10 Aralık 2018 Pazartesi
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İLYAS SERENLİ: SENEGAL'DAKİ 600 KİŞİLİK HIRİSTİYAN BİR KABİLE MÜSLÜMAN OLDU


İNFAK, İHSAN VE BİRR İLE DÜNYA İNSANLARININ KALPLERİNİ FETHEDELİM

Afyonkarahisar’da “Kurbanını Paylaş, Kardeşinle Yakınlaş”sloganıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı tarafından ortaklaşa yürütülen 2018 Yılı Vekâlet Yoluyla Kurban Kesimi Organizasyonuna ilişkin tanıtım toplantısı çerçevesinde Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı İlyas Serenli, yapılan maddî yardımların, manevî boyutu olduğuna da değindikten sonra bir yardım organizasyonu esnasında Senegal’de yardım yapılan Hıristiyan 600 kişilik Hıristiyan bir kabilenin, bu yardımların ardından İslâmiyet’le müşerref olduğunu ve evlatlarının şu anda hafızlık yaptığını belirtti.
İLYAS SERENLİ: SENEGAL'DAKİ 600 KİŞİLİK HIRİSTİYAN BİR KABİLE MÜSLÜMAN OLDU



İNFAK, İHSAN VE BİRR İLE DÜNYA İNSANLARININ KALPLERİNİ FETHEDELİM

Değerli okuyucularım;

Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı ortak çalışmasıyla yürütülen vekâletle kurban organizasyonu, Afrika’da müspet etkilerini gösterdiğini mezkûr haberden öğrenebiliyoruz. Kurban bağışları, gönül coğrafyasında tüm yoksul Müslümanlara olduğu kadar gayri-Müslüm kabileler için de hayırlara vesile olmaktadır. Türkiye’nin bu iki kurumu, yoksul ülkelerde sadece kurban yoluyla et yardımı yapmamaktadır. Dünya üzerinde yüzden fazla ülkede kardeşlik kültürünün yeniden ihyasına yönelik olarak gönüllülerden gönüllere inşa edilen bir tebliğ ve irşat hizmeti de yürütmektedir.

Bundan dolayıdır ki yurt dışında görev alıp bu hizmete katılan imamlarımız, infakın yanında ihsan kültürünü de muhataplarına yansıtabilmelidir. Bu iki kavramın din görevlilerinde birlikte tezahür etmesi hâlinde özellikle gayri-Müslimleri yani Müellefe-i Kulub’u İslâm’a kazandırmak da o nispette kolay olacaktır. Daha önceden Sakarya müftüsü olan (2011-2017) ve birlikte birçok sosyal projenin altına imza atmış olduğumuz İlyas Serenli hocamızın Kurban etinin dağıtımının dışında tebliğ ve irşattaki başarısı da işte bu ihsan şuuruna dayanmaktadır. Öyle ise infak ve ihsana muhtaç müellefe-i kulub olarak ifade edilen bu sosyal kesimin özelliklerini daha yakından tanıyalım.

Müellefe-i Kulub: Kalplerinin Kazandırılması Mümkün Olan Müslüman Adaylar

Müellefe, sözlükte alıştırılan, sevilen, birleştirilen, bir araya getirilen ve(ya) kalbi ısındırılan anlamlarını taşımaktadır. Bir terim olan müellefe-i kulub ise, Müslüman olmayan ama belki de Müslüman olmaya meyilli ve dolayısıyla kalpleri kazanılabilecek kimselerdir. Müellefe-i kulub kapsamına İslâm’da sebat etmelerine yardımcı olmak maksadıyla yeni Müslüman olmuş kimseler girebileceği gibi gayri-müslimler de girebilmektedir.

İslâm tarihinde bu sosyal kesim, imanlarının zayıflığını gidermek, olası kötülüklerini önlemek ya da kendi kavimleri içindeki seçkin konumları sebebiyle kalplerini kazanmak maksadıyla Hz. Peygamber’in (sav) ve diğer halifelerin zekâttan pay verdiği kimselerdir. Gerçekten Hz. Peygamber (sav), İslâm’la yeni tanışan bazı bedevileri maddî yönden çok memnun etmiş ve bu vesile ile birçok insanın Müslüman olmasını sağlamıştır. Bir keresinde bir kişi, Resulullah ’tan (sav) bir şeyler istemiş, Resulullah (sav) da ona bir vadi dolusu koyun vermiştir. Bunun üzerine adam kabilesinin yanına dönerek, onlara: "Koşun, Müslüman olun! Çünkü Muhammed, bir kimsenin artık fakirlik çekmeyeceği kadar mal veriyor" demiştir.

Hz. Ebu Bekir, kalplerini kazanmak maksadıyla bazı insanlara zekâttan hisse ayırmıştır. Hz. Ömer ise, İslâm’ın buna artık ihtiyacı olmadığı gerekçesiyle bu uygulamayı kaldırmıştır. Ne var ki, misyonerlik faaliyetlerinin bütün dünyada yaygın bir şekilde yürütüldüğü küresel bir dünyada İslâm’ın nurunu yaymak adına çağımızda da zekât fonundan ve değişik infak kaynaklarından günümüzün müellefe-i kulub kapsamına giren kişilere belirli bir pay ayrılmalı ve dinî kurumlarımız/vakıflarımız aracılığıyla dağıtılmalıdır.

İnfak, İhsan ve Birr İle İnsanların Kalplerini Fethedelim

Anadolu Müslümanları, bugün hemen bütün ülkelere yardım yapabilecek olan birçok yerli kamusal ve özel vakıflar aracılığıyla infakta bulunma imkânına sahiptir. Her Müslüman, zekât ödeme yükümlülüğü altında olmasa bile asgari ölçülerde de olsa gücü nispetinde infak yoluyla herkese faydalı olabilir. İnfakta bulunmak, İslâm’ın sosyal dayanışma için önerdiği en önemli bir davranış biçimidir. Zekâttan farklı olarak bu sosyal görevin yerine getirilmesi konusunda hukukî/şer’i yaptırımlar olmasa da teşvik yönü ağır basmaktadır.

İslâm anlayışına göre; insanın sahip olduğu servetin asıl sahibi Allah’tır. O’nun emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına cömertçe infakta bulunmak, bir şükür ifadesidir. İslâm hukukunda infakın kapsamı geniş tutulmaktadır. Aile reisinin bakmakla yükümlü olduğu kimselere harcama yapmasını kapsadığı gibi (eşi, çocukları, erkek ve kız kardeşleri, amcası, amcasının çocukları vs.) fakir ve muhtaçlara yapılan yardımları da kapsamaktadır.

İhsan ise, hayır namına iyilik ve güzellikte bulunmak, iyi ve hoş davranış sergilemek, ikramda bulunmak, sosyal veya dinî nitelikli güzel vazifeleri, azamî gayretle eksiksiz bir biçimde yerine getirmek anlamlarına gelmektedir. İhsan, hilm (yumuşak huyluluk) ve rıfk (yumuşak davranabilme) faziletinden kaynaklanan bir anlayışla kişinin, insanlara karşı sevgi ve merhamet göstermesidir.

Dolayısıyla

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe birre (iyiliğe) asla erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah bilir.” (Âl-i İmran: 92)

âyetin verdiği sosyal mesaj doğrultusunda cömertçe ve ihsan şuuruyla infakta bulunalım ve böylece kendimizi değişik tehlikelere karşı korunarak (Bakara: 195), huzur, refah ve birr (iyilik) içinde yaşayalım.

Bu bağlamda birr kavramının önemi de ortaya çıkmaktadır. Peki, tam anlamıyla birr nedir. Bu bağlamda Hz. Peygamber (sav), birr nedir sorusuna şu âyetle cevap vermiştir:

“Birr, yüzünüzü doğu ve batı yönüne çevirmeniz değildir; fakat -birr- Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere iman eden, sevdiği halde malı yakınlara, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışa, dilenenlere ve boyunduruk altındakilere infak eden, namazı kılan ve zekâtı veren, sözleştiklerinde ahdini yerine getirenler, zorluk hali, zarar anları ve güçlük zamanında sabredenlerdir. Onlardır sadık olanlar ve onlardır muttaki olanlar.” (Bakara: 117).

Âyetten de anlaşılacağı üzere, birr hem imanı, hem de bütün sosyal içerikli eylemleri içine almaktadır. Burada birr, sosyal eylemden ziyade bu eylemleri gerçekleştiren bir kişi olarak sunulmaktadır. Ayrıca birr, kapsamına sadakat (doğruluk) ve takva da girmektedir. İyilikte bulunabilmek için şuurlu bir Müslümanın, hem kendine karşı manevî sorumluluklarını, hem de dünya toplumlarının değişik sosyal kesimlerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.

Ezcümle

Diğer dinlere mensup insanlara karşı da ihsan şuuruyla gönülden infakta bulunan güzel ahlâklı Müslümanlar, hem en güzel salih amellerin başında olan birr görevini ifa etmiş, hem de birr sahibi olmuş olur. Bu bağlamda zekât, fitre, sadaka ve kurban gibi hayır hizmetlerinin sürdürülebilirliğini kurumsal boyutuyla daha sistemli hâle getiren Türkiye Diyanet Vakfı gibi kurumlarımızı Allah rızası için daha da güçlendirelim. Böylece infak, birr ve ihsanlarımızla değişik diyarlarda yaşayan yeni yeni kitlelerin İslâm ile müşerref olmalarının hem sevabını, hem de hayrını kazanmış oluruz. Nasıl mı? İşte cevabı:

“Muhakkak ki Allah’ın (dünyevî-uhrevî) rahmeti, ihsan edenleredir.” (A’raf: 56).

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/ilyas-serenli-senegaldaki-600-kisilik-hiristiyan-bir-kabile-musluman-oldu-infak-ihsan-ve-birr-ile-dunya-insanlarinin-kalplerini-fethedelim-8-4950h.html


Back To Top