All for Joomla The Word of Web Design

İlim Adamlarımızla “Ekran Sancısı”nı Tartıştık “İslam Televizyona Nasıl Yansımalı?” V

MAHMUD ÇAMDİBİ: Ben dil konusuna değinmek istiyorum. Biraz önce dikkat ettim herkes “imaj” kelimesini kullandı, ben de emin olmak için sözlüğe baktım. Sözlükte “şekil, timsal, tasvir, hayal” diyor. Hayrettin Bey hocam “tasvir” kelimesini kullandı. Şunu demek istiyorum ki, kelimelerde çok dikkatli olmamız az ve öz konuşmamız lazım. Kelimeleri seçmemiz lazım. Seçmek için de kelimelerin bizde oturmuş olması lazım. Bunları yapmak kolay değildir. Bu, yetişmiş eleman meselesidir. Biraz açarsak, bu bilginin işi değildir, bilginin organizasyonu meselesidir. Yani bir insanın şahsında bilgiler, ne kadar organize olmuş, birbiriyle ne kadar tanışık. Bu çok önemli.

Biz cemiyete İslâm’ı sunmak istiyorsak, yapılabilir olanlardan sunacağız ve bunu tam olarak anlatacağız. Bir şey sunacağız ve orada bitireceğiz. Çok konuşmayacağız. Ordan biraz daha ileri gidersek, mesele uzar ve kalıcı olmaz, karışık ve halkın yapamayacağı ideal şeylere gireriz. Ama hiç mi girmeyelim? Girelim tabii. Ama bunun nasıl uygulanacağım da halka anlatalım. İşte burası eğitim meselesidir. Prensibi söylemek ahlak meselesidir. Bunu halk nasıl uygulayacak? Bunun çözümleri nelerdir? O halde, vereceğimiz anlatımlarda “Şu şekilde yaparsak olur” diye tamamlayarak bütünlük içerisinde vermemiz lazım. Bunu yapamazsak ordan burdan laf atmalar olursa ve hele bu çoklu konuşmalarsa, hiç bir netice vermez.

Bu oturumlara tek kişi gitmeyelim diyorum ben. Niye? Çünkü Cenab-ı Hakk Musa (a.s)’ya Firavuna git dediği zaman, orada diyor ki: “Bana kardeşim Harun’u yardımcı kıl.” Bu ne demektir? Bu bir güç, diyalog oluşturmaktır. Beraber, paslaşmak. Kardeşlik hukuku vardır. Birşey anlatırken biz burada yüksek seviyeden gitmiyoruz, olabilecek şeyleri söylüyoruz. Nasıl olduğunu da burada fiilen gösteriyoruz.

Üçüncü olarak, bunun altını çizeyim. Tavır, tutum konusu. Mesela Ali Rıza Bey’in katıldığı “cinsiyet” tartışmasında “Hanımefendi” dedi ve bunu iki defa tekrar etti ısrarla. Bu iyi bir tutumdur. Sonra teşekkür eden ifadeler olmalıdır. Sunuculara teşekkürler, top atmalar olmalıdır. Bir insan mikrofonu alıp karşısında monoton konuşmamalı. Bir tarafa yönelik olmamalı. Herkese bakmalıyız. Oturma mekanları iyi düzenlenmeli, konuşmacılar birbirlerine yönelebilmeli.

Şimdi bu nasıl olur? Bu bir seçiciliktir. Pat diye biri size soru soruyor. Sorması da lazım, canlı olması için. Hayatın içinden olması lazım. Çok hızlı düşünebilen, çok hızlı geçişleri olan insanlar seçilmeli. Bu sırf zeka meselesi değil. Zekanın tarifi şudur. Yeni durumlara intibak. Ama bir de sezgi meselesi vardır. İnsandaki bütün muhteva devreye katılır sezgide. Bütün güçler, bütün şahsiyet devreye katılır. Şimdi biz bunu nasıl yakalayacağız? Bunun da yolu hayatımızda bunu nasıl yaşıyorsak onu ortaya koymaktır. O halde hayatımızda nasıl yaşadığımıza dikkat edeceğiz. O halde bütün bunları düşünen bir ekip oluşturacağız. Bu bir program ekibidir. Bu ekip sık sık bir araya gelecek, antrenmanlar yapacak ve orada çekimler yapılacak, ondan sonra bunlar alışılacak. Bu bir birikim meselesi.

TAŞGETİREN: Sizin düşünceniz ne İrfan Bey bu konuda?

İRFAN GÜNDÜZ: Bir kere ben kendi TV’mizi kurmanın farz-ı ayn olduğunu söylemek istiyorum. Şayet kendimizinkini kuramıyorsak, çöp arabasıyla şeker taşımayı da göze almamız gerektiğine inanıyorum. Boşluğu dolduracak kâmiller bulamazsak gelip onu nâkıslar dolduruyor. Mehmed Aydın Bey hocamızın çok güzel bir tespiti var: “Bugün toplumda dine olan ilgi, bilginin çok önünde gidiyor”

Halbuki bunun tersi olması lazım. Bu ilgiyi bilgi, ilim yönlendirmelidir. Hatta politikayı da ilim yönlendirmelidir. Toplumun gidişatım da ilim yönlendirmelidir. Bugün toplum bir arayış içinde, bulduğunu doğru zannediyor ve o doğruya sarılıyor. Halbuki yanlış. Bir daha da onları vazgeçiremiyorsunuz bu noktadan. İlgiyi yönlendirecek bilgidir. TV’ye fiziği ve müziği düzgün, aynı zamanda zeki ve uyanık bütün şahsiyetini organize olarak gündeme getirebilecek tip insanlar çıkmalı. Burada aklıma hep “Vel asr” gelir.

Bir. Zamanlamasını bilen. Ne demek zamanlama? Nerede, ne zaman, kime, nasıl konuşulacağım bilen adam lazımdır.

İkincisi inanan adam. İnanan adam dediğimiz zaman önce kendi içindeki ukdelerden kurtulmuş, mutmain olmuş bir kişi, güven içinde olan bir insan.

Üçüncü derecede inandığım en güzel biçimde yaşayan insan. Giyinişiyle güzel olarak yaşayan, yürümesiyle güzel, konuşmasıyla düzgün, estetik. Sonra “hakkı tavsiye” geliyor. Camide imam olacak, televizyonda söz söyleyecek insanların hiç olmazsa bu üç şarta sahip olduktan sonra ancak hakkı tavsiyeye yetkili olacağı inancım var. Bunun için de birisi eksik olsa, yani adam inanıyor yaşıyor. Ama zamanlama yok. Neyi, nerede söyleyeceğini bilmiyor. Veya zamanlamasını çok güzel biliyor. İnanıyor ama yaşamıyorsa buna da yetki vermemeli. Bu şahıs konuştuğu zaman toplumda kendisi gibi nakıs insanlar çoğalıyor. Kendi içinizdeki ukdeleri tanıyarak, normal bir insan ölçüsünü hesaba katip ona göre konuştuğumuz zaman, karşıdaki insanları daha sağlıklı etkileriz. Çünkü karşımızdakilerin %90’nı da bizim gibi insandır. %10’u ise istisnadır. Kendi içimizi, kendi hafakanlarımızı nasıl çözmüşsek, kendimizi aynı meselelerde nasıl ikna etmişsek, bunları söylemek suretiyle toplumu da etkileyebiliriz.

Sonra benim kanaatime göre konuştuklarımızı gerekçesiyle açıklamalıyız. Bugün toplum aklen ikna olmak istiyor. Neden ve niçinleriyle bilmek istiyor. O bakımdan onun anlayacağı biçimde, zihnindeki tereddütleri giderici biçimde tasvirler yaptığınız zaman inandırıcı oluyor.

Son olarak üslup meselesine giriyorum. Nasıl bir üslup kullanılmalı? Aile içindeki eğitim niye kalıcı oluyor? soruşu var. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, duygusal iletişime dayanması, sevgi dolu olması. Kızmada bile anne ve babanın kullandığı kelimeler duygu yüklü kelimelerdir. Müşfik, kucaklayıcı kelimelerdir. Verilen mesajlarda da bu tür kelimelerin kullanılması bence mesajın dinleyiciler üzerinde kalıcı etki bırakmasını sağlıyor. Demin söylediğim bir şey vardı. Fizik de önemli müzikte, derken bu da işin müziği.

TAŞGETİREN: Son olarak Raşit Küçük Bey’in düşüncelerini almak istiyoruz.

RAŞİT KÜÇÜK: Öncelikle şuna inanıyorum, bir defa müslümanlar dinin değişmez hükümleri, ahkamı net kalmak kaydıyla, Kur’an ve Sünnette bolca sunulan “dolaylı anlatım” kullanılmalıdır. İnsanları çevrelerine bir çevre içine alma şeklindeki dolaylı anlatımın çok önemli olduğuna inanırım. Onun için sadece konuşma şeklindeki dini programları hiç bir zaman kabul etmedim. Hiçbir sevecen de gelmedi.

Müslümanlar bir defa sanatkar olmalı. Bunu kaybetmişiz, yani sanatkarımız yok. Edebiyatçımız yok, senaryo yazan insanımız çok az. Bugün Bosna’da bir facia var. Hala evime götürüp beni ağlatacak bir Bosna şiiri görmedim ben. Bosna’ya kimse şiir yazmadı. Eskiden bir deprem olurdu. Bir şiir yazılır, köylerde bile dolaştırılırdı. Yani dünya yıkılıyor. Umursamazlık içinde, duygusuzluk içinde bir toplum haline itilmişiz. Önce bunu ortaya getirmek lazım. Bunun için müslümanların TV’de sadece münakaşalı münazaralı dini programlara değil, çok çeşitli programlara çıkmalarının gereğine inanıyorum. Ehli olan herkesin. Film konusu konuşulacaksa, bizim o konudaki işinin ehli insanımız oraya gitmeli. Şiir konuşulacaksa şairimiz oraya gitmeli. Edebiyatçımız, sanatçımız gitmeli diye düşünüyorum. Çünkü bu hareket sadece bir dini program hareketi değil. Burada kendi doğrularımızı konuşmalıyız, başkalarının yanlışlarını sayıp dökmemeliyiz. Bir kötülüğümüz var, başarı aramadan çalışmak adeta düsturumuz olmuş, boyuna çalışıyoruz. Fakat başardığımız bir şey de yok ve hala aynı şeylerin üzerine gidiyoruz. Yani o kadar müslümanların parası gidiyor, bir takım şeyler kuruyorlar. Oralarda hiçbir başarı elde edilmiyor. Onlarla hala İslâm toplumuna canlılık getirecekmişiz gibi işin üzerine varıyoruz. Halbuki değişiyor dünya. Değiştirmemiz lazım bu başarısız alanı, düzeltmemiz lazım.

Bizim kaybetmemizin sebeplerinden biri de, söylenen sözde değil de söyleyen de yoğunlaşmaktır. Yani şu adam söylüyorsa yanlış. Halbuki o adam doğru da söyleyebilir. Niçin yanlış olsun? Beğenmediğimiz bir adamdan doğru bir hareket çıkabilir. Doğru diyebilme alışkanlığımız yok. Sanki biz hep doğruyu söyleriz, başkaları yanlışı söyler. Çok hatırlatılması, gereken bir prensip de bu herhalde. Hiç kimse mükemmel değil çünkü. Herkesin kuvvetli-zayıf yanları olur. Bizim çok üstün bir ürünümüz var. Fakat çok acemi satıcılarımız var. İslâm hakikaten mükemmel. Bazıları çok basit şeylerini, hatta batıllarım üstünmüş gibi gösterebiliyor. Biz İslâm için bunu yapamıyoruz. İşte bunun için, insanımızı sadece televizyonda konuşmak için değil. Hayatın her alanında etkili kılabilecek kuşatıcı bir programı beraberce düşünsek diye doğrusu aklıma gelir. Tabi bunun önce nazariyesi gerekir. Çünkü nazariye, meselenin konuşulması, gündeme getirilmesi bazı yerleri harekete geçirecektir.

Altınoluk Röportaj
1993 – Subat, Sayı: 084, Sayfa: 007

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir