16 Kasım 2018 Cuma
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İBB Zabıta Daire Başkanı Karali, memurunu darp etmekten dolayı görevinden uzaklaştırıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali’nin emri altında çalışan memurlardan birini darp ettiği anlara ait görüntüler ortaya çıktı. İBB Başkanı Mevlüt Uysal, müdürün görevden alındığını açıkladı.
İBB Zabıta Daire Başkanı Karali, memurunu darp etmekten dolayı görevinden uzaklaştırıldı
Kanal D Haber’de yayınlanan görüntüler izleyenlerin kanının dondurdu. İBB Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali, Kartal’daki zabıta merkezinde, kızdığı zabıta memuruna, bütün arkadaşlarının gözü önünde önce hakaret edip bağırıp çağırdı. Bu hakaretlerin ardından da zabıta çalışanını tokatladı. Hiç tepki göstermeyen zabıta memuru ise dakikalarca sadece hazır olda bekledi ve sabretti. Ancak bu kötü muameleye dayanamayan zabıta memuru, bir süre sonra fenalık geçirip yere yığılıp kaldı. Zabıta memuru ambulansla hastaneye kaldırıldı ve kendisine darp raporu verildi. İBB Başkanı Mevlüt Uysal,görüntüleri kendisinin de çok üzücü ve insanlık adına utanç verici bulduğunu yazdı. Uysal mesajında ayrıca Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali'yi görevden uzaklaştırdığını ve hakkında soruşturma başlattığını açıkladı


YÖNETİCİLERİMİZ HİLM SAHİBİ OLMASA BİLE RIFK İLE MUAMELE EDEBİLMELİDİR

Değerli okuyucularım;

Tayfun Karali’yi İstanbul-Kayışdağı Darülaceze Müdürlüğü yaptığı dönemlerden (2004-2011) tanırım. Bu dönemlerde belirli aralıklarla kurumda çalışan personele yaşlılara dönük manevî bakım seminerleri veriyordum. Kendisini heyecanlı, tez canlı ve aktif bir yönetici olmakla beraber kendisinden emin ve özgüveni yüksek bir şahıs olarak tanıdım. Mezkur haberi okuyunca doğrusu çok şaşırdım ve üzüldüm. Çünkü Belediye Zabıta Daire Başkanı olduktan sonra da aylık ZABITA GAZETESİ’nde yazıyor ve özellikle personeline yönelik tutum-davranış ile ilgili eğitim faaliyetlerini takdirle takip ediyordum. Demek ki bir öfke anında nefsini kontrol edemedi ve şeytanın tuzağına düşerek, bir yöneticide asla olmaması gereken bir davranışı sergiledi. Mirat-Haber olarak daha evvel sinirli vatandaşlarımıza yönelik olarak öfke kontrolü ile ilgili bazı tavsiyelerde bulunmuştuk.

http://www.mirathaber.com/esine-ofkelenen-adam-evini-yakmaya-giristi-peygamberimizin-ofke-kontrolune-yonelik-tavsiyeleri-8-693h.html

Şimdi ise durum biraz farklı ve daha ağır bir mesuliyet taşıyan yöneticilerimize ve bu yöneticilerimizi göreve getiren üst makamdaki idarecilerimize bazı önemli uyarılarım olacak.

Herkes Hilm Sahibi Olamaz Ama Bir Yöneticide Rıfk Şartı Aranmalıdır

Ahlâk Terimleri Sözlüğü’nü hazırlarken, karşımı birbirine yakın iki kavram çıktı ki ayırt etmekte epey zorlanmıştım. Hilm (Hilmiyet) ve Rıfk. Kısacası hilm, doğuştan gelen tabiî bir yumuşak huylulukla kişinin her olay karşısında ve her müşkül durumda hiddet ve heyecana kapılmadan daima soğukkanlılığını ve sabrını korumasıdır. Ahlâkî boyutuyla, toplumsal yansımalarıyla, tutum ve davranıştaki ahengiyle hilm, güzel huyların başında gelir. Çünkü hilm, günümüzün kavramsal açılımlarıyla öfkeyi yenme, kerem (cömertlik, şahsiyetli davranış), hoşgörü, af, gönül zenginliği, teenni (müspet kararlılık, ağır başlılık, dikkatli davranma) ve kin, ihtiras, haset, kötü muamele, şiddet gibi her türlü davranış sapmalarından uzak kalmak anlamına gelir. Bu bağlamda bir yöneticinin hilm sahibi olması, en ideal bir durumdur. Ama ne var ki herkes doğuştan bu güzel mizacı taşıyamayabilir. Mesela Hz. Osman fazlasıyla hilm sahibi iken Hz. Ömer, daha çok sert mizaçlı bir karaktere sahip idi. Ama ne var ki Hz. Ömer’in, hilafet döneminde buna rağmen memurlarına karşı şiddet kullandığına şahit değiliz. Çünkü Hz. Ömer, her ne kadar hilm sahibi değildi ise de rıfk sahibiydi. Yani?

Rıfk, Öfke Kontrolüne Sahip Olmak ve Yumuşak Davranabilmek Demektir

Rıfk, başta Allah korkusu olmak üzere, adalet duygusu, akıl, vicdan ve kültür ile kazanılan, insan münasebetlerinde sabırlı, hoşgörülü, bağışlayıcı, uzlaşmacı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlakî bir erdemdir. Gadab ve öfkenin insan nefsine hâkim olduğu zaman, cezalandırmaya ve intikam almaya gücü yettiği halde, bir yöneticinin bu şeytanî duygulardan vazgeçip, aklını kullanması, yumuşaması ve itidale dönmesi, rıfkın emarelerindendir. Dolayısıyla ilim öğrenmek, üstün zekâ olmasa da zorluk çekmek (ceht) ile, hilm hasleti olmasa da rıfkı yani yumuşak davranmayı da ahlâkımızı güzelleştirme gayretinde bulunarak elde etmek mümkündür. Böyle bir eğitim, personelden ziyade personeli idare etmekle yükümlü olan (alt ve üst) idarecilerimize vermemiz gerekir. Bu bağlamda rıfk yeteneğine sahip olamayan kişiler, idareci konumuna getirilmemelidir. İdarecilerimiz, böyle bir psikolojik testten geçmedikleri için, rıfk sahibi olmadıklarını ancak olağanüstü durumlarda sergiledikleri olumsuz tavırlarından ancak anlayabiliyoruz. Ama bu arada zulüm gerçekleşmiş oluyor mazlumların ahını da almak cabası.

Rıfk, Sadece İnsana Değil Bütün Mahlukata Gösterilmelidir

Sosyal birliğin ve dayanışmanın bir ön şartı olan rıfk sayesinde, toplum içinde yaşayan vatandaşların yanında kamu yönetiminde alt-üst ilişkilerinde bulunan devlet memurları, birbirlerine karşı yumuşak ve nazik davranır, kabalık ve sertlikten de kaçındıkları için, düşmanlığın yerine hoşgörü, dostluk ve kardeşlik tesis edilir. Üstelik rıfk, eşref-i mahluk olan sadece insana değil, bütün mahlukata da gösterilmelidir. Nitekim Hz. Aişe, bir deveye binip onun ağır hareketinden dolayı, onu öteye beriye sürmeye başladığında Hz. Muhammed’in (sav), eşi Hz. Aişe'ye söylediği uyarıcı sözler, rıfkın hayatımızın neresinde ve ne kadar yer aldığını sorgulayacak kadar önemli bir davranış modeli olduğunu ortaya çıkartmaktadır:

“Yumuşak muamele etmekten hiçbir zaman ayrılma. Rıfk, herhangi bir şeyde bulunursa, onu, muhakkak ziynetlendirip güzelleştirir. Sökülüp koparıldığı herhangi bir şeyi de muhakkak çirkinleştirip, kötüleştirir.” (Müslim; Birr ve Sıla: 77).

Son Tavsiyem

Tayfun Karali’nin hilm sahibi olmadığını hissetmiştim. Ama rıfk sahibi olduğuna kanaat getirmiştim. Bir de hüsnü zan besleyerek, inançlı insanların yaşlandıkça enginlere açılan bir tekâmül yolculuğunda özüne yani hilmiyete döneceklerine ve dolayısıyla davranışlarının da yumuşacağına hep inanmışımdır. Ama şimdi gördüm ki insan olarak doğmak kolay, ama imtihan dünyasında güzel insan olarak kalabilmek yani ahlâkî güzellikleri koruyarak kalabilmek de hayli zormuş. Bu durum, idarecilerimiz için manevî boyutuyla daha da riskli bir durumdur. Bir gaflet anında öfkesine hâkim olamamış Tayfun Karali’ye şahsî ama samimî bir tavsiyem olacak:

“Biliyorum siz de şu anda fevkalade üzgün bir durumdasınız ve eminim, yaptıklarınızdan dolayı pişmanlık duyuyorsunuzdur. O halde derhal tevbe istiğfar edip, kötü muamelede bulunduğunuz zabıta memuruna geçmiş olsun ziyaretine gidiniz, samimiyetle ondan ve ailesinden özür dileyiniz, ondan ve aile fertlerinden helallik isteyiniz ve bununla da yetinmeyiniz aile fertlerinin gönüllerini alacak, onları manen ve maddeten de memnun edecek bir yaklaşım sergileyiniz. Göreceksiniz zabıta memurunuz ve aile fertleri sizi affedecek ve siz de vicdanen rahatlayacaksınız.”

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/ibb-zabita-daire-baskani-karali-memurunu-darp-etmekten-dolayi-gorevinden-uzaklastirildi-7-2693h.html


Back To Top