19 Nisan 2018 Perşembe
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Hukuk, popülizm ve konformizm yerine adalete dayanır


Bylock tuzağından tahliyeler

ByLock kullandığı iddiasıyla ‘FETÖ Üyeliği’ suçundan hakkında açılan davada 175 gün Metris cezaevinde tutuklu kalan, Saadet Partisi İstanbul il Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Yaman, davanın ilk duruşmasında beraat etti.
Hukuk, popülizm ve konformizm yerine adalete dayanır
İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuksuz sanık Mustafa Yamanile avukatları katıldı. Soruşturma aşamasında tutuklanan Yaman,ByLock’a rızası dışında yönlendirilenler listesinde olduğunun tespit edilmesinin ardından ara celsede tahliye edilmişti. Beraat kararı sonrası Mustafa Yaman, Türkiye’de hukukun ve adaletin tesis edileceği günlere ümitlerini artıran bir karar verildiğini dile getirerek, “Ama daha yolun çok başındayız. 10 binlerce insan bu işten mağdur oldu. Yargı misyonunu üstlenmiş kişilerin daha dikkatli olması gerekir.” dedi.


HUKUK, POPÜLİZM VE KONFORMİZM YERİNE ADALETE DAYANIR

Melun 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonraki fırtınalı günlerde kendini koruma refleksi ile devlet, OHAL ilan ederek, hangi maksatla ve nasıl elde dildiğine bakılmaksızın cep telefonlarında Bylock’un yüklü olduğu tespit edilen istisnasız bütün vatandaşlarına FETÖ şüphesiyle baktığı için, kendileri hakkında gerekli adlî işlemler yapıldı. Bunlardan önemli bir kısmı görevlerinden uzaklaştırıldı, bir kısmı tutuklandı. FETÖ ile mücadele gerekli idi, mücadelede hukuk ilkelerine de riayet edileceği hükümet tarafından da sık sık beyan edildi. Ama bunun fiiliyatta tam olarak uygulanmadığına dair eleştiri yapmak isteyen vicdan ehli gazeteci, ilahiyatçı ve(ya) hukukçular dahî FETÖ’cü ilan edilebiliriz endişesi yaşadıkları için, özellikle ilk dönemlerde mağdur edilenlerin sesi olamadılar. Kaldı ki bu dönemlerde Bylock’un kendi başına FETÖ üyeliği için kesin bir delil olamayacağı tespitiyle Bylock sahibi şüpheliler hakkında tutuksuz yargılama kararı veren bazı hâkimlerin FETÖ şüphesiyle açığa alınması, Bylock üzerinden tartışma yapmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyordu.

Ancak aradan takribî olarak bir yıl geçtikten sonra Mustafa Yaman’ın avukatlarının ince çalışmaları sonucunda her Bylock sahibi vatandaşın FETÖ’cü olmadığı anlaşıldı. Böylece Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 11 bin 480 GSM numarasının kullanıcılarının iradeleri dışında ‘Mor Beyin’ uygulamasıyla ByLock IP’lerine yönlendirildiği tespitinin açıklamasının ardından 2.400 civarında masum olduğu anlaşılan tutuklu kişilerin tahliyeleri başlamış oldu. Şimdi de ‘sıkıyönetim komutanı’ olarak atanacağı iddia edilen 18 rütbeli asker, delil yetersizliğinden serbest kaldı.

Hukuk, Popülizme ve Konformizme Değil Adalet-i Mahza’yaDayanır

Bütün terör örgütleri, hem devlet, hem de toplum için büyük bir tehlikedir. Ancak terörle mücadele edilirken, hukukun evrensel ilkelerinin başında gelen adalet ölçüsüne her zaman bağlı kalmalıyız. Kesin deliller belirlenmeden gizli tanık vasıtasıyla veya şüphe üzerine herkesi aynı terör kutusuna atıp en ağır ceza yöntemlerine müracaat etmek, adalet ilkesine tamamen aykırıdır. Terörle mücadele adı altında halkın saf duygularını köpürtmeye yönelik manipülatif beyanlarla sureti haktan görünümlü gayri âdil işlemler, belki bir süre engelsiz olarak sürdürülebilir.

Ancak haksız muamelelerin ve tutuklamaların sayısı arttıkça toplumun vicdanındaki adalet duygusu kendisini göstermeye başlar. Yani popülizmin ancak bir yere kadar etkili olur. Toplumların bazen devletin telkinleriyle, bazen de kitle psikolojisinin etkisiyle, yaygın olarak kabul edilmesi istenilen şeylere boyun eğme ve sessiz kalma eğilimini nereye kadar sürdürebilir? Konformizm denilen bu uyuşuk toplumsal davranış kalıbı, belirli bir tahammül derece ve aşamasından sonra şaşılacak bir şekilde değişebilir. Özellikle vicdanlara ters gelen olayların artmasıyla toplumlar popülizm ve konformizm etkisinden sıyrılıp daha duyarlı olabiliyor. Masum insanların başına gelen olaylara karşı kayıtsız kalmak, hele hele bir Müslüman toplumun ahlâkıyla hiç bağdaşamz.

KHK uygulamaları ile birçok masum memur, akademisyen, sendikacı, polis ve öğretmen keyfî gerekçelerle hem devlet, hem de toplum tarafından dışlanarak mağdur edildi. Kamuoyunda rencide edilen tanınmış insanlar, evlerinden çıkamadı. Tutuklamalar oldu, işsiz kalındı, açlıkla imtihan olundu, travmalar yaşandı, aileler parçalandı, akrabalık ve komşuluk ilişkileri sarsıntıya uğradı, toplumun en büyük manevî sermayesi olan güven ortamı bozuldu. Devlet eliyle hukuk alanına ve sosyal hayata adlî ve toplumsal mühendislik yöntemleriyle müdahale etmek, bütün dengeleri altüst eder ve adaleti sarsar.

Diğer taraftan yanlış ve keyfice işleyen bir adalet mekanizması, adaleti yavaşlatır ve gecikmiş adalet başka adaletsizlikleri de doğurabilir. Ama geciktirilmiş adalet de olsa, hiç işlemeyen bir adalet sisteminden yine de iyidir. Yeter ki adalet, adalet olsun. Onun için zararın neresinden dönülürse kârdır. Zaman kaybedilmeksizin mağdur edilen vatandaşlarımızın hakları acilen iade edilmelidir. Özellikle delilsiz tutuklamalar, “Deliller henüz toplanamadı” gerekçesiyle sürekli olarak uzatılmamalıdır. Yargı organları ve OHAL Komisyonu, mağduriyetlerin giderilmesi yönünde hızlı bir şekilde hareket etmesi gerekir, aksi takdirde işlenmiş ve henüz giderilmemiş adaletsizliklerin telafisi zor olur. Adaletsizliğe veya geciktirilen adalete göz yumulması halinde olay, ontolojik bir boyut kazanır, yani ilahî adalet devreye girer yani gayretullaha dokunur.

Velhasıl-ı Kelâm

Yargı sistemine güvenin yeniden tesisi için, yargıda tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesine titizlikle uyulmalıdır. Başta vicdan sahibi hâkimler, savcılar ve siyasiler olmak üzere adaleti esas alan Müslümanlar, kendilerini bir iç muhasebeye/sorgulamaya çekebilmeli, kim olursa olsun cadı avına yönelmeden, ön yargılardan ve peşin hükümlerden uzak darbe ve terörle hiç ilgisi olmayan mağdurlarla empati yapabilmeli ve tavırlarını hep Haktan yana koymalıdır. Ümidimiz ve duamız kutuplaşma, düşmanlık, sosyal çözülmeler yerine kardeşliğin, toplumsal barışın ve millî birliğin yeniden canlanabilmesi için, memleketimizde tam ve hakikî adaletin ivedilikle uygulanmasıdır. Biz bir Müslüman toplumuyuz ve İslâm hukukuna göre de adalet-i mahza esastır. Adalet sıfatı, Allah'ın zatının dışında değil, bizzat cevherinde bulunan bir niteliktir. Buna göre Allah’ın nazar-ı merhametinde, küçüğüne büyüğüne bakılmaksızın Hak, Haktır ve bu bağlamda tek bir mağdurun hakkı bile devletin yüce menfaati için feda edilemez.

Editör'ün Notu: Mirat-haber olarak bizler ta baştan beri FETÖ’yle mücadelede yapılan hataları dillendirdik ve mağduriyetlerin feryatlarını köşelerimize aktardık.. Ali Rıza Demircan Hocamız da konuyla ilgili olarak bir yazısında adaletin geciktirilmemesi gerektiğinin altını şu cümlelerle çizmiştir: “Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor. Söndürülmezse bize de sıçrar. Rabbimiz sıçrayabileceğini bildirmiyor mu? “Zalimlere asla meyletmeyin. Ederseniz çok yönlü “Ateş” size de dokunur. İyice bilin ki Allah’tan başka hiçbir yardımcı dostunuz yoktur. Hiçbir güç de size yardım edemez.” (Hûd 113) http://www.mirathaber.com/ali-riza-demircan-15-temmuz-darbesi-ve-magduriyet-feryatlari-1-874y.html

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/hukuk-populizm-ve-konformizm-yerine-adalete-dayanir-bylock-tuzagindan-tahliyeler-5-2900h.html


Back To Top