliktir.

2.) Hayrı Ahlâkî: C. Hakkın emrettiği iyilikleri, ahlâkî şuur ve görev bilinci ile yerine getirmek ise ahlâkî ve manevî yönden güzel bir hayırdır. Bununla birlikte Allah rızası için fakirlere yardım etmek, her ne kadar hayrı ahlâkî ise de, neticeleri itibariyle aynı zamanda hayrı mutlaktır. Dolayısıyla sırf iyilik olsun diye bir hayır yapan kişi, Allah’ın Rahman isminin tecellilerinden yararlanarak, iç dünyasında huzur ve mutluluk hissedebilir. Ancak Allah rızası için bir iyilik yapan mümin, hem Rahman, hem de Rahim isminin tecellilerinden istifade ederek, hem dünyada, hem de ahirette saadet ikliminden teneffüs edebilecektir. Çünkü müminin iyiliği, hayrı mutlak olmanın ötesinde ayrıca bir sadakadır.

Kısacası, bir insanın gerçek zenginliği, bu dünyada yaptığı iyiliktir. İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir. Belki de her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken, kötü bir şey yapmayıp bunun yerine daimi olarak iyilikte bulunan insanların sosyal hayatımızda ayrı bir yeri vardır. Diğer taraftan iyilik yapma kabiliyetinde olup da yapmayan insan, sosyal sorumluluk görevini yerine getirmediği için, belki de ahlâken suç işlemiş olur. Milletlerin gelenekleri başka başka olabilir, fakat iyilik her yerde birdir ve her millet tarafından takdir edilir. Hakikat şu ki insan, mutluluğun en büyüğüne, ancak öteki insanlara iyilik yapmakla kavuşabilir. Biz Müslümanların iyilik konusundaki manevî yaklaşımı bellidir. Bir atasözümüz bu konuda ne der? “İyilik yap, denize at, balık bilmezse Hâlık (Yaratan) bilir.” Yazımızı yüce Peygamberimizin (sav) bir güzel sözü ile tamamlayalım:

“Ehli olsun olmasın, sen iyiliğini yap. Şayet ehlini buldunsa ne güzel, isabet ettirdin. Şayet bulamadınsa, sen iyiliğin ehli olursun.”

Hayır yapma imkânları çoktur. Yeter ki biz Müslümanlar, hayrın öncüleri olalım ve bu yönümüzle de dünyaya örnek olalım. Zaten Müslümanın fıtratı, hayır yapmaya uygundur. Ancak temiz fıtrattan uzaklaşan topluluklar ve insanlar, hayır yerine kötülük yapabilir. Onun için biz Müslümanlar, temiz fıtratımızı güçlü bir manevî donanımla koruyalım ve her asırda hayır kahramanları olalım.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir