20 Kasım 2018 Salı
Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi...
Farkımız yorumlarımızda...
 - Facebook  - Twitter  - Instagram  - Youtube
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

Bizi Takip Edin

Instagram

İslâm, hem rasyonel, hem de manevî aklı benimser

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan,30 Mart 2018 tarihli köşe yazısında “Din, akıl mantığa uyar mı? Çoğu uymaz. İslâm akıl mantık dini diyor ya bazıları... Vallahi billahi değildir.” diyen bir hocanın bu kısa cümlelerinden yola çıkarak, şu ifadelerde bulundu: “Bunu diyen hocaya sormak isterim: Madem İslâm, akıl ve mantık dini değildir... O halde Allah, neden sadece aklı olanları sorumlu tutmuştur ki ey hoca? Madem İslâm, akıl ve mantık dini değildir... O halde bana İslâm’dan akılsızlık ve mantıksızlık örneklerini sıralar mısın ey hoca? Madem İslâm, akıl ve mantık dini değildir... O halde İslâm’ın insan fıtratına en uygun din olduğu konusunu nereye koyacaksın ey hoca?”
İslâm, hem rasyonel, hem de manevî aklı benimser
Ahmet Hakan, köşe yazısında bu soruları yönelttikten sonra iki madde halinde nihaî bir değerlendirme yaptı: “BİR:İslâm akıl ve mantık dini değildir demek, buz gibi bir ateizm propagandasından başka bir şey değildir. İKİ: İslâm akıl ve mantık dini değildir diyen bir şahıs, din ve dince kutsal sayılan değerleri aşağılamaktan adalet önünde hesap vermelidir.”


İSLÂM, HEM RASYONEL, HEM DE MANEVÎ AKLI BENİMSER

İdrak etme, anlama ve kavrama manalarına gelen akıl, gözlemleyerek, düşünerek, mukayese yaparak, hayal ederek, eğitim alarak veya nasihat dinleyerek, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt edebilen zihnî kabiliyetlerin bütünüdür. Kuran-ı Kerim’de 70 kadar âyette akıldan ve akıl sahiplerinden bahsedilmektedir. Bu bağlamda “niçin düşünmüyorsunuz”, “aklınızı kullanmıyorsunuz” ve(ya) “niçin akletmezsiniz?” mealindeki âyetler buna delildir.

Aklı, bir bütün olarak ele alan İslâm, dünya hayatı için elzem olan rasyonel/bilimsel/mantıkî akla önem verdiği kadar uhrevî/gaybî meselelerde de kalbî/manevî/ruhî akla da aynı derecede ehemmiyet vermektedir. Rasyonel aklın doğru düşünebilmesi için, kalbin de akletmesi (düşünmesi) gerekmektedir. Dolayısıyla doğru düşünebilmenin (aklî-fikrî faaliyetlerin) kaynağı, ruhtur. Manevî kalpten gelen ışıklar, aklı aydınlatıp, hürleştirir. Sıhhatli bir şekilde aklı kullanabilmenin tek yolu, nefsaniyetten arınıp, kalp ile düşünebilmektir. Akıl-kalp dengesi ile yürütülen zihnî faaliyetler, daha sağlıklı ve hayırlı sonuçlar vermektedir.

Bir başka yaklaşımla aklın, fıtrat, ruh istikametinde tekâmül etmesine akl-ı selîm denir. Akl-ı selîm, ahlâkî irade ile nefsi, zaaflardan kurtardıktan sonra elde edilen hür akıldır. Bu akılla insan, doğruyu, hak ve hakikati bulur. Akıl, nefs-i emmarenin etkisi altında kalmadığı sürece, ruhun vesayetinde idrakî (bilişsel) boyutuyla tekâmül eder ve insana hakikati ve bütün manevî güzellikleri gösterir.

Rasyonel/Mantıkî Akıl Hakikati Bulmak Adına Kendi Başına Yeterli Değildir

“İyi bir (rasyonel) akla sahip olmak yeterli değildir. Asıl olan onu, iyi (manevî yönlerle) kullanmaktır.” diyen Fransız filozof René Descartes (1596-1650), aklın kendi başına bir şey ifade etmediğini, önemli olan onu manevî kaynaklarla desteklemek gerektiğini ima etmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav), “İnsanların Allah’a yakınlıkları ancak akılları kadardır” sözü de manevî kalbin destek verdiği, tefekkür ve tezekküre sevk ettiği akla işarettir. Çünkü sadece rasyonel akıl ile Allah’a yakınlık sağlamak, çoğu zaman mümkün olmamaktadır.

İmam-ı Gazali’nin (1058-1111) tespitlerinde de latife-i rabbaniye olarak tanımlanan bu iki boyutlu akıldan bahsedilmektedir.

- AKLI-I MEÂŞ: Dünyayı (maddî âlemi) idrak ve onu iyi kavrama hâli, yani rasyonel/bilimsel akıl.

-AKLI-I MEÂD: Allah’ın müsaade ettiği nispette öteleri (gaybî, metafizik âlemi, ahireti) belirli bir dereceye kadar manen (kalben) görme veya anlama aklı ve(ya) idraki. Yani manevî akıl.

Klâsik eserlerde maneviyat odaklı akıl(AKLI-I MEÂD), genelde üç kısımda incelenmektedir:

1.) Fıtrî Akıl: Hemen hemen her normal insanda var olan, söylenen sözleri anlayan, iyiyi, kötüden ayırabilen, meseleleri anlayan ve idrak edebilen akıldır. Bu akıl, ruhun lisanı ve ilâhî tekliflerin de muhatabıdır.

2.) Akl-ı Hüccet: Tefekküre açık olan akıldır. Ruhun inkişafı ile ortaya çıkan, kendini idrak eden, ilâhî emir ve yasaklardaki mananın yanında dünyevî ve uhrevî maslahatları kavrayan akıl, ham düşünceleri daha ileri bir boyuta taşır. Fıtrî akıl, ruhun basit bir nuru almasına karşılık, bu seviyeye ulaşmış akıl, ruhun inkişaf etmiş bir ışığıdır.

3.) Aklü’t Tecrübe: Tekvinî (yaratılışla ilgili) emirleri okuyan, teşriî (İslâmî hükümlerle ilgili) disiplinleri kavrayan, okuduklarını sürekli terkip (sentez) ve tahlile (incelemeye) tâbi tutarak, ilim ve din (iman-maneviyat) yolunda ilerleyen akıldır (Marifetullah).

Hangi mertebede olursa olsun akıl, hem kendini, hem de kısmen de olsa bütün eşya ve hâdiseleri idrak edecek mahiyette aziz ve nuranî bir cevherdir. Diğer yandan rasyonel akıl veya bilim (pozitif düşünce), bilgi elde etmenin tek yolu olmamakla birlikte bilim ve düşünce dünyasındaki yeri de inkâr edilmemektedir. Manevî boyutlarıyla akletmek ise, rasyonel aklın ötesinde, varlığı (yaratılanı) ve Yaratını anlama çabasının adıdır.

Manevî Aklın Önündeki Engeller

Akıl, Allah tarafından insana hayır-şer ölçüsü olarak ihsan buyrulduğu halde, bazen en akıllı kimseler dahî nefsaniyet zincirinden kurtulamadıkları için, en büyük hata ve kötülükleri yapabilmektedir. Hâlbuki manevî aklına kullananlar, nefislerini kontrol altında tutabilir. Hz. Ali’nin ifadesiyle, “Nefsi, dünya için üzülmekten vazgeçirmek, (manevî) aklın meyvesidir.”

Buhari’de geçen bir hadiste Peygamberimizin (sav) “Şeytan birinize gelir, (mantıkî akıl ile) bunu kim yarattı, şunu kim yarattı? der, hatta Rabbini halk eden kimdir? der. Böyle bir vesvese (şüpheci rasyonel akıl) birinize ilka edildiği vakitte o kimse (manevî akıl ile) Allah’a sığınıp o vesveseye son versin” buyurduğu rivayet edilir.

Demek oluyor ki, aklın doğruyu/hakikati bulabilmesi için, şeytanî duyguların pompaladığı pür mantıkî akıl ve imanı zedeleyen şüpheci nefsanî duygulardan uzak durmak gerekmektedir. Şeytanî duyguların başında vesveseye yol açan itikadî şüpheler başrol oynarken, nefsanî duyguları harekete geçiren hastalıkların başında da kibir, öfke, hiddet, hırs, rütbe ve makam sevgisi, intikam hissi, güç gösterme sevdası ve günahlar gelir. Hz. Ali’nin sözüyle özetleyecek olursak “Aklın bozulmasının sebebi hevadır.” Bilindiği gibi heva, gönlün keyfî ve nefsanî isteklerine itirazsız uyma durumudur. Kuran-ı Kerim, nefsine uyup kalben akletmeyenlerin akıbeti hakkında şu uyarıcı bilgileri vermektedir:

“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler (kalp gözleri) körelir.” (Hac: 46).

Şuurlu Müslümanlar, kalbî körlük (manevî yönden akledememe) gibi ruhî hastalıklara hiç yakalanmamalıdır. Yakalananlar, hemen kalbî akılla tövbe istiğfar edip kendilerini manevî yönden rehabilite edip sabırla nefisleriyle mücadele etmelidir. Çünkü nefsanî hastalıklardan salim olmayan hiçbir rasyonel akıl, manevî/uhrevî kurtuluşa erişim açısından güvenilir değildir.

Velhâsıl-ı Kelâm

Eğer bazı hocalarımız, cümlelerin içinde izaha muhtaç bir ifade olarak İslâm, akıl mantık dini değildir” demiş ise, her zaman ki gibi yine hüsnü zan besleyerek, herhalde “İslâm, sadece rasyonel/mantıkî akıldan ibaret değildir” demek istemiştir yorumunu yaparak, mevzuyu kapatmış oluruz. Çünkü açıkladığımız gibi İslâm dini, dünya/bilim için hem rasyonel/mantıkî aklı, hem de ahiret/maneviyat/gayb gibi meta-fizik konuların izahı için gerekli gördüğü manevî aklı da ön plâna çıkartmaktadır. Bazı hocalarımız, belki de manevî aklı ön plânda tutayım derken, hiç farkına varmadan gayri ihtiyari olarak rasyonel aklı önemsememiş gibi bir duruma düşmüş olabilir. Bundan dolayı, onları hemencecik yargılamak, insaflı bir yaklaşım olmaz diye düşünüyorum.

Şimdi de Ahmet Hakan kardeşimizin yapmış olduğu nihaî yorumlarını kısaca değerlendireyim:

BİR: İslâm’ın manevî akıl ile ilgili fikrî açılımlarını görmeyip de sadece rasyonel/mantıkî aklı övücü yönlerini ön plânda tutmak, buz gibi bir ateizm propagandası olmasa bile sekülerleştirilmek/dünyevîleştirilmek istenen bir İslâm’dan başka bir şey değildir.

İKİ: “İslâm, akıl ve mantık dini değildir” diyen bir şahsı, adalet önünde hesap vermeye davet etmek, fikir ve ifade özgürlüğü açısından, ne kadar (vicdanî/manevî yönüyle) akıl dışı bir yaklaşım ise, rasyonel/mantıkî akıl izahlarıyla İslâm’ı dünyevileştirmek/sekülerleştirmek isteyen şahısları da mahkemeye vermek, o kadar absürt bir teşebbüstür. Doğrusu, İslâm ve akıl üzerinden farklı fikirler yürüten değerli hocalarımızın/bilim insanlarımızın tarafsız/bağımsız bir ilmî meclise davete edip, burada medenî bir şekilde müzakere etmelerini sağlamaktır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR
http://www.mirathaber.com/islam-hem-rasyonel-hem-de-manevi-akli-benimser-14-3706h.html


Back To Top