18 Kasım 2018 Pazar
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İlk inananlar olarak sahâbe nesli ve devrimiz müminleri

Buyurun sizinle 14 asır evveline, düşünce ve vic­dan ışığı ile madde ve zulüm hâkimiyetinin kararttığı ufukları aydınlatarak Mekke vadisine inelim. Kâbe merkezli olarak yükselelim.
İlk inananlar olarak sahâbe nesli ve devrimiz müminleri
İnsanlığın o günkü dehşet verici haline, o günkü Bizans'ın, Roma'nın, Çin'in, İran'ın ve Arabistan Ya­rımadasının insanlık gözlerine kanlı yaşlar akıtacak, yakıcı, ürpertici durumuna ibret ve irfan nazarları­mızla bakalım.

Tıpkı maddeyi putlaştıran, yemek, içmek vecinsel arzularını tatmin etmek ihtirası ile yaşayan, hakkı, adaleti, ahlâk ve fazileti prangaya vuran, kararttığı insanlık yüzünü zâlim ve öldürücü madde medeniyeti ile örtmeye çalışan asrımız insanlığı gibi, gerçek anla­mı ile ilkel ve de medenî vahşette ileri merhalele rkatetmiş insan toplulukları göreceğiz.

Yaradılış gayesinden uzaklaşmış, ruhen zavallılarmış bu insanlar, Allah'a olan inanç ve bağlılıklarını yi­tirmişler putlara ve putlaştırdıkları geleneklere tapıyorlardı. Çıkarları ilahlaştırıyorlar; cinsel anarşiyi, al­kollü içkileri, kumar türlerini ve her türlü ahlâksızlığı bayraklaştırıyorlardı. Engin bir ihtirasla yaşıyorlar, ca­navarlar gibi kan döküyorlar, hakka batıl, fazilete rezîlet mührünü vuruyorlar, âhiret sorgusu ve azabına inanç ta­şımıyorlardı.

Tanrılaştırdıkları sapık önderlerin ve putlaştırdık­ları bâtıl sistemlerin izinde bunalımlar içerisinde kıvra­nan bu insanlar, büyük bir kurtarıcıya, ilâhî bir hayat nizamına şiddetle muhtaçtı.

Ruhlar muzdarip, gönüller bezgin olarak doğacak hayat güneşini beklerken, milâdın 611. yılında Mekke'­de Hira dağından bir nur çağlayanı dökülmeye başlıyor.

Allah'ın büyük elçisi Hz.Muhammed (S.A.) hu­zur, saadet ve tekâmül dolu bir dünya hayatının proje­lerini ihtiva eden mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'le bütün insanlığın önüne çıkıyor ve ilâhî davet başlıyor.

Allah'ın birliğine, yalnız O'nun hâkimiyetine, ah­lâk ve fazilete, adalet ve eşitliğe, kardeşlik v esevgiye, maddî ve manevî gelişmeye, tek kelime ile gerçek in­sanlığa yapılan bu çağrı, akıllan tatmin ediyor, ruhları gıdalandırıyor ve ilâhî nizam etrafında birleştiriyor.

Böylece insanlığın yüce peygamberi, şanlı önderi Hz. Muhammed etrafında bir nur nesli; Kur'ân nesli çevreleniyor. Öyle mukaddes bir nesil ki, canından, ca­nanından, yurdundan geçiyor, iman hayatından, yüce Peygamberimize sevgi ve bağlılıktan, Kur'ân rehberli­ğinden geçmiyor.

Kafalarına göre değil,İslâm'a göre Müslüman olan, kuvvetini Allah'tan, hayatî ölçülerini Kur'ândan alan bu aziz nesil, peygamberimizin önderliği altında saf bir İslâm hayatı yaşıyor. Bu mukaddes nesilde aşk ihtira­sa, ruh bedene, iman küfre, nur zulmete, adalet zul­me, gerçek insanlık cahiliyet ve vahşete galip geliyor. Böylece,insanlığın o güne kadar görmediği ve kâ­inat nizamının sona ereceği güne kadar göremeyeceği bir saadet devri doğuyor.

Yüce Peygamberimizin 23senelik bir fazilet mü­cadelesi ile en büyük insanlık inkılâbı vücuda geliyor. Kur'ân'ın tatbik edilmek için gönderildiğini idrak eden bu neslin, Yüce İslâm Dini'nin hayat düsturları ile şe­killenen hayatı, kâmil insanlığın erişilmez örneğini meydana getiriyor.

Bu öyle bir nesildir ki, gerçekten insanlık aradığı, bulmak özlemini duyduğu Hayat Örnekleri'ni bu nesil­de bulabilir.

Evet, insanlık, âlemlerin Rabbine inanmanın, O'na sığınmanın, O'nun emirleri ve yasaklarına göre yaşa­manın engin imân zevkini, bir peygamber izinde ve reh­berliğinde yaşamanın mesud edici neticelerini, bu ne­silde görebilir.

İnsanlık, inanılan hayat nizamını tâviz vermeden aşkla yaşayabilmenin, yabancı inanç sistemlerine ve değer yargılarına karşı, kararlı bir ruh harbi verebil­menin ve bir ömür boyunca inançlardan taviz verme­den yaşayabilmenin tarif edilemez yüceliğini bu nesilde hissedebilir.

İnsanlık, çeşitli milletlere, değişik inançlara, apay­rı hayat görüşlerine sahip insanların,üstün bir hayat tarzını aynı imanla, aynı aşkla, aynı gaye ile ve bir arada kardeşçe yaşayabileceğini bu nesilde görebilir.

İnsanlık, kan dökmenin, zayıfı ezmenin, âcizi sö­mürmenin tabiî bir zevk haline geldiği bir cemiyette, candan evvel canan görüşünün hâkim olabileceğini ve en ince insanî duyguların derin bir vecd ile yaşanabi­leceğini bu mukaddes nesilde müşahede edebilir.

İnsanlık toplumsal görevleri, taliplisi olan ve birbirle­rinin şeref ve haysiyetine tecavüz edebilen muhteris insanlara değil, mesuliyet duygusu ile ürperen, yapa­mam endişesi ile yüreği sızlayan liyakatli insanlara ve­rilmesinin gereğini bu nesilden öğrenebilir. Kitle ha­linde adalete, ilim ve ihtisasa boyun eğebilmenin en medenî ve mesud edici neticelerini bu nesilden alabilir.

Evet, insanlık, köle iken yönetici ve kumandan ola­bilmenin, her zaman ve her yerde Hak'dan sapan idare­cilere ve hâkimlere karşı gerçeği haykırabilmenin, in­sanlara değil yalnız Allah'a baş eğmenin engin ruh asaletini ve hürriyet mefkuresini bu nesilde tanıyabilir.

Çünkü onlar Kur'ân-ı Kerîm’e ve Hz. Muhammed'e bizler gibi inanmakla yetinmiyorlar, inandıklarını ya­şıyorlardı. Onlar Peygamberimizin açıkladığı şu gerçeği duştur ediniyorlardı:

«İman arzularla (sözlü ve görüntülü)süslenmeler­le değil kalplerde yerleşmesiyle ve yaşayışın da onu doğrulamasıyla vücut bulur.»(1)

Aziz Müminler!

Yüce Rabbimizin insanlığa lütfettiği mukaddes ki­tabımız elimizde, Allah'ın seçtiği şanlı Muhammed aleyhisselâm muhteşem risaleti (peygamberliği) ile önümüzde, İslâm Nizamı'nı naşkla yaşanması halinde, fertte, ailede ve ce­miyette meydana gelecek mübarek inkılâbı misallendiren sahabe nesli hayat yolumuzun üstündedir.

Hal böyle iken, ne acıdır ki, insanlığın Kur'ânsız ve Muhammed'siz yaşadığı çağlardaki hali ve is­tikbali karartan korkunç bir zulmet içinde yaşıyoruz.

Tıpkı milâdî 6. Asırda olduğu gibi putlaştırılan güçsüzlere, ölü sistemlere tapanlar, kendi materyalist kafalarını mabut edinenler ve İslâm Dini'ni bir bütün halinde yaşama faaliyetlerine fiilen ve lisanen karşı çı­kanlar çoğalmaktadır.

Bunun için de inançsızlık, çıkarcılık, riyakârlık, bencillik giderek gelişmektedir. Şehvet azgınlaşmakta, alkollü içkiler yaygınlaşmakta, faiz ve kumar bütün türleri ile artmaktadır. Zulümler, istismarlar, israflar ve haksız işgaller çoğalmak­tadır. Sevgi, saygı, merhamet af ve adalet anlamlarını yitirmekte­dir. Mazlumlar korunmamakta, yoksullar aranmamak­tadır.

En acısı, kurtuluş ve mutluluk kaynağım keşfedemeyişimiz; İslâm Dini'ni Hayat Nizamı olarak göremeyişimizdir.

Kullarına merhameti sonsuz olan Allah; insanlar için seçtiği İslâm'dan başka bir din göndermeyecek, in­sanlığı nura yöneltecek yeni bir Muhammed gelmeye­cektir.

Geliniz, Kur'ân-ı Kerimi dinleyerek, yüce Peygam­berimiz Hz. Muhammed'i izleyerek yüceleşen İslâm'ın ilk müminlerini; sahabe neslini örnek alarak yaşaya­lım.

Hutbemizi Nûr sûresinden iki âyet anlamı ile biti­riyorum

.« Müminler, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına ve Peygamberine çağrıldıkları vakit, onların sözü ancak dinledik ve itaat ettik, demeleridir. İşte bunlar zafer ve saadet bulacak olanlardır. Kim Allah'a ve Peygamberi Muhammed'e itaat eder, (yaptığı günahlardan ötürü)Allah'tan (saygı duyarak)korkar ve O'nun (emirleri ve yasaklarına ay­kırılık) tan sakınırsa, işte bunlardır ebedî huzura-(Cennet nimetlerine) kavuşacak olanlar.» 2

1)  Camiüs-Sağîr (Leyse) bölümü, 2/134

2)  Nur, 51-52

Not. Bu yazı yaklaşık 45 yıl önce Süleymaniye Camii’ide okunmak üzere tarafımızdan yazılmış ve Cuma Hutbesi olarak okunmuştur. İfadeler kelimesi kelimesine aynıdır.


Ali Rıza DEMİRCAN
http://www.mirathaber.com/ilk-inananlar-olarak-sahabe-nesli-ve-devrimiz-muminleri-14-2495h.html


Back To Top