18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

Her alanda yeni Hezarfenlere ihtiyacımız var

Ekstrem sporcusu Cengiz Koçak, Galata Kulesi'nden serbest atlayış olarak bilinen'base jump' atlayışı yaptı. 36 metre yükseklikten kendini aşağıya bırakan Koçak başarılı bir şekilde yere indi.
Her alanda yeni Hezarfenlere ihtiyacımız var
İlk denemesinde Galata Kulesi önünde bulunan boş alana inen Cengiz Koçak, atlayış denemelerine devam edecek. Bu doğrultuda Koçak, şu açıklamalarda bulundu: "Hezarfen'e selam olsun.Bu hayatımın en önemli atlayışıydı. Bu yedi aşamalı bir iş. Bu birincisiydi. Hezarfen gibi Üsküdar'a geçmeyi deneyeceğim. Bu Galata Kulesi'nden 385 yıl sonra yapılan ilk atlayış oldu. Umarım birilerine ilham olur ve Türkiye'de havacılık sporu gelişir. Çok heyecanlandım. Hatta dün gece hiç uyumadım. Önümüzde 7 aşama var. Türkiye'nin tanıtımı, dünyada da tanıtımı aynı zamanda Türkiye'nin ekstrem sporların merkezi olabileceğini göstermek için daha çok fikirler bulacağız."


Her Alanda Yeni Hezarfenlere İhtiyacımız Var

Farsça kökenli bir kelime olan Hezar, ‘bin’ anlamına gelir. Hezarfen ise ‘bin fenli’ yani bizim tabirimizle bin bir marifeti olan‘çok şey bilen’ bir insan anlamına gelir. Bizde hezarfen denilince uçma tekniğini geliştirmiş olmasından dolayı ilk akla gelen kişi, Hezarfen Ahmed Çelebi’dir (1609-1640). Bu Osmanlı bilgini, kuşların uçuşlarını incelemiş, suni kanatlar icat etmiş ve bunların dayanıklılık derecesini görebilmek için, İstanbul Okmeydanı’nda çeşitli deneyler yapmıştır. Hezarfen Ahmed Çelebi, henüz 23 yaşındayken 1632 yılında, lodos rüzgârının olduğu bir havada, suni kuşkanatlarına benzer bir aracı sırtına takarak, Galata Kulesi’nden İstanbul Boğazı’nı geçip Üsküdar’a kadar uçabilmiştir. Evliya Çelebi (1611-1682) Seyahatname’sinde bu olayı, birçok ayrıntılarıyla anlatır. Buna göre Padişah Sultan IV. Murat Han (1612-1640), bu başarısından ötürü kendisine bir kese altın ihsan etmiş, buna rağmen her nedense “Böyle kimselerin bekası caiz değil” diyerek kendisini Gazir (Cezayir) diyarına sürmüştür.

Bu bilgilerin tek kaynağı olarak Evliya Çelebi’nin eserinde geçtiği için, Prof. Dr. İlber Ortaylı dâhil birçok yerli tarihçimiz, bu olayı ‘efsaneden başka bir anlam taşıyamayacağı’ iddiasıyla adeta yok hükmünde sayar. Ben şahsen bu bilgilerin, doğruluğuna inananlardanım. Çünkü hafız ve bilgin Evliya Çelebi, Sarayburnu’nda bulunan Sinan Paşa köşkünden bu olaya şahit olan IV. Murad Hanın vefatına kadar sarayda görevli bir memurdu. Ve bilindiği üzere Seyahatname eserini,1630 yılında gördüğü bir sadık rüya üzerine kaleme almıştır. Rüyasında Peygamberimizi (sav) görüp heyecanından “Şefaat ya Resulullah” diyeceğine “Seyahat ya Resulullah” diyen bir İslâm âliminin, bazı olayları abartılı bir şekilde anlatmış olabileceği düşünülebilir fakat yalan söylemesine ihtimal verilemez.

Bu Haber Beni Almanya’nın ‘Ulm Terzisi’ne Götürdü

İnsanın uçma deneyiminin başlangıcı olan bu sıra dışı olay, Avrupa’da ve Almanya’da geniş yankı bulmuştur. Ben Almanya’da ilkokulumu 1972 yılında tamamladıktan sonra Albrecht Berblinger (1770-1829) ismini taşıyan bir ortaokula devam ettim. Okula yeni başlayan öğrencilere bu ilginç şahsın hayatı ve maceraları anlatılırdı.

Buna göre Albrecht, henüz 13 yaşındayken babasını kaybetmiş ve yetimler yurdunda terzilik öğrenmiştir. 21 yaşında terzi ustası olduğu halde ilgi alanı hep teknik konular olduğu için, birçok icatta bulunmuştur. Örneğin 1808 yılında ilk bacak protezi üretmiştir. En önemli icatı ise yıllarca baykuşların hayatını takip etmenin sonucunda ürettiği iki kanatlı planöre benzeyen yelkenli bir uçuş aletiydi.

Würtemberg Eyaletinin Kralı I. Friedrich (1754-1816) kendisine 20 altın para vererek, bu uçma aletini geliştirmesini istedi. Kral, evlatlarıyla birlikte 1811 yılında Ulm’e gelerek, bu mucidin uçma tekniği görmek istedi. Albrecht Berblinger, o dönemde 100 metre yükseklikte olan Ulm kilisesinin tepesinden uçmak istedi ama Ulm Belediyesi bunu kabul etmedi. Nihayet Tuna nehrinin bitişiğinde bulunan surlardan atlamasına izin verildi.

Albrecht Berblinger, uçuş tarihini hep ertelemek mecburiyetinde kaldı çünkü hava akımı arzu ettiği nitelikte değildi. Kral, daha fazla bekleyemedi ve şehri terk etti ama kardeşi ile prensler, gösterinin yapılacağı güne kadar bekledi. Hezarfen Ahmed Çelebi’nin denemesinden tam 179 yıl sonra 31 Mayıs 1811 tarihinde Albrecht Berblinger, kararını verdi ve kalabalık bir seyirci kitlesinin huzurunda şansını denedi.

Ne var ki Tuna nehrinin soğuk sularının yerçekiminden dolayı uçma aletiyle yeterince rüzgar alamadı ve bir kaç saniye sonra Tuna nehrine düştü. Seyirciler kendisini yuhaladı. Mahkeme kararıyla yalancı ve sahtekar olarak damgalandı, uçma aleti dâhil bütün icatları devlet memurlarının denetimi altında yakıldı. Yoksulluk ve sefalet içinde yakalandığı amansız bir hastalığı yüzünden bir hastanede hayatını kaybetti.

Almanya’nın ilk uçuş denemesinin 175. yılı münasebetiyle 1986 yılında aynı yerde el yapımı uçuş altetleriyle bir müsabaka düzenlendi. Bir katılımcı, Albrecht Berblinger’in modeline benzeyen bir aletle Tuna nehrini geçebildi ve böylece bu talihisz mucidin itibarını iade etmiş oldu.

Umarım Cengiz Koçak da, kanatlı uçak aletine veya yamaç paraşütüne benzeyen bir hava taşıtı ile Galata Kulesinden Üsküdar’a kadar bir uçuşun aerodinamik bilimi açısından teknik yönden imkânsız olduğunu öne sürenlerin tezlerini yeni denemeleriyle çürütebilir. Böylece hem Hezarfen Ahmed Çelebi’nin ruhunu şad etmiş, hem de Evliya Çelebi’nin bu ilginç hikâyesini doğrulamış olur.

Velhasıl

Deneme yanılma süreci yaşansa bile teknolojik gelişim için her zaman üstün zekâlı mucitlere ve girişimcilere ihtiyaç vardır. Kabul etmek gerekir ki bu gerçeği Batı, aydınlanma dönemiyle birlikte anladı ve mucitlere özgür bilimsel ortam imkânı sunarak, teknoloji alanında hızlı bir ilerleme kaydetti. Hemen her türlü yeniliğe açık olan Batı’dan Bill Gates ve Mark Zuckerberg gibi süper beyinlerin icatları bir tesadüf eseri değildir. Bakınız yerli ve milli otomobil üretimine hız kazandırabilmek için, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, internet yazılımı, çevrimiçi ödeme sistemi, uzay ve ulaşım teknoloji alanlarında mucit olan Elon Musk’un teknik görüşlerinden yararlanabilmek adına kendisini külliyede ağırlama gereği duymuştur. Demek ki biz halen, yabancı beyinlere muhtaç durumundayız. Öyle ise yerli ve milli teknolojilerimizin gelişmesini istiyorsak, yerli hezarfenlerin yetişebileceği uygun bir bilim ve araştırma ortamı/sistemi de oluşturmamız gerekmektedir.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/her-alanda-yeni-hezarfenlere-ihtiyacimiz-var-2-2288h.html


Back To Top